Makale
Tekasür-Çoklukla Övünmek Cahileye Adetidir
İnsan nefsi, İslam ile terbiye edilmediği, meşru olan isteklerle meşru olmayanların sınırını belirleyecek hak bir ölçü bulunmadığı için hiçbir surette doymak bilmemektedir. Yeter diyebilmek, kanaat sahibi olmak, her şeyi kararında bırakabilmek tamamen bir nefis terbiyesi ve şer’i ölçülere riayet meselesidir.
Bir nevi doyum ve rahatlık demek olan mutmainlik, ha bire doldurmak ve tıkınmakla durmadan yığmak ve depolamak ve bir lüksten daha başka ve daha ilginç, daha cazip bir lükse geçmekle sağlanmıyor, ancak mutlak kurtuluş nizamının verdiği terbiye ve ölçüler içerisinde sağlanabiliyor. Kur'an'ın terbiyesinden geçmemiş insan, dünyevileşme hastalığına yakalanıp gaflet içinde çoğaltma, yağma meşgalesi içerisinde kibirli bir hayat yaşar. Bu gafletin içinde insan mezara kadar oyalanıp durur.
“O dünyayı kazanmak için birbirinizle-çoklukla-yarışmanız sizi o kadar oyaladı ki. Bu sevgi sizi kabirlere kadar getirdi.” (Tekasür 102/1-2)
Çoğaltma yarışı insanlara o kadar musallat olmuştur ki onlar, daha önemli şeylerden gafil olmuşlardır. Hak sahibi olanlar haklarından ve o hakları yerine getirmek farziyetlerinden gafil olmuşlardır. Onlar hayat seviyeleri yükselsin diye kendilerini o kadar kaptırmışlardır ki insani seviyelerini düşürmeyi bile göze almışlardır. Refah içinde dünyevi lezzetler ve çok fazla imkanlar elde etmek isterler ancak sonunun ne olacağını düşünmezler tüm nimetlerden hesaba çekileceklerini unuturlar. İslami terbiye ile nefis tezekki edilmezse arzu ve isteğin üretim ve tüketiminin bir sonu bir sınırı yoktur. Beslendikçe azmanlaşan nefis, daha çok şeyler isteyecek ve durmadan tüketecektir.
İslami anlayışta, tüketimde esas olan ihtiyaçtır. İhtiyacın ötesindeki bir talep ise yapay bir taleptir. Kur'an'da ya da sünnette de ihtiyaç fazlası tüketim kesinlikle yasak edilmiştir. Yapay istek ve ihtiyaç fazlası tüketimden kastedilen ise israftır. İnsanoğlu mal biriktirme çoğaltma zenginliğini kendisine yeterli gördüğü için azar yoldan çıkar ve mal mülk birikimine güvenerek ötekine karşı baskıcı ilişkiye geçer yasak koyar emreder. Kibir ve gurur abidesi haline gelir. İnsanların hayatını altüst eden bu kışkırtıcı, iştahlandırıcı nefisleri kabartıcı telakkilere karşılık, İslam'ın kalpleri yatıştıran, hayatı nizama koyan, kanaat duygusunu geliştiren, ihtirasın yerine itminanı, ifrat ve tefritin yerine itidali koyan, endişe ve korku yerine güveni getiren, yüce ve hayat verici ruhuna iyi anlamak topluma şifa sunan keyfiyetini idrak etmek lazımdır.
İslam, önce müminlerin eşya ve hadislere hükmetmesini, hatta dünyayı avucunun içine almasını fakat onun tutsağı kölesi olmamasını ister. Bu dünyevi kazanımları bir emanet gözüyle bakar. Hayat; mal-mülk için değil, mal; kazanç hayat içindir. Dahası Allah'a kulluk içindir. Eşyayı layık olduğu yere koymak lazım, buna adalet denir. Eşyayı malı-mülkü kalbine koymaması lazım müminin. Eğer eşya, mal, mülk, para, altın, gümüş vs. kalbe girmişse o zulümdür. İslam’ın insanı bilir ki, dünya ve metal, İslam için kullanıldığı ölçüde bir değer kazanır. İslam, insanı dünyanın tutsağı değil hâkimi kılar. Müslüman insan dünyayı avucunun içine alır, ama gönlünü ve kafasını ona kaptırmaz, kendisi dünyanın eşyanın oyuncağı kölesi olmaz.
Tekasür suresinde de Rabbimizin belirttiği gibi, çokluk, zenginlik, mal-mülkü, şan şöhret yarışına girmiş insanlar oyalanıp duruyorlar. Ta ki mezarlara girinceye kadar, bunların peşinden koşuyorsunuz... Bu malın mülkün ne faydası var, infak etmedikçe fakire doyurmadıkça, paylaşmadıkça bunları mezara mı götüreceksiniz. Oysaki mülkün tek sahibi Allah'tır. Size verilen bu nimetlerden hesaba çekileceksiniz. Bu mal-mülk eşya benim diyenler, yığdıkça yığanlar ve kibir gurur içinde şımaranlar iyi bilin ki mülk Allah'ındır, varlık O’nundur. Siz sadece emanetçisiniz. Bu açgözlülük, hırs, yarış sizi cehenneme sürüklediğini oraya girince göreceksiniz.
Çoklukla övünmek cahiliye adetidir. Çoklukla övünmek insanı Allah'a itaatten, kulluktan alıkoyar. Malın mülkün kölesi yapar. Mal çokluklarıyla övünen insan bir ömür malım-malım der, halbuki malından yiyip tükettiğin, giyinip çürüttüğün yahut tasadduk edip de önden gönderdiğin şeyden başkasına ait bir şey var mıdır? Bunun dışında ne varsa hepsi gidicidir ve mirasçılara kalacaktır.
İçinde yaşadığımız modern cahiliye zamanında bu çokluk düşüncesi her alanda kendini göstermektedir. Bu düşünce insanlarda, kibir, gurur, övünme gibi insanı yiyip bitiren gayri ahlaki davranışlara dönüşmektedir. Buhari’nin, İbn-i Şihab’dan rivayetine göre o şöyle demiştir. Bana Enes Bin Malik'in haber verdiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Eğer Ademoğlunun Bir vadi dolusu altını bulunsa iki tane vadisi olsun ister onun ağzını ancak toprak doldurur ve Allah tövbe edenin tövbesini kabul eder.” (Buhari V 2365-Müsned V-218)
Ne yazık ki insan devamlı suç işleyerek, ilerisini, istikbalini berbat etmek ister. “Göz kamaşır, ay tutulur, Güneş ve Ay bir araya toplanır o gün insan kaçacak yer neresi der. Hayır o gün kaçacak yer sığınacak yer yok.” (Kıyamet 75/10-11) Paranın, malın mülkün, şöhretin, servetin, rütbenin, etiketin, torpilin, başbakanlığın, cumhurbaşkanlığının, generalliğin, milletvekilliğinin hiç mi hiç zerre miktarı Allah katında kendilerine bir masumluk, bir imtiyaz, ayrıcalık kazandırmayacağını bilmezler. Öleceklerini ve Allah’ın huzurunda hesaba çekileceklerini nasıl unutabiliyorlar. Kur’an’ı hiç mi okuyup anlamak istemezler yoksa Allah'tan başkasından kendilerine bir haber ki geldi?
“Hayır siz çabuk geçen dünyayı seviyorsunuz da ahireti bırakıyorsunuz.” (Kıyamet 75/20-21)
“Ah keşke ben bu hayatım için iyi şeyler yapıp gönderseydim” (Fecr-89/24)
Keşke çokluk peşinde koşmasaydım, mal-mülk, evlat çokluğuyla övünmeseydim. Kibir ve gurur içinde olmasaydım. İnfak ahlakına sahip olsaydım, önceden gönderseydim. Aldığım her nefesin ölüme yaklaştıran adımlar olduğunu kavrayabilseydim.
Kurana teslim olmadan, Allah’ın emir ve yasaklarını yerine getirmeden, Allah’tan başka ilahları dışlamadan, Allah’ın dininden başka dinleri reddedip, Allah’ın dinine girmeden Allah’ın huzuruna gitmek ne feci bir akıbet...
Bunu bir anlayabilseler...
Ölüm her an peşimizde...
Hangi nefesimiz son nefesimiz olacak
İsteseniz de istemeseniz de dönüşünüz Allah'adır.
Ve Allah’a hesap vereceksiniz...
İslam'ın emirleri insanları dinlerinden uzaklaştırmamak ve Allah'tan alıkoymamak için malın şerrini hafifletmeye, zararını açıklamaya, insanları mala-mülke kul olur derecede bağlılıktan sakındırmaya yöneltmiştir. Allah Kur'an'da samimi müminleri şöyle anlatır. “O’nun şanını yücelterek tenzih eden öyle kimseler vardır ki ticaret, alım satım onları Allah'ı anmaktan namazı dosdoğru kılmaktan zekâtı vermekten alıkoymaz. Onlar kalplerle gözlerin döneceği günden korkarlar.” (Nur 24/47)
Kur'an mal çokluğunun Allah rızasının delili olduğunu reddeder. İnsanları Allah'a yönelten iman ve ameli salihtir. Bu gerçek Kur'an'da şöyle ifade edilir: “Onlar, biz malca ve evlatça daha çoğuz asla azap görecek de değiliz derler. De ki kalbim dilediğinin rızkını genişletir, dilediğininkini de daraltır. Fakat insanların çoğu bunun hikmetini bilmezler. Sizin ne mallarınız ne de evlatlarınızın sizi katımıza yaklaştıramaz. Ancak iman edip salih amel işleyenler başkadır onlar yaptıkları iyiliğin karşılığı iki misli mükafat görürler.” (Sebe 34/36-37)
Kur’an dünya hayatını oyun-eğlence, insanlar arasında övünme, mal ve evlat bakımından çoklukla kibir ve gurura kapılma olarak vasıflandırıyor. Bunlar gelip geçicidir. Tıpkı bol yağmurun yetiştirdiği çiftçilerin memnun olduğu bitkiler gibidir. Çok geçmez ki sararıp sonunda harap ve helak olurlar.
Velhasıl mal-mülk, evlat çokluğu, azlığı birer imtihandır, emanettir.
Bizim olmayana gönül bağlarsak o bağlar acıtır.
Mülkün tek sahibi Allah’tır.
Henüz yorum yapılmamış.