Sosyal Medya

Makale

Türkiye'nin mülteci gerçeği

Son günlerde ana gündem maddemiz “mülteciler”.

Herkesin/kesimin kendine göre bir fikri var ve konuşuyor ama her zamanki gibi bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanların sayısı bir hayli fazla.

Öncelikle “mülteci” ile “sığınmacı” arasındaki farkı anlamak lazım.

Mülteci, sığınmak amacıyla bir ülkeye gelenlere denir.

Sığınmacı ise başka bir ülkeye iltica etmek üzere ikinci bir ülkeye sığınanlara deniyor.

Türkiye (son 6 yılda değişmediyse) Avrupa’dan gelenler dışında mülteci kabul etmiyor.

Avrupa’dan mülteci kabul etmesinin sebebi de 2. Dünya Savaşında Avrupa’dan kaça çoğunluğu Yahudi olanları kabul etmek içindi.

Bugün ülkemizde olan (vatandaşlık almamış) yabancıların tamamı “sığınmacı” statüsündedirler. Yani geçici olarak ülkemizde ikamet etmelerine müsaade ediliyor.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 14. Maddesine göre: “Herkesin başka ülkelerde sığınma talep etme ve sığınma hakkı vardır.”

 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin BM Sözleşmesi ve 1967 Protokolü,Mültecilerin zulüm görme riski altına girebilecekleri ülkelere geri gönderilmesini yasaklar.

Türkiye, imza attığı yukarıdaki uluslararası antlaşmalar sebebiyle (kaçak yolla bile girse) ülkeye ayak basmış hiçbir mülteciyi yasal olarak geri gönderemez.

Nitekim 2013 yılında çıkan “Yabancılar ve Uluslararası Kanun” 4. Maddesi şöyle der:

Bu Kanun kapsamındaki hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez.”

Yukarıdaki maddelere binaen bir yabancı, yasal veya kaçak yolla Türkiye’ye girip “kendi ülkemde hayati tehlikem var, insanlık dışı muamele görüyorum…”mealinde bir beyanda bulunduğunda yetkililer, o kişiye sığınmacı statüsü ve ikamet izni vermek zorunda.

Türkiye’nin ikamet izni verdiği kişi, BM Mülteciler Yüksek Komiserliğine başvurup üçüncü bir ülkeye iltica talebinde bulunur.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, bu kişinin beyanının doğru olup olmadığını araştırır, bu amaçla kişiyi birkaç kez mülakata çağırır.

Bu araştırma sonunda kişinin beyanı yalan çıkarsa o kişi sınır dışı edilir.

Beyanı teyit edilirse, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği o kişiyi üçüncü bir ülkeye mülteci kabul edilmek üzere listeye alır.

Üçüncü bir ülkeye gidinceye kadar Türkiye o kişiye ikamet vermek zorunda.

Buraya kadar olan işin yasal prosedürüydü ve kâğıt üzerindeki güzellikti ama hayatın gerçekliği çok farklı:

BM Mülteciler Yüksek Komiserliğinin soruşturması 3-5 yıl önceden bitmiyor. Mülteci sayısı arttığı için bu süre her geçen gün artıyor.

Soruşturması olumlu sonuçlananlar hemen üçüncü bir ülkeye gidemiyorlar. Ancak üçüncü bir ülke mülteci kontenjanı açıp BM’den mülteci istediğinde bu kişiler gönderilebiliyor. Bu yüzden uzun yıllar beklemek zorunda kalanlar var.

Örneğin iltica talebi kabul edilmesine rağmen muhtemelen hiçbir zaman üçüncü bir ülkeye kabul edilmeyecek yüzlerce belki binlerce Afganlı var.

Sığınmacılara ikamet izni verilse de istisnalar dışında çalışma izni verilmiyor.

Zaten çoğu yokluk içinde gelen insanlar, parası olanlar da bir süre sonra ver olanı tüketiyor. Sonrasında sefalet içinde süren yıllar başlıyor.

Tamamına yakını kaçak olarak çalışıyor. Tabi ki art niyetliler bunu fırsata çeviriyor; yarıdan daha az bir ücrete çalışıyorlar, hayvan gibi muamele görüyorlar.

Bu insanlık dışı muamele yetmezmiş gibi başta siyasilerin ve ırkçı insanların kışkırtmalarıyla hedef haline geliyorlar. Horlanıyorlar, dışlanıyorlar, dayak yiyorlar…

Maalesef yıllardır süren bu kaotik ortama rağmen halen devletin kayda değer ciddi bir “Mülteci Politikası” yok.

Saldım çayıra, mevlam kayıra…” misali olaylar oluruna bırakılmış.

BM’nin bile sorumluluktan kaçtığı bir ortamda Türkiye imza attığı antlaşmalara çekinceler, yeni şartlar koyması gerekiyor.

Madem ikamet izni veriyorsun o zaman çalışma izni niye vermiyorsun? İnsanları asalak yapmanın, başkalarına yük yapmanın ve yaşamlarını zorlaştırmanın anlamı ne?

Düzensiz mülteci politikası kömür ocaklarındaki “Grizu” patlamasına benzer; yanıcı/patlayıcı gaz gibi yıllarca ufak ufak birikir ve nihayetinde öyle bir noktaya gelir ki patladığında etrafı yakar, yıkar.

İkamet izni verilene çalışma izni de verilmeli. Hem asalak olmazlar, hem insanca yaşarlar hem de vergilerini verirler.

Kimse, bunlara çalışma izni verilse bizim insanlar işsiz kalır diye düşünmesin; çünkü çalışma izni olmazsa bile zaten yine çalışıyorlar. Ve art niyetli işverenler bu mültecilerin varlığını koz gösterip bizim vatandaşları daha ucuza çalışmaya zorluyor.

Özetle; Mültecilerle/sığınmacılarla ilgili uzun vadeli, yarınları hesaba katarak bir politika oluşturmak gerek.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.