YaÅŸam
“Çocuklarımızı Çok Yönlü ve Donanımlı Yetiştirmemiz Lazım”
Ne zaman çocuklarla ilgili bir program olsa onu sahnelerde görürüz. Çocuklar da çok severler onu, tıpkı kendileri gibi yerinde duramayan, enerjik, kıpır kıpır, Hüseyin Goncagül ağabeylerini…
Hüseyin Goncagül; “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel mevizelerle çağır,” (Nahl, 125) ayetini kendine rehber yapmış bir sahne sanatçımız. Çocuklara neÅŸeyle, sevdirerek eÄŸitim vermeyi “Güzel mevize” ifadesinin kapsamı içinde görüyor. Osmanlının geleneksel sahne sanatlarını günümüze uyarlayarak, Hacivat Karagözle, İbiÅŸle, Nasrettin hocayla çıkıyor çocukların karşısına. Çocukları, onların anladığı dille; hediyelerle, neÅŸeyle ve sevinçle çağırıyor Allah'ın yoluna…
Bir bakıyorsunuz çocuklara bilgi yarışması yapıyor. Ama bu bildiÄŸiniz bilgi yarışmaları gibi deÄŸil. Hüseyin aÄŸabey soruyu önce İbiÅŸ’e soruyor. “İbiÅŸ bilemezse size soracağım. Dikkatli dinleyin.” Diyor. İbiÅŸ, tahmin edebileceÄŸiniz gibi, her ÅŸeyi yanlış yapıyor, hep yanlış cevap veriyor. Böylece çocukları güldürürken bir yandan da neyin yanlış olduÄŸunu gösteriyor. Çocuklar bir yandan onun yanlışlarına gülüp eÄŸlenirken bir yandan da doÄŸru cevap vermek için çabalıyorlar. DoÄŸru cevabı bilenler aferin alıyor, hediyeler alıyor.
Böylece eÄŸlenirken öÄŸreniyorlar. Ayrıca bilgilerini kullanma fırsatı yakalamış oluyorlar.
İbiÅŸ ve Karagöz gibi karakterler, yanlış davranışların gülünçlüÄŸünü ortaya oyup neÅŸelendirirken bir yandan da doÄŸru davranışları öÄŸretmek için bir vesile teÅŸkil ediyor. Çocuklara böyle oyunlu, eÄŸlenceli üslupla ders vermek, verilen dersi sıkıcılıktan kurtardığı gibi, etkili de kılıyor. Çünkü eÄŸitim sürecine duyguların etkisini de katmış oluyor. Sonuçta herkes doÄŸruyu yapmak ve beÄŸenilmek ister. İbiÅŸ gibi yanlış yapmayı ve küçük görülmeyi hiç kimse istemez. İşte doÄŸruları öÄŸrenmek için bu duygu motivasyonunu devreye soktuÄŸu için oyunlu eÄŸitim yöntemi çok faydalı oluyor.
Hüseyin Goncagül, Almanya baÅŸta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde gurbetçi çocuklara bu yöntemle İslami bilgi ve edep eÄŸitimi veriyor. Aynı üslubu televizyonda çocuk programlarında da uyguluyor.
Çocukların eÄŸitiminde drama dediÄŸimiz bu tarz uygulamalı yöntemlere yer vermek çok önemli. Çünkü çocuÄŸun bir bilgiyi ezberlemesi, yazılı sınavlarda soru çıkınca cevabını yazması her ÅŸey deÄŸil. Önemli olan o bilgiyi aklında tutması, hayat o bilginin rehberliÄŸinde bakması, o bilgiyi hayata geçirmesi, gerektiÄŸinde onu savunması…
Ne yazık ki günümüzde Müslümanların insan yetiÅŸtirme tarzında en büyük eksiklik bu. Dinimiz bize tebliÄŸ yapacak, iyiliÄŸi emredecek, kötülükten sakındıracak gerekli yerde tavrını ortaya koyacak güçlü karaktere sahip bir Müslüman yetiÅŸtirmeyi emrediyor. Ancak çoÄŸumuz bilgisini ifade edemiyor, savunamıyor. ÇoÄŸumuzda, bilhassa toplum önünde konuÅŸma cesareti yok. İşte bu eksikliÄŸin giderilmesi için çocukların drama tarzı eÄŸitimlerle kendisini ifade etmesi gerekiyor.
Çocuklar bu tarz eÄŸitimle, toplum önünde konuÅŸma cesareti kazanırken kendi beden dilini, ses tonunu kullanmayı da öÄŸreniyor. Hüseyin goncagül de eski bir öÄŸretmen olarak bunun öneminin farkında.
Son derece kıvrak bir zekaya sahip olan Hüseyin Goncagül’ü seyretmek çocuklar kadar büyükleri de cezp ediyor. Yaptığı esprilerin arasına serpiÅŸtirdiÄŸi mesajlarıyla her yaÅŸtan insana ders veren Hüseyin aÄŸabey, İslamî kültüre sahip bir sanatçının nasıl olması gerektiÄŸiyle ilgili çarpıcı bir örnek oluÅŸturuyor. Goncagül Tiyatrosu’nun kurucusu, sanatçı Hüseyin Goncagül İslam’ın mütebessim yüzü olmak için çıktığı bu yolda inancımızı güler bir yüzle anlatmayı hedefliyor.
GeçtiÄŸimiz aylarda mülteci ailelerin çocuklarını biraz olsun neÅŸelendirmek için düzenlenen piknik programında gördük onu. Yine çocukları sahneye çıkarıyor, yarışmalar yapıyordu. Samimi ve esprili üslubuyla eÄŸlendirirken eÄŸitiyordu. Röportaj isteÄŸimizi kırmadı. Sizin için konuÅŸtuk.
Hüseyin Goncagül, 1955 yılında, Üsküdar'da doÄŸdu. İstanbul İmam Hatip lisesinde okurken bir yandan da Devlet Tiyatroları oyunculuk sınavını kazanarak, 3 yıl çocuk oyunlarında çeÅŸitli roller aldı. Milli Türk Talebe BirliÄŸine devam ettiÄŸi günlerde Necip Fazıl’ın Mukaddes Emanet eserinde vazife aldı.
1980'de Marmara Üniversitesi İngilizce ÖÄŸretmenliÄŸini bitirdi. 13 yıl İstanbul’da özel okullarda öÄŸretmenlik yaptı. 1992'de Türkiye'de özel radyo ve televizyonlar açılmasıyla medyada programlar yaptı. “Halk Meclisi”, “İstanbul Bülteni”, “İstanbul Kazan Ben Kepçe”, “Sahuru Beklerken”, “Goncagül’ün Kepçesi”, “Tatil EÄŸlencesi”, “Aileler Yarışıyor” ve “Teneffüs” adlı çeÅŸitli stüdyo ve aktüel programlar hazırlayıp sundu. BaÅŸta Almanya, Fransa, İsviçre, Hollanda ve Avusturya gibi çeÅŸitli Avrupa ülkelerinde, son yıllarda, yurtdışında gurbetçilerimize, yönelik programlar yapıyor. Osmanlı'nın 700.yıl anısına çıkardığı albüm ve Goncagül Çocuk İlahileri, KutluÇocuk İlahileri adlı albümleri var. Evli ve iki çocuk babası.
Hüseyin AÄŸabey, çocuklar ve gençler için sanat ve gösteri dünyasında öne çıkan isimler her zaman cazip bir rol model olmuÅŸtur. Siz sahnelerde çocukların severek seyrettiÄŸi, hareketli, renkli bir sima olmakla birlikte, inancımızı, duygularımızı satır aralarında mesaj olarak veren bir sanatçısınız. İlk olarak ÅŸöyle sormak istiyorum, sizin için sanat nedir?
Hüseyin Goncagül: Sanat nedir, deyince hemen aklıma Necip Fazıl’ın o meÅŸhur beyti geliyor. Üstad, tabi yıllarca bizim sanat dünyamızda duayen olmuÅŸ, o çok güzel tarif etmiÅŸ. Malum bütün sanatların merkezi ÅŸiirdir. Åžiir, güzel söz söyleme sanatıdır ve hiçbir sanat sözsüz olmaz. İşte diyor ya, “Anladım iÅŸi sanat Allah'ı aramakmış. Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.” Biraz önce sahne alan Suriyeli sanatçı bize bir ÅŸey söyledi, “Dikkatimi çekti, siz nasıl bir ÅŸey yapıyorsunuz, çocuklara eÄŸlence yapıyorsunuz ama arada da mesajlar veriyorsunuz. Çok hoÅŸuma gitti,” dedi. O da etkilenmiÅŸ bundan. Biz sünnet düÄŸünlerinde de meÅŸru bir eÄŸlence olsun, diye gidiyoruz. Nasıl ki Osmanlıda, geleneksel Meddah, Ortaoyunu, Karagöz Hacivat, KeloÄŸlan gibi gösteriler varsa biz bunları sünnet düÄŸünlerinde yapıyoruz. Mevlit yerine o karakterleri kullanarak hem hoÅŸça vakit geçirtiyoruz çocuklara, hem de mesajlarımızı o karakterlerin aÄŸzından vermiÅŸ oluyoruz. Arada ilahi de oluyor. Hep bir ağızdan mehter marÅŸları ilahiler tekbirler getiriyoruz. Çocuklar da, büyükler de hem hoÅŸça vakit geçirmiÅŸ oluyor, hem manevi duyguların neÅŸe ve coÅŸku ile de yaÅŸanabileceÄŸini göstermiÅŸ oluyoruz bir yerde...
Mizah çocukların daha çok ilgisini çeken ve hoÅŸuna giden bir tarz, öyle deÄŸil mi? Çocuk ve gençler hep güldürecek ÅŸeyler arıyor. Ama bu konuda küfürlü, müstehcen esprilere baÅŸvurmadan, temiz mizah yapmak gerekiyor. Sanki Müslümanlar bu alanda pek aktif deÄŸil, ne dersiniz biraz tıkanıklık mı var?
Hüseyin Goncagül: Güzel bir noktaya parmak bastınız. İşte bu noktada İslamı fıkhetmiÅŸ, inceliklerini kavramış sanatçılara ihtiyacımız var. Yoksa bir genci birden bire sahneye çıkarırsan bir bakıyorsun kırmızı çizgileri aşıveriyor. O yüzden önce İslami kuralları iyice öÄŸrenmesi, benimsemesi lazım. Yoksa hiç ummadığınız yerde, öyle ÅŸeyler yapar ki, alkışladığınız sanatçı “Niye bunu yaptı?” dersiniz. İslamî eÄŸitim bakımından altyapısı olmayan kiÅŸiler sahneye çıkınca sonradan bizi hayal kırıklığına uÄŸratabiliyor. O yüzden iÅŸin temeli, bizim sanatçılarımız ya İmam hatipli olacak, ya İslami kültür kodlarımızı çocuÄŸa kazandıran eÄŸitim merkezlerimizden yetiÅŸmiÅŸ olacak. Çok yönlü eÄŸitim ÅŸart.
Aklıma ÅŸu geliyor, batıda Papazlar önce bir fakülte bitirirler sonra kendi ilahiyatlarını okurlar. Yani önce fizik, matematik, tarih, coÄŸrafya gibi bir alanda kültür alıyor, tıpkı Osmanlı gibi. Fatih Sultan Mehmet, matematik de biliyordu, astronomi de biliyordu, devrinin bütün fen ilimlerini de biliyordu, İslamî ilimleri de biliyordu. Mesela İstanbul’u fethederken kullandığı o topların hesaplamalarını kendi yapmış. Biz bugün o çok yönlü eÄŸitimi terk ettik. Din âlimi yetiÅŸtirirken de Arapça öÄŸrensin, “da-ra-be, yed-ru-bu” öÄŸrensin diyoruz, ama bu sefer yetiÅŸen kiÅŸiler hayattan o kadar kopuk ki, cemiyet içine çıkınca yeterli olamıyor, tıkanıp kalıyor. Din alimi sadece dini konuları öÄŸrenir, anlayışından vazgeçmeliyiz. Bu sanat içinde geçerli. Kendi sanatçımızı yetiÅŸtirirken de çok yönlü eÄŸitim gerekiyor. Müslüman bir sanatçı, kendi dininin hassasiyetlerini öÄŸrenecek, sanatını da öyle yapacak.
Gelelim mizaha, Peygamberimiz zaten mizah yapmış. MeÅŸhurdur, Peygamberimize bir yaÅŸlı kadın geliyor, cennete girmesi için dua etmesini rica ediyor. Peygamberimiz “Kocakarılar cennete giremeyecek,” diye mizah yapıyor. YaÅŸlı bir kadın üzülünce, “Cennete yaÅŸlı olarak girmezsin, o zaman genç olursun,” buyuruyor. Sonra Hz. Enes radıyallahu anhuya “İki kulaklı” diye mizah yapıyor. (Tirmizî, Birr 57)Peygamberimiz her zaman ciddi, çatık kaÅŸlı, yanına yaklaşılamayan bir kiÅŸi deÄŸil. Aksine tebessüm etmek en büyük özelliÄŸi. Hep güler yüzlü, ÅŸaka da yapan, gülümseten, kalpleri ısındıran bir ÅŸahsiyete sahip. Ayet-i kerimede buyrulduÄŸu gibi, “Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuÅŸak davrandın! Åžayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç ÅŸüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi...” (Ali İmran; 159) Müslüman güler yüzlü olur, mizah duygusunu kaybetmez. İslamı fıkhederek, mizahını da ölçülü, kaliteli yapar. Zaten mizah hayatın içindedir, kendiliÄŸinden gelir.
Bazı hoca efendiler de vaaz ederken mizahi bir üsluba baÅŸvuruyor, bu insanların ilgisini çekiyor, daha çok dinleniyor; öyle deÄŸil mi? Çünkü mizah zekayı uyarıyor, uyuklayanı uyandırıyor. Hüseyin AÄŸabey, maÅŸallah dikkat ediyorum, çok hazır cevapsın, hızlı bir ÅŸekilde hemen duruma dair espri buluyorsun. Ustalıkla konuÅŸmaları birbirine baÄŸlayışın, mesajını da aradan esprili bir dille veriÅŸinde hep zekâ parıltıları var. Enerjin hiç bitmiyor sanki, kıpır kıpırsın. Çocukların ve gençlerin de hoÅŸuna giden bu zaten. Çocuklar öyle çok ağır baÅŸlı, sakin sakin ÅŸeylere ilgisini yoÄŸunlaÅŸtıramıyor, maalesef. Nasıl oluyor bu, o anda mı aklına geliyor?
Hüseyin Goncagül: Evet, o anda geliyor. Beyin sahnedeyken çok hızlı çalışıyor. Hani hard diskler, flaÅŸ bellek filan takınca birden “vuuvvv” diye hızlanır ya, öyle. Bizim, tabi, en büyük malzememiz kelimelerle oynamak. Öyle bel altı espriler filan yapamayacağımız için… Hacivat’la Karagöz de öyle oynamış beÅŸ yüz yıl, kelime esprileriyle. Nasrettin Hoca da öyle. Böylece meÅŸru zeminde kalabiliyoruz. Tabi bu bana İmam Hatipli olmanın getirdiÄŸi bir avantaj. Kelime haznemizi zenginleÅŸtiren bir eÄŸitim, Arapça var, Farsça var…
Çocuklarımız internette komik videolara tıklıyor. Çocuk bu gülmek istiyor. Ne yazık ki çoÄŸu temiz, düzgün ÅŸeyler deÄŸil. Hâlbuki bu alanda üreten, mizahi bir dille kendi duygu ve düÅŸüncelerimizi aktaran sanatçılarımız yetiÅŸse… Çünkü İslami eÄŸitim demek sadece bilgi aktarmak demek deÄŸil, ortak sevgileri, ortak tepkileri, kısaca ortak duyguları da aktarmak demek. Bu da ancak sanat yoluyla mümkün... Ama ne yazık ki bizim ailelerimiz çocuklarını pek gösteri dünyasına, sanata yönlendirmiyor. Yönlendirecek olsa da onlara doÄŸru rehberlik edecek ustalar, temiz ortamlar ne kadar var, tartışılır. Bunun önemi ne kadar anlaşılıyor?
Hüseyin Goncagül: Bakın ismini vermeyeyim, Sabataistlerin (Müslüman görünen kendi içlerinde Yahudi olan bir grup) bir koleji var. Oradan mezun olan her çocuÄŸun bir sanat dalıyla uÄŸraÅŸması mecburi. Kaçımız Abdulhamit Han’ın piyano çalmayı bildiÄŸini, biliyoruz? Osmanlı PadiÅŸahlarının hepsi ÅŸairdi, hepsi sanatla uÄŸraşıyordu. Åžimdi biz burada, ormandayız deÄŸil mi? Bakın yaprakların hepsinin farklı bir deseni var. Burada Allah'ın el-Musavvir ismi var, tasvir yapmış Rabbimiz, burada bir sanat var. Sanat Allah'ı aramaktır. Çocuklarımızı sanata yönlendirmemiz lazım.
İmam Hatiplerde olsun, baÅŸka okullarda olsun. Çocuk hatla, tezhible uÄŸraÅŸacak. Hem kafasını dağıtacak çocuÄŸun, enerjisini yoÄŸunlaÅŸtıracak. Hem de çocuÄŸun ilahi nefeslere doÄŸru yol almasını saÄŸlayacak. Ne yazık ki bunun önemi kavranamadı. Bu sebeple halen TRT’de, belediyenin kültür merkezlerinde İslam düÅŸmanı ideoloji mensupları hâkim. Müslümanlar sanata soÄŸuk bakıyor. Hâlbuki Osmanlıda mehter takımı vardı, ne diyor meÅŸhur marÅŸta, “Gafil ne bilir neÅŸve i pür ÅŸevk i vegayı. Meydan ı celadetteki envar ı sefayı” ( SavaÅŸta ÅŸevkle atılan naraların neÅŸesini gafil ne bilir? Er meydanının gönül ÅŸenliÄŸinin nurunu?)
O mehter takımı, Åžeyhülislamla birlikte sefere çıkardı. Üç yüz sene, ta Viyana kapılarına kadar gittiler. Bizim cenahta ise inÅŸaatçı çok ama adam inÅŸa etmiyor, bina inÅŸa ediyor adam. Mesela kolej yapıyor, yüzme havuzu yapıyor, iyi güzel, beden eÄŸitimi de lazım ama ya ruh eÄŸitimi? Bu çocukların sanatla meÅŸgul olması lazım…
Ne yazık ki çocuklarımızı sadece sınav kazanmaya yönlendiriyoruz. Mesela çocuklarımız tebliÄŸ yapsın, İslam’ı anlatsın, diye arzu ederiz ama çocuÄŸumuzda o medeni cesaret nasıl olacak? Çocuklarımız, İslam’ı anlatmak bir yana derdini bile anlatamıyor. Drama dersleriyle çocuklara kendi seslerini, beden dillerini kullanmayı öÄŸretmemiz gerekiyor, deÄŸil mi?
Hüseyin Goncagül: Onu bırakın, öyle vaizlerimiz, hatiplerimiz var ki, diksiyon bile yok. Geçen gün Cuma namazına gittim, hep aynı ses tonuyla bağırıyor. Hâlbuki İmam Hatipte, İlahiyatta hitabet dersi almış olması lazım. Sesini kullanmak çok önemli, mesela CumhurbaÅŸkanımız çok iyi hatiptir. Gerekli yerde sesi indirip gerekli yerde yükseltiyor, gerekli yerde nükte yapıyor. Böyle ahenkli bir ÅŸekilde hitab etmek lazım. Hani Mehmet Akif diyor ya, “Asrın idrakine söyletmeli İslamı” İşte asrın idrakine söyletmenin yolu, sanat. Bakın biz kendimiz sanatız, Allah'ın sanatıyız. Allah insana çok kabiliyetler koymuÅŸ, öyleyse bunu geliÅŸtirmek lazım. İslamı anlatabilmek için çok donanımlı insan yetiÅŸtirmek lazım.
Sizi önce sahnede tanıdık, Hasan Nail Canat, Ulvi Alacakaptan aÄŸabeylerle, İnsanlar ve Soytarılar oyunuyla. Sonra devam ettirilemedi. ÖÄŸretmenliÄŸe döndünüz zannederim. “KeÅŸke” dediÄŸiniz bir ÅŸey var mı, hayatınızda?
Hüseyin Goncagül: On üç yıl İngilizce öÄŸretmenliÄŸi yaptım. ÖÄŸretmenlik yaparken de tiyatro yapardım. Çünkü drama, öÄŸretim tekniÄŸidir aynı zamanda… KeÅŸke dediÄŸim tek ÅŸey, keÅŸke bizim düÅŸüncemizdeki belediyeler, Allah onlara bu imkanı verdiÄŸinde bize öÄŸrenci yetiÅŸtireceÄŸimiz merkezler verseydi. Hasan Nail Canat gitti, Hüseyin Goncagül de gidiyor, yenileri yetiÅŸseydi. Mesela öteki zihniyetteki belediyeler hep kendi sanatçılarını korumuÅŸ kollamışlar. Biz hep emeÄŸimizle hayata tutunmaya çalıştık. Aslında sol ideolojik olarak bitti ama onlar kültür sanatı elde tuttukları için bitmiyor, bitmemiÅŸ gibi sürdürüyorlar. Biz ise kendi gençliÄŸimizi yetiÅŸtiremiyoruz. Bunun önemini hiç kimse tam olarak kavramadı. Tayyip ErdoÄŸan miting alanlarında o kadar bağırdı kültür belediyeciliÄŸi diye ama demek ki yetmedi.
İnÅŸallah önemini kavrarız, bu yolda çalışanları destekleriz. Çok teÅŸekkür ederiz.
Hüseyin Goncagül: Ben teÅŸekkür ederim.

Henüz yorum yapılmamış.