Sosyal Medya

Makale

Kudüs, Hamaset ve Bizi Bitiren Sloganlar

Kendimi bildim bileli Siyonist ve Emperyalist güçler Müslümanlar aleyhine kararlar alır, zulmeder veya işgal ederler, Müslümanlar da sokaklarda sloganlar atar nümayişler yaparlar.

Onca nümayişe rağmen bu zalimlerin geri adım attıklarına şahit olmadım.

ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in Başkenti olarak tanıması ardında yine meydanlardayız; “Kahrolsun İsrail, kahrolsun Amerika…”, “Kudüs bizimdir bizim kalacak…” sloganları havada uçuşuyor. Ve yine değişen bir şey olmayacak; ABD’nin attığı adımları diğer ülkelerin adımları takip edecek.

Bizi bu sloganlar ve hamasi nutuklar bitirdi.

Kitlelerin enerjisini meydanlarda tüketiyoruz.

Günübirlik düşünen, uzun vadeli projeleri olmayan, sabırsız, hamasi ve sloganik nesiller yetiştirdik.

Artık kimse kurusıkı sloganlardan korkmuyor.

Kudüs’ün Başkent olarak tanınmasının tepkileri aylar öncesinden test edildi zaten. Önce Kudüs’te ezan yasaklandı, sonra Mescidi Aksa günlerce ibadete kapatıldı…

Müslüman kamuoyu yavaş yavaş buna alıştırıldı. İlk günler Müslümanların meydana ineceğini, bireysel birkaç vaka yaşanacağını ama günler geçtikçe bu tepkinin eriyip biteceğini biliyorlar.

Bir insan kendisine karşı havaya kalkan yumruğun, başına ineceğine inandığı sürece korkar; o yumruğun inemeyeceğini bildi mi sadece güler.

Maalesef meydanlarda havaya kalkan yumrukların İsrail’in, ABD’nin ve diğer zalimlerin tepesine inemeyeceğini hepimiz biliyoruz. Çünkü bu zalimlere yönelik ne yapabileceğimizle ilgili en ufak bir projemiz, hesabımız yok. Tek projemiz/hesabımız var o da Mehdi gelecek bunların hakkından gelecek…(!?)

Özelde eylemlere karşı değilim; eylemlerin sadece hamasi nutuklara, kurusıkı sloganlara dönüşmesine karşıyım. İnsanlar meydana indiği vakit şarj olmalı, inancı için silkinip dirilmeli ama bizim eylemlerde kalabalıklar üç beş sloganla, havaya iki yumruk sıkmayla vazifesini yapmanın huzuruyla deşarj olmuş şekilde evine dönüyor.

Olayların sebep sonuç ilişkisine, göz ününde olan vakanın arka plandaki hesaplarına bakmıyoruz. Vakayla ilgili kısa ve uzun vadeli ve alternatifli projeler hazırlamıyoruz.

Kudüs bizim aynamızdır; Ümmet bir ve beraber olduğu vakit Kudüs özgür ve dimdik ayakta oldu hep. Ne vakit ki Ümmet birbiriyle uğraşır oldu o vakit Kudüs esir oldu.

Kudüs’ü kurtarmak istiyorsak meydanlara inip bağırmak yerine son günlerde had safhaya ulaşan etnik ve mezhebi ayrılıklarımızı nasıl ortadan kaldıracağımızın hesaplarını yapıp adımlarını atmalıyız.

Kudüs’ü Haçlıların elinde almak isteyen Selahaddin Eyyubi, ortamı ve şartları değerlendirirken, neredeyse her şehirde bir beylik olduğunu, Müslümanların kopuk ve birbirinden uzak olduğunu görür.

Yaptığı ilk iş bu beylikleri Eyyubi Devleti çatısı altında toplamak olur. Birlik sağlandıktan sonra zaten kılıç sallamaya, tek ok atmaya gerek kalmadan Haçlılar Kudüs’ü teslim ederler.

Siyonizm, semboller üzerinden ve düşmanını bölerek/küçülterek savaşır.

Kudüs mücadelesi ilk başlarda Yahudi Müslüman mücadelesiydi. Daha sonra Arap Yahudi, Filistin Yahudi ve en son merhalede Hamas Yahudi savaşına indirgendi. Kazanmak için bu mücadeleyi/süreci tersine çevirmek gerek.

Kudüs bugün işgal edilmedi; en az 100 yıl önce bunun planlaması yapıldı. Haliyle geri alınması da 3-5 günün işi değil. Uzun soluklu bir proje yapmak lazım ve bu projeye Hristiyanları da dâhil etmek gerek.

Kudüs sadece Yahudilerin ve Müslümanların kutsalı değil, aynı zamanda Hz İsa’nın doğduğu ve gömülü olduğu bir şehir olduğuna inanan Hristiyanların da kutsalıdır. Yahudi’ye/Siyonizm’e karşı Hristiyanları yanımıza almak lazım.

ABD’nin, Kudüs’ü İsrail Başkenti olarak tanıması bugünün kararı değil; Clinton zamanında bununla ilgili yasal düzenleme yapılmıştı ama dengeler adına resmen duyurulmamıştı.

Kararın bugün alınması da tesadüf değil. Aslında bu karar daha önemli bir adımın atılması kararıdır aynı zamanda:

Kudüs’ün Başkent olarak tanınması İsrail’in Arz-ı Mev’ud için fiili girişiminin de ilk adımıdır. Bu karardan sonra büyük bir Ortadoğu (belki dünya) savaşının fitilinin bilinçli şekilde yakılmasıdır.

İsrail’in, Arz-ı Mev’ud hayaline ulaşması için Ortadoğu’yu ve Dünyayı ateşe vermesi gerekiyor yani diğer milletleri birbirine kırdırıp güçsüz bırakarak emeline ulaşmak istiyor ve bu savaşın çıkması için her yolu deneyecektir.

(İnşallah yanılırım) Kuzey Kore, İran, Türkiye üzerinden bu fitil ateşlenmeye çalışılacak.

Özetle; biz Müslümanların hamasetten uzak, ayakları yere basan tepkilere ve projelere ihtiyacımız var. Sabırla ve ilmek ilmek dokuyarak atacağımız adımlar bu zulmü tersine çevirecektir.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.