Sosyal Medya

Makale

İman ve Akrabalık Bağı Arasındaki Mukayese

Enfal suresinin son ayeti de sure bütünlüğünden payını almak durumundadır. Elbette bu son ayete gelinceye kadar surenin başından itibaren süregelen anlam akışı göz önünde bulundurulmalıdır.

Sure, “(Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar.” diye başlar. Ardından “…De ki: “Ganimetler, Allah’a ve Resulüne aittir…” denilerek hemen cevap verilir. Konu, “…O hâlde, eğer müminler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Resulüne itaat edin.” şeklinde devam eder. (1) Ama asıl ilk ayetteki sorunun cevabı, 67. ve 68. ayetlerle verilir. (2) Bundan önceki 66 ayet de bu soruya verilecek cevabı hazırlar. Surenin başından itibaren 67. ayete doğru yapılan bu yoğun hazırlık, -ganimet örneğinden hareketle- dünyaya ait taleplerin müminlerin arasını açma ihtimalini yok etmeye yöneliktir.

Sonuç olarak burada Peygamber (sav)’in şahsında bütün müminler için önemli bir yaklaşım tarzı belirir. O da müslümanların sadece ganimet elde etmek kastıyla hareket edemeyecekleri ve giriştikleri savaşların belli bir anlam ve amacının olması gerektiğidir. Surede ganimet yoluyla zenginliğin ve buradan hareketle güçlü olmanın yerine Muhacir ve Ensar’dan müteşekkil olan müminlerin kendi aralarındaki yakınlık gündeme getirilerek sondan bir önceki ayette (74. ayet) şöyle denilir:

“İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihat edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya; işte onlar gerçek müminlerdir. Onlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır.” (3)

Burada Muhacir ve Ensar arasındaki kardeşliğin/paylaşmanın/yardımlaşmanın onlar gibi gerçek iman sahiplerine özgü olduğu vurgulanır. Nitekim surenin başından itibaren bu ilişkiyi bozacak şekilde davranmamak gerektiği de belirtilir. Ancak surenin son ayetine verilen mana bu anlam akışına ve bütünlüğe uygun olması gerekirken birden değişir. Şöyle ki:

“Daha sonra iman edip hicret eden ve sizinle birlikte cihad edenlere gelince, işte onlar da sizdendir. Allah’ın kitabınca, kan akrabaları birbirlerine (varis olmaya) daha lâyıktırlar. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (4)

Sure son ayetine kadar Muhacir ve Ensar arasındaki ilişkinin önemi ve bu öneme binaen ganimet paylaşımında gösterdikleri olgunluk üzerinde ilerlerken birden son ayet akrabalık bağını, bu kardeşlik ilişkisinin önüne geçirir. (5) Hâlbuki bu mesele Ahzab suresinde işlenmektedir. Ahzab suresi, ağır toplumsal olayları, Hendek savaşı ve Kureyzaoğulları muhasarası eşliğinde ele alır. Savaşta Peygamber (sav)’e verilen desteğin aynısının zıhar, boşanan hanımların durumu, evlatlık gibi sosyal olayların çözümünde de verilmesi gerektiği üzerinde durur. Bu bağlam içerisinde akrabalık ilişkisinin, kardeşlik bağından daha fazla hak doğurduğu belirtilir. Fakat Enfal suresinin bağlamı bu değil, mümin kardeşlik bağının ne derece önemli olduğudur. Kur’an’da, bu derece yüksek değerde bir ilişkinin korunması ama aileyi ve akrabalık bağlarını yok saymaya da götürmemesi gerektiği iki ayrı surede ayrı ayrı ele alınarak farklı bağlamlar içinde vurgulanmıştır. Bağlamları dikkate alınmadan yapılan bu yorumların hata payının ne derece yükseldiği bu örneklerde rahatlıkla görülebilir.

Ayrıca surede mirasla ilgili hiçbir konu da geçmemiştir. (6) Bu hususta M. Esed’in konuyla ilgili açıklamaları eşliğinde verdiği meal, bağlamı dikkate alması açısından doğru bir karşılık oluşturur. Buna göre Allah’ın kitabına, yani O’nun belirlediği ölçüye göre birbiri üzerinde hak sahibi olarak yakın olanlar ( اُولُوا الْاَرْحَامِ بَعْضُهُمْ اَوْلٰى بِبَعْضٍ فٖى كِتَابِ اللّٰهِ ), Muhacir ve Ensar’dır. Elbette bu ilişki biçimi bir akrabalık tesis etmez. Ama beraber cihat eden, pek çok riski birlikte üstlenen, zulme bir arada karşı çıkıp küfre hep beraber haddini bildiren kişilerin kendi aralarında kurmaları ve dikkat etmeleri gereken samimiyet ve sorumluluğa işaret eder. Bu mana, surenin başından itibaren sözü edilen anlam akışına da uygundur.

Buna göre 72. ayetten itibaren birbirini takip eden anlam, haklı olarak şu şekilde verilmiştir:

“Öte yandan imana erişen, zulmün egemen olduğu diyardan göç eden, Allah yolunda mallarıyla çaba gösterip duran kimselere ve (onlara) kol kanat açıp, yardım edenlere gelince; işte bunlar (sahiden) birbirlerinin dostu ve hamileridir. Fakat inanmış oldukları hâlde (sizin beldenize) göç etmemiş olan kimselere gelince; onların korunup gözetilmesinden hiçbir bakımdan siz sorumlu değilsiniz, ta ki (sizin yanınıza) göç edecekleri vakte kadar. Yine de, dinsel baskılara karşı sizden yardım isterlerse, (onlara) yardım elinizi uzatmaktır size düşen; yeter ki (bu yardım) kendileriyle aranızda andlaşma bulunan bir topluluğa karşı olmasın; çünkü Allah yaptığınız her şeyi görmektedir.” [72. ayet] (7)

Muhacir ve Ensar karşılıklı sorumluluk doğuran kardeşlik ve dostlukla bir aradadırlar. Oysa inandığı hâlde hicret etmeyenlere karşı bir sorumluluk yoktur. Bunlar yardım isterlerse edilir. Sadece bu yardım, antlaşma yapılan bir kavme karşı olmamalıdır.

“Bütün bunlarla birlikte, (unutmayın ki) hakkı inkâra şartlanmış olanlar birbirleriyle müttefiktirler; siz de (birbirinizle) öyle olmadıkça yeryüzünde fitne ve büyük bir karışıklık baş gösterecektir.” [73. ayet] (8)

Kâfirler de birbirleriyle müttefiktirler. Hâliyle aynı ittifak ve dostluk müminler arasında da olmalıdır. Aksi hâlde büyük bir karışıklık meydana gelir.

“Ve o imana erişen, zulmün hüküm sürdüğü diyardan göç eden ve Allah yolunda elinden gelen her türlü çabayı gösteren kimselerle (onlara) kol kanat gerip yardım eden kimseler; işte bunlardır, gerçekten inanan kimseler! Günahlarından bağışlanma ve çok kutlu bir rızık beklemektedir onları.” [74. ayet] (9)

İman eden, hicret eden ve Allah yolunda cihat edenlerle [Muhacir] onları ( اٰوَوْا ) barındırıp/kol kanat gererek kucak açıp yardım edenler ( نَصَرُوا ) [Ensar] gerçek müminlerdir. Bağışlanma ve bol rızık onları beklemektedir.

“Ve bundan sonra inanıp da zulmün egemen olduğu diyardan göç edecek ve (Allah) yolunda sizinle birlikte çaba sarf edecek olanlara gelince, bunlar (da) sizdendirler; (işte böyle) sıkıca birbirine bağlanıp yakınlık kazananlar, Allah’ın koyduğu düstura göre birbirleri üzerinde temelden hak sahibidirler. Gerçek şu ki, Allah’tır her şeyin aslını bilen.” (10)

Bundan sonra sizin gibi iman eden, hicret eden ve Allah yolunda cihat edenler de müminlerle beraberdir. Bunlar arasındaki وَاُولُوا الْاَرْحَامِ bağ/yakınlık بَعْضُهُمْ اَوْلٰى بِبَعْضٍ فٖى كِتَابِ اللّٰهِ “Allah’ın kitabına/kanununa/düsturuna göre birbirine daha yakındır.” Bu kişiler arasında kopmaz bir bağ oluşur ve birbirleri üzerinde hak ve sorumluluk sahibi olurlar. (11) Oysa hicret etmeyenlere karşı onlarla aralarında kan bağı olmasına rağmen böyle bir hak/sorumluluk bulunmaz. İman, hicret ve cihadın bir arada oluşturacağı yakınlık, Allah’ın kitabına göre kan bağıyla mukayese dahi edilemez. Burada söz konusu edilen şey, birbirine mirasçı olmak değildir. Zaten mirasla ilgili bir kelime de geçmez. Konu; derdi, tasayı, sorunları birlikte kucaklamak, zararı paylaşmak ve sonunda mutluluğu bir arada yakalamak ve yaşamaktır. (12) İnananların her türlü zorluk altında birbirlerine kardeşlik hukukuyla sahip çıkmasıdır. Burada iman ve cihat sürecinin kişiye kazandıracağı dostluğun seviyesi, umumiyetle kan bağından doğan ilgi ve fedakârlığı aştığından, birlikte risk üstlenmenin getireceği sorumluluğun değeri de bir hayli büyüktür.

Hicret edenler arasında oluşan kader birliğine arka arkaya vurgu yapan bu ayetlerin anlam akışı bir tarafa bırakılıp tam bu arada “Kan akrabaları ise, Allah’ın Kitabı’na göre birbirlerine daha yakın dostturlar.” denilebilir mi? Tam tersine burada önemli olan, Allah yolunda iman, hicret ve cihat etmekle oluşan birlikteliktir. Nitekim İslam tarihinde Muhacirler’in kendi aralarında ve Ensar ile kurdukları iman kardeşliği, kan ve akrabalık bağından beklenenden çok daha fazlasını başarmıştır.

İşte bu şekilde ganimet elde etmeye karşı mümince bir tavır oluşturmak, dünyaya ait taleplerin ihtilafa ve dolayısıyla güç kaybına yol açmasına mani olmak ve bu nedenle kardeşlik bağlarını canlı tutmak gerekmektedir. Allah’a itaat edenler, dünya metaı için kardeşlerine yüz çevirmezler. Allah’a itaat ettikleri için ganimetleri ihtiyaç sahiplerine ayırırlar. Böylece Allah için savaşmak servet edinmekten çıkıp, mazlum insanlar için mücadele etmeye evrilmektedir. (13)

Dipnotlar:

1. Enfal suresi, 1. ayet. (Diyânet Meali).
2. “Yeryüzünde düşmanı tamamıyla sindirip hâkim duruma gelmedikçe, hiçbir peygambere esir almak yakışmaz. Siz geçici dünya menfaatini istiyorsunuz, hâlbuki Allah ahireti (kazanmanızı) istiyor. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. Eğer Allah’ın daha önce verilmiş bir hükmü olmasaydı, aldığınız şey (fidye)den dolayı size büyük bir azap dokunurdu.” (Enfal Suresi, 67, 68. ayetler. Diyânet Meali).
3. Enfal suresi, 75. ayet. (Diyânet Meali).
4. Enfal suresi, 75. ayet. (Diyânet Meali); Bu ayetin farklı meallerdeki karşılığı şu şekildedir: “Onlar ki sonradan inandılar, hicret ettiler, sizinle beraber savaştılar, işte onlar da sizdendir. Rahim sâhipleri (kan akrabası), Allah’ın Kitabına göre birbirlerine daha yakın dostturlar. Allah her şeyi bilir.” (S. Ateş Meali); “Sonradan inanarak hicret edip de sizinle birlikte cihada katılanlar da sizdendir. Kan akrabaları ise, Allah’ın Kitabı’na göre birbirlerine daha yakın dostturlar. Allah her şeyi bilir.” (Y.N. Öztürk Meali); “O kimseler ki, sonradan iman getirdiler ve hicret edip sizinle beraber mücâhede yaptılar, bunlarda sizdendir. Akrabalık yönünden yakınlıkları olanlar, Allah’ın hükmüne göre mirasta birbirine daha yakındır. Muhakkak ki, Allah her şeyi bilendir.” (A. F. Yavuz Meali); “Bundan sonra iman edip hicret edenler ve sizinle birlikte cihad edenler, işte onlar sizdendir. Akrabalar (mirasta) Allah’ın Kitabına göre, birbirlerine (mirasta) önceliklidir. Doğrusu Allah her şeyi bilendir.” ( A. Bulaç Meali); “Ve bundan sonra inanıp da zulmün egemen olduğu diyardan göç edecek ve (Allah) yolunda sizinle birlikte çaba sarf edecek olanlara gelince, bunlar (da) sizdendirler; (işte böyle) sıkıca birbirine bağlanıp yakınlık kazananlar, Allah’ın koyduğu düstura göre birbirleri üzerinde temelden hak sahibidirler. Gerçek şu ki, Allah’tır her şeyin aslını bilen.” (M. Esed Meali).
5. Bu hususta ‘ulu’l-erham’ ifadesinin geçtiği şu ayet de hatırlanmalıdır: “Peygamber, müminlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de müminlerin analarıdır. Aralarında akrabalık bağı olanlar, Allah’ın Kitab’ına göre, (miras konusunda) birbirleri için (diğer) müminlerden ve muhacirlerden daha önceliklidirler. Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız başka. Bu (hüküm) Kitap’ta yazılıdır.” (Ahzab suresi, 6. ayet. Diyânet Meali); Bu ayet, “miras konusunda” kaydı ile verilir. Zira Ahzab suresinde bağlamında burada söz konusu edilen şey, evlatlığın mirasa konu yapılamayacağıdır. Enfal suresinde söz konusu ganimet olduğu için burada dile getirilen Ensar ve Muhacir arasındaki dostluktur. Oysa Ahzab suresinde mesele evlatlık edinmek ve mirastır ki buna göre akrabalık bağları, bu tür bir manevi bağlılıktan daha öncelikli kabul edilmiştir.
6. M. Esed bu ayet hakkında şu açıklamayı yapmaktadır: “Klasik müfessirler bu son cümlecikte temas edilen yakınlığın inanç birliğine dayanan manevî kardeşlikten ayrı olarak fiilî akrabalık, kan yakınlığı olduğu görüşündedirler. Bu müfessirlere bakılırsa, yukarıdaki ayet, ilk zamanlar Medine’de Ensar ile Muhacir’în arasında yaygın bir biçimde uygulanan özel ‘kardeşlik’ örfünü ilga etmektedir; bu örfe göre Ensâr’dan (‘yardımcılar’ anlamında Medineli mühtedîler) kimileri, istisnasız hepsi de Medine’ye fakr u zaruret içinde göç etmiş bulunan Muhâcirlerden kimilerini ferdî olarak kendilerine ‘kardeş’ ediniyor ve bu sembolik ‘kardeşlik’ bağı her Muh’âcir’e ‘kardeşi’nin malından mülkünden belli bir pay, hatta sonrakinin ölümü halinde mirasından bir hisseye hak kazandırıyordu. Yukarıdaki ayetin, bundan böyle miras hakkının ancak yakın akraba arasında söz konusu olabileceği esasını getirerek böyle bir ‘kardeşlik’ uygulamasını kaldırdığı ileri sürülmektedir. Oysa bizce ayetin bu yönde yorumlanması ikna edici olmaktan oldukça uzaktır. Her ne kadar ulu’l-erhâm tabiri, lügat olarak ‘ana rahmi’ anlamına gelen rahm (rihm ve rahim olarak da telaffuz edilebilir) isminden türemiş olsa da unutulmamalıdır ki, bu sözcük genel anlamda (yani, yalnızca kan bağına işaret etmemek üzere) ‘yakınlık’, ‘sıkı fıkılık’ yahut ‘yakın ilişki’ anlamlarına mecaz olarak da kullanılmaktadır. Bu yönde, klasik Arap dilinde ulu’l-erhâm her türlü yakınlığı, ilişkiyi ifade eder; hukukta ise [ferâiz olarak adlandırılan miras taksiminden] hisse almayan yakınlıkları (Lâne III, 1056 öteki otoriteler arasında Tâcu’l-‘Arûs’u da zikrederek). Öte yandan, yukarıdaki ayette ‘yakın bağlar’a ilişkin ifade, müminlerin birbirlerinin dostları ve hâmîleri (evliya) oldukları ve bundan böyle inanan herkesin de İslam cemaatinin tabii üyesi sayılacağı öğretisinde yoğunlaşan bir bölümün sonunda yer almaktadır; bu durumda, ulu’l-erhâm’dan (yakınlık sahibi olanlar) kasıt kelimenin lügat anlamıyla sınırlı olsaydı ve bununla miras hukukuna ilişkin bir imada bulunulmuş olsaydı, o zaman, gerçek müminler arasındaki din ve inanç bağını ve böyle bir bağın gerektirdiği manevî/ahlakî yükümlülükleri dile getiren, bölümün geri kalan kısmından anlam akışı olarak oldukça uzaklaşılmış olunurdu. Bu itibarla, bizce yukarıdaki ayet miras hukukuyla ilgili herhangi bir ilke getirmiyor; fakat yukarıda işaret edildiği gibi, önceki ayetlerde verilen öğretiyi hulasa ediyor; şöyle ki: bütün çağlarda tüm gerçek müminler kelimenin en derin anlamıyla tek bir cemaat oluştururlar ve bu anlamda manevî düzeyde birbirleriyle sımsıkı bağlar, yakınlıklar içine girmiş bulunan kimseler, Allah’ın ‘bütün müminler kardeştirler’ düsturu gereğince (49:10) en ileri düzeyde birbirleri üzerinde hem hak sahibidirler, hem de birbirlerinden sorumludurlar.” (M. Esed, Kur’an Mesajı, Enfal suresi, 75. ayet, dipnot; 86.)
7. Enfal suresi, 72. ayet. (M. Esed Meali).
8. Enfal suresi, 73. ayet. (M. Esed Meali).
9. Enfal suresi, 74. ayet. (M. Esed Meali).
10. Enfal suresi, 75. ayet. (M. Esed Meali).
11. Bilindiği gibi özellikle Muhacirlerden oluşan mümin ordusu, hicretten kısa bir süre sonra gerçekleşen Bedir savaşında ve sonrasında omuz omuza kendi akrabalarıyla savaşmıştır.
12. Derveze’nin bu ayetlerle ilgili açıklaması şu şekildedir: “İbn Abbas ve bir kısım Tabiin’e göre 72 ve 73. ayetlerde geçen velayet (dostluk), te¬varüs (mirasçılık) anlamındadır. Bu görüşe göre; 72. ayet, Peygamber (sav)’in kardeş kıl¬dığı Muhacir ve Ensar arasındaki miras hükmünü belirlemektedir. 73. ayet ise, müminlerle kâfirler arasında tevarüs olmadığını anlatır. Müfessirler ise, buradaki velayetin birliktelik ve yardımlaşma anlamında olduğunu nakletmişlerdir. Bizce, ayetlerin ifade ettiği anlama göre, bu görüş daha tutarlıdır. 72. ayette Muhacir ve Ensar’ın hicret etmeyen müminlere karşı tutumları da bu manayı güç¬lendirmektedir. “sizden yardım isterlerse” ve “yardım elinizi uzatmaktır size düşen” tabirleri, bundan önce zikri geçen اَوْلِيَاءُ “evliya” (dostlar) ile وَلَايَتِهِمْ “velâyetihim” (dostlukları) kelimelerinin anlamlarını açıklamaktadır. 73. ayette emredilenlere aykırı davranmak suretiyle, müminler ve kâfirler arasında dostluk bağı oluşmasının, büyük bir fitne ve fesada sebebiyet vereceği anlatıl¬makta ve bu mana, yukarıdaki anlamı pekiştirmektedir. Netice olarak, müminler ara¬sındaki velayet, yani dostluk, onlar arasındaki miras bağı şeklinde değil, birliktelik ve yardımlaşma şeklindedir… Müfessirler bu (75) ayetin öncekilerden sonra inmesi hasebiyle Ensar ve Muhacirlerden kardeşler arasındaki mirası neshettiğini rivayet ederler. Muhtemeldir ki, ayetin sonra inmiş olması, müslümanlara sonradan katılan mücahit Muhacirleri önceki¬lerle objektif şekilde eşitlemeyle alakalı bir hüküm içermesindendir. Müfessirlerin nes¬hin varlığıyla ilgili çıkarımları bizi tatmin etmemektedir. Biz ayetin Muhacir ve Ensar¬’dan kardeşler arasındaki mirastan çok, aralarındaki yardımlaşma ve dayanışmayı içerdi¬ğini düşünüyoruz. Ardarda gelen 72 ve 73. ayetler şiddetli bir üslupla kan ve akrabalık bağı dolayısıyla müminlerin kâfirleri veli edinmelerini veya önceden var olan bağları devam ettirmelerini yasaklamaktadır. 75. ayet ise kâfirlerden sonra inanıp muhacirlere katılan ve onlarla birlikle cihat edenlerin hükmünü açıklamak için gelmiştir. Sonradan inananlar öncekilerin konumundadırlar. Bu ayet, geçmiş yasakları onlardan kaldırmaktadır. Hepsi müslüman olduktan sonra öncekilerle sonrakiler arasındaki akrabalık bağları bilinen sorumluluk ve hukuka yeniden dayanmıştır. Bu açıklamalar, ayetin önceki üç ayetle beraber indiğini ve konu bütünlüğüne sahip olduğunu söylememize imkân vermektedir.” (Derveze, Et-Tefsîru’l-Hadîs, c. 5, s. 382-386.); Derveze’nin bu açıklaması içinde iki farklı yaklaşımı barındırmaktadır. Eğer ayet mirası değil kardeşliği vurguluyorsa bu Muhacir ve Ensar arasındaki yakınlığa işaret eder. Ya da buradaki miras, daha önce hicret edemeyenlerin bunu başardıktan sonra müminlerle arasında yeniden beliren akrabalık hukukuna delâlet edebilir. Ancak burada miras yerine kardeşlik ve yakınlık bağından söz etmek daha tutarlı bir sonuç verecektir. Zira surenin bağlamı hukukî bir sonuç elde etmekten ziyade siyasi ve sosyal bir yapı inşa etmeye yöneliktir. Bunun yanı sıra akrabalıktan doğan bağ ve miras konuları, süreç içerisinde zaten ihmal edilmiş de değildir.
13. Bu yaklaşım, Allah yolunda cihadı, dünyevî savaştan ayıran en temel özelliktir.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.