22 Ocak 2017 Pazar

Anti Emperyalistler Emperyalist Olunca…

Abdulaziz Tantik

28-10-2016 15:58

Anti Emperyalistler Emperyalist Olunca…

Bir dönemler İslam Dünyasında antiemperyalist olmak insan olmak ve bir şuur sahibi olmakla eş değer bir durumdu. Bütün muhalif gruplar anti emperyal tutumları ile övünç duyarlardı. Ve kendilerine emperyalist denmesini en büyük hakaret olarak kabul ederlerdi. Eğer muhalifini suçlamak gerekirse de emperyalist uşağı denerek en büyük hakareti yapmış olunurdu.

Yukarıda dile getirdiğim şey modern dönem için geçerliydi. Post modern döneme geçince meselenin rengi de değişti tabii ki…

Dünya iki kutuplu olmaya devam ediyor ama ilişkileri iki kutuplu bir dünyada kazandığı işlevselliği görmüyor. Dün Amerika ve Rusya vardı. Biri emperyalist idi. Diğeri ise sosyalist ve ezilenlerin yanında yer alıyordu. Propaganda buydu. Bugün ise küreselciler var: insan hakları, demokrasi ve özgürlük teraneleri eşliğinde ülkeleri işgal ediyorlar ve bunu demokrasi götürme adına gerçekleştiriyorlar. Ama milyonlarca insan ölüyor, ülke kan gölüne dönüyor, iç savaş çıkartılıyor, insanlar birbirlerini öldürüyor ve para babaları bıyık altından gülerek bu ölümlere ağıt yakıyor ama ellerini dahi kıpırdatmak gibi bir eyleme geçiş emaresi dahi yok!

Düne kadar antiemperyalist olan örgütler, yapılar, düşünceler ise bugün küreselcilerin uzattığı o kanlı ve kirli eli tutmakta bir beis görmüyor ve o ele dört elle sarılmaktan da kaçınmıyor. Söylemde bir değişiklik yok, eylemde ise tam aksi istikamete yönelme ise kaçınılmaz…  Türkiye de ise Ak Parti için ve lideri için hep emperyalistlerle kol kola Amerika ile iş tutuyor diyorlardı. Kendi muhalefetlerine meşru bir zemin oluşturma gayreti için… Ama bugün o kişiler, örgütler, hareketler ve yapılar bölgede Amerika ile iş tutmakta bir sakınca görmüyorlar ve bunu kendi haklarına kavuşmanın bir imtiyazı olarak kabul ediyorlar. Ama sorsanız onlara hala antiemperyalist olduklarını dile getirmekten de imtina etmezler.

Ne oldu da bu değişim gerçekleşti…

Küresel emperyalistler emperyalizme çağ atlattılar. Ulus devlet marjını yok etme ve önlerindeki en büyük engelin ulus devlet sınırları olduğunu gördüler, gözlemlediler. Bu yüzden de ulus devleti savunan bütün unsurlara savaş ilan ettiler. Bunu da süslü propagandalarla desteklediler. Globalleşme, küreselleşme, değerin evrenselleşmesi, sınırların artık ortadan kaldırılması, dileyen dilediği şekilde dilediği yere gidebilmesi ve ticaret kapitalizminin önünün her türlü engelden temizlenmesi gerektiği vs… onlarca slogan söylenebilir. İşte bu durum beraberinde yeni bir stratejiyi getirdi: bu strateji; kaos… Bütün büyük yapıların, düşüncelerin, hareketlerin ve devletlerin; yani her türlü büyük kurumların –istisnası sadece küresel sermaye şirketleridir- un ufak edilip dağıtılması ve sermayenin önünün temizlenmesidir. Bu durum aşağı yukarı 90lı yıllardan beri böyle tezgâhlanıyor.

İşin içinde tabii ki medeniyetler çatışması tezinden medeniyet içi çatışmaya yönelik strateji arayışlarının varlığını göz ardı etmeyelim… Bu tez çerçevesinde masum gibi görünen ve aslında bir yıkımın başladığı tarih olarak kayıtlara geçen Arap Baharı diye tesmiye edilen halk hareketleri ile despot rejimleri yok etmeye başladılar. İşin ucu sarpa sarınca bu sefer o halk hareketini boğmaya ve bu durumdan hareketle de bir kaos çağını başlatmaya karar verildi. İlk işareti de neo-conların Amerika sisteminde yeniden iktidara gelmeleri ile başladı. Suriye krizi derinleştirilerek bir bataklığa dönüştürülürken yeni ittifakların ortaya çıkmasına da neden oldu. Küreselciler büyümeyi göze alan ama bu büyümeyi sosyolojik ve siyasi olarak yapabilecek güce sahip olmayan kesimlere destek sunarak onları kendi saflarına aldı ve onlara büyük vaatlerde bulundular. İşte bölgesel kaosta önce İran, sonra PKK ve uzantısı PYD üzerinden tekliflerde bulunuldu. Korku üzerinden başlangıçta Suudi Arabistan ve prenslikleri yanına çekti. Meselenin ne olduğu anlaşılınca işin ucunun kendilerine yöneldiğini gören Suudi Arabistan geri çekildi. Ama bu arada Mısır kaybedildi. Ve Suriye üzerinden şimdi Irak zaten bir kargaşa ve karşama içindeyken bu Musul hareketi ile daha derinleştirilecek bir düzeye taşınması isteniyor. Bütün demografik yapıyı önce İŞİD üzerinden stabilize ederken bugün bu durumu derinleştirmek için Haşdi Şabi adlı Şii örgüt kullanıma hazır hale getirildi.

İşin garibi başından itibaren despot rejimlerin gitmesi ve oraya halkın kendi seçtiği iktidarların gelmesinin meşru bir tutum olduğunu dillendirdi Türkiye. Yola çıktığı güçlerle yol ayrımına gelince onlar tarafından birden fazla yapılan hamlelere cevap verebildi. En büyüğünün en sona bırakıldığı ve ilahi yardımın açık bir şekilde görüldüğü 15 Temmuz Darbesi de püskürtülerek önemli bir üstünlük sağladı, bu küresel emperyalist ticari kolonizasyon ve uzantılarına…

Şimdi meselenin başına dönelim: Ak Parti ve Erdoğan için Amerika ile iş tutuyor, emperyalistlerle birlikte hareket ediyor diyen bütün örgütler; içte ve dışta bugün Amerika ile iş tutmayı bir marifet addediyor ve sanki kendi antiemperyalist tutumlarına zarar vermez gibi görünüyor. Ne karşılığında? Kendilerine sunulan bir ‘kemik’ için ve tabii ki post modern kültürün yeni felsefesi içinde meşrulaştırılmış bütün etnik ve mezhebi alt kültürlerin meşru olduğu savı ve onların kendi iktidar alanlarını oluşturma çabalarına verilen koşulsuz ve sınırsız desteği görme umudu…

Yani yutulmaya hazır bir lokma umudu onları sahip oldukları ve kendi meşruiyetlerini sağlayan tutumlarından vazgeçerek bu yeni durumu içselleştirmiş ve tam koşulsuz bir şekilde yapılan işleri onaylarken verilen emirleri harfiyen yerine getirme konusunda bir itirazları da yoktur. Hatta bu durum onların intiharına neden olsa da: hem psikolojik, hem sosyolojik, hem siyasi ve hem de kimliği oluşturan kültürel donanımları da dâhil olmak üzere…

Evet, Türkiye’de bütün sol örgütler; Kürtler ve Türkler ile Alevisi Sünnisinin dahil olduğu yapılanmaların tümü, liberal ve demokratların önemli bir kısmı ve Kemalist oldukları iddiasını taşıyan birçok unsur… (İstisnası tabii ki olacaktır ve onları ayrı tutuyorum.) Dışarıda ise İran ve Lübnan Hizbullahı ve irili ufaklı bütün Şii örgütler ile PKK uzantısı PYD ve en önemlisi Daiş olarak tesmiye edilen dini örgütlenme… Bunlar kendilerini antiemperyalist ilan ve kabul ediyorlardı. Erdoğan ise Amerikan yandaşı idi…

Flaş cümle ise şu: Bugün Erdoğan antiemperyalist ve bütün dünün antiemperyalist unsurları ise bugün Amerikan yandaşı konumuna geldiler. Hala Erdoğan düşmanlığını da bu düzeyde sürdürmeye devam ediyorlar. Ama bu gerçek bugün tam olarak konuşulmasa da yazılmasa da muhakkak tarih bunu kayıt altına alacak ve bu gelecek nesiller tarafından da sorulacaktır.

İnsanlar en çok iddialarından vurulurlar…

Galiba gerçekleşen de bu…

Selam, hidayete tabi olanlaradır.

YORUMLAR
  • Mustafa Öner   28-10-2016 22:27

    elde var bir Erdoğan!

Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA

Türkiye 'Avrupa Birliği' ile ilişkilerini sürdürmeli mi?

Evet
Hayır
Kararsızım