Yazar : 480 Ömer İdris Akdin - Gelecek İçin UMUT Çağrısı
17 Agustos 2017 Perşembe

Gelecek İçin UMUT Çağrısı

Ömer İdris Akdin

17-05-2017 13:54

Gelecek İçin UMUT Çağrısı

Gündüzün kapıları açılıyor bize. Öğretilmiş yalan, yalanın içinde kıvrılmış engerek, bu kendini sokup yok edecek müstebit igvanın düzeni yerle bir oluyor.  Herkes herkese koşuyor çünkü herkesin çaresi herkeste. Kelimelerin ve cümlelerin derin nutuklar tanrısına kurban edildiği bir ülkede itirazın diliyle konuşmayı öğrendik.  Teslim olmuşluğumuzla gelen özgürlüğü ciğerlerimizi acıta acıta içerimize çektiğimizde bildik; yoktur Allah’tan başka ilah ve yere batsın işvekar uygarlığınız! Dağlarında nergis kokusu dolaşmayan, kentlerinde ahde vefanın kovulduğu coğrafya ve kanı kanına karışıp halvet olmamış her insan topluluğu helakin yakıcılığını beklesin.

 

Umut kırıcıları boş verin. Tarihin her deminde bu tür yara kaşıyıcılar ola geldi. Doğudan batıya doğru iz süren bir ses ile birbirimizi anlayacağız. İki tarafı keskin bir kılıç gibidir bu ses, hangi yanına sarılırsan diğerinden kan damlar. Kimse kimseye düşmemeli, onurdur ki kişi düşenin elinden tutup kaldırmalı, alnından öpmeli, yüreğine dokunmalı ve doğudan batıya doğru akan o sesin künhüne varmalı. Her değer yaşamak için vardır, onurlu, başı dik ve rüzgar gibi esenlikle. Kim diyorsa bir değer inşa ettim gel de öl. Yalancının tekidir. Kim diyorsa ki kurtuluş reçeteniz irademle yazdığımdır, tabi ol da kurtul. Düzenbazın hasıdır. Toprağın soluğunu, bir dağ menekşesinin irkilişini ve çiseleyen gökyüzünün sükunetini akletmeden yaşayan kim varsa  cücelerin düzenini çağırıyor demektir.

 

Din, dil, renk ve anlayış ayırt etmeden insandan yana, insanlıktan yana kat’i bir tercih yapmak ve saf belirlemek, hayatı yeniden insan iklimine kavuşturmak için yürek yüreğe bir direniş cephesi kurmak… Edebiyatı ile, düşüncesi ile, hal ile irfan ile insanlıktan yana saf tutmak ve insanın bayrağını yükseltmek… Yeryüzünü kasıp kavuran şirkin mücessem hali makineleşme çağına, soysuzluk çağına karşı ahsen-i takvim veçhesini insanlığın direniş sembolü olarak yeniden yükseltmek… İşte tarihin ruhundan önümüze serilen muhteşem bir örnek… 99 yıl öncesi… İnsanlığın son direniş hattı büyük bir saldırıyla karşı karşıya… Dünya’yı kasıp kavuran cinnet, tam teşekküllü ordularıyla Çanakkale önlerinde. Amaç insanlığın son direniş hattını ortadan kaldırarak, insanlığın kalbini ele geçirmek. İnsanlığı şeytana karşı koruyan son kale; Osmanlı’nın kalbi düşürülürse, insanlık da düşecek. İnsan olan, insan kalan herkes bunun farkında. Değil Türkü; Kürdü, Arabı, Hintlisi, Afrikalısı, Ermenisi, Rumu herkes durumun farkında. Bu kaleyi, insanlığın son direniş hattını kaybederlerse, insanlık düşecek ve karanlık bir çağ başlayacak. Doğu’da Kürt müfrezeleri ayakta, Suriye’de, Irak’ta, Gazze’de toplanmış Arap savaşçılar fevc fevc  istikamet halinde, uzaklardan tâ uzaklardan kara adamlar; Sudan’lar dillerinde özgürlük şarkıları… Sonra Ermeni ve Rum birlikleri… Süryaniler… Kuzeyin delikanlıları; Lazlar ve Çerkezler akıyorlar mahşer yerine doğru. Tekke ve dergahlar boşalıyor… Önlerinde şeyhleri Mevlevi alayları, Nakşibendi tugayları… Ali’nin hatırına düzen almış Kızılbaşlar… Bütün mektepler boşalıyor… Gencecik fidanlar… Geleceğimiz… Bu cephe düşerse bir geleceğin olamayacağını bilenler… Herkes, her kendini insan bilen; dağdaki çobanından, çöldeki bedevisine biliyor ki insanlığın son adasının kalbi yani İstanbul düşerse insanlık düşecek. Çanakkale’de yaşanan bu; insanlığın vicdanı şeytanın saldırısına karşı tek vücut!

 

Çanakkale dendiğinde böyle bir yüksek ruhtan söz ediyoruz. Bu ruhta Türk’ü, Kürd’ü, Arab’ı, Çerkez’i, Laz’ı, Ermenisi, Rum’u, siyahisi; herkesin emeği var. Bu emek insanlığın direnişine işaret eden bir emekti. Sonra ne mi oldu? Modern zamanların ilk büyük kapışmasında insanlık kaybetti. Topraklarımız  aç kurtların arenası haline geldi. İstanbul düşünce, Osmanlı düşünce, insanlık da düştü. Topraklarımızı talan eden saldırganlar ele geçirdikleri her toprak parçamızda birer devlet kurmaya çalıştılar. Başlarına geçirdikleri diktatörleri ile şeytana satılmış ruhlarıyla yüzyıla yakın bir süredir, isimleri katiller tarafından konmuş, bayrakları katiller tarafından belirlenmiş, sınırları katiller tarafından çizilmiş onlarca yönetim, insanlığı zapt-u rapt altına almak için her türlü hileye ve zulme başvurdu. Bu yalan düzen, adı Irak ya da Suriye ya da İsrail ya da Ürdün ya da Kuveyt ya da Suudi Arabistan, Tunus, Cezayir veya Libya olsun, sahte yönetimler üzerinden kutsal sınırlar içerisinde insanlığı hapsetti.

 

Bu gün kadim coğrafyaların üzerine kondurulmuş yönetimlerin çatırdamaya başlaması göstermektedir ki insanlık yeniden büyük direnişe hazırlanıyor. Zincirlerinden kurtulmaya çalışıyor. Yaşananlara bir isim konulacaksa bu “insanlık baharı” olmalı. Katiller tarafından korunmaya çalışılan her düzen, her zulüm düzeni tabiatı itibarıyla tarihin çöp sepetinde yerine alacak. Tıpkı yüz yıl öncesinde olduğu gibi insanlık yeniden toparlanıyor. Asıl hesaplaşma için haylice vakit ve yol var. Dünya’yı kasıp kavuran, insanı nesneleştirip devre dışı bırakarak, onu üretim ve tüketim arasında  bir sünepe haline getirmeye çalışan küresel sarmalın yok edilmesi büyük idrak ve emek isteyen bir süreç.

 

Karşılaştığı her değeri dönüştürerek kullanılacak bir meta haline getiren bir düzenden söz ediyoruz. İnsanın eksikliğini ve zaaflarını iyi tespit ederek ‘hız ve haz’ üzerinden düzenini tahkimleştirmeye çalışan bu çok boyutlu ve çok suretli saldırı ancak insanlığın değerleri yeniden inşa edilerek yok edilebilir. Bu gün yeryüzünde süregelen kaos insan soyuna karşı yapılmış büyük bir saldırı ile başladı. En ince detayına kadar hesaplanmış sofistike bir saldırıydı bu. İnsan muhayyilesini alamayacağı kadar grift ve insanlık dışı yöntemler içeriyordu. Gelip geçen onlarca nesil böylesi bir şokun tahribatıyla hareketsiz ve teslim alınmış olarak kayboldu gitti. Karşılarındaki devasa organizma karşısında yaşadıkları şaşkınlık ve düştükleri aşağılık kompleksi, kendilerini insanlaştıracak değerlere yüz çevirmelerine yol açtı. Kurulan cüceler düzeni,  küresel dev aynalar ile insanları korku ve acziyet içerisinde kişiliksizleştirmeyi amaçlıyordu. Oysa insana, insanlığının varoluş değerlerini hatırlatan, varlığının doğal sonucu olan hikmetin kapılarını açan ve bütün reddedişlerinin hasılası olarak ona özgün bir duruş kazandıran, bütün zamanların en anlamlı çağrısı ile; Tevhid ile başlayacak bir yürüyüş insanlık çağını yeniden inşa edebilir. Gerçeğin kurgulanmış düzeninde çürümeye terkedilmiş insanı, hakikatin evrensel ufkuna kavuşturacak bir çizginin varlığı, insanlığın umudu olmaya devam ediyor.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA