Sosyal Medya

Makale

İnsan Bir Soru(n)dur…

İnsanın yaratılışının özelliği ve öznelliği kendisinin bir soru olarak ortaya çıkmasına zemin oluşturmuştur. Ruhun üfürülmesi ve akli yetinin kendisine tevdi edilmesi ile birlikte ona emanetin verilmesi ve bir misyon biçilmesi zaten bir soru olarak varlık kazanmasına neden olmuştur. Yani aslında başından beri insan bir soru olarak yaratılmıştır.

Özgürlüğü insan kadar yaşayan ve tercihleri sonucu geleceğini belirleyen bir başka varlık kategorisi de yoktur. Bu da ona verilen mühleti nasıl kullanacağına dair beklentiyi oluşturuyor. İşte bu beklenti aynı zamanda onu bir soruya dönüştürüyor. Yani kimin iyilikler yapacağının kimin kötülükler yapacağının veya kimin daha çok iyilik yapmak için çaba harcayacağının veya kimin daha çok kötülükler yapacağının ortaya çıkması için yaşam insana verilen bir mühlettir. İşte bu mühleti nasıl kullanacağı da insana kalmış bir şeydir. Bunu dilerse kötü ve daha kötü, dilerse iyi ve daha iyi kullanabilir. Ancak hangisini kullanacağı tamamen insanın kendisine tevdi edilmiştir ki ondan hesaba çekilecektir.

Vahiy ve nübüvvet sınanan insanın kendi sorusuna vereceği cevabı kolaylaştırmak için verilmiş lütuflardır. Aynı şekilde de şeytan ve nefsi de insanın ayartılmasına katkı sunar. Böylece bir eşitlik sağlanmış olur. İrade ise insana aittir. Neyi dilerse ona yönelir. Bu da onu diğer varlıklardan farklı kılar.

Meleklerin yaratılış bahsinde insana dair duydukları kuşku ve sorular bizzat insan kaynaklıdır. Yani varlığının üzerine bina edildiği yaratılışının ontolojisi üzerinedir. Bu yüzden insan varlığı gereği bir sorudur. Ve soru olmanın bütün pozitif ve negatif özelliklerine sahiptir.

Şeytana verilen mühlet ve insanın sağından, solundan, önünden ve arkasından onu ayartacak şekilde ona izin verilmesi de bu soru olma halinin bir soruna dönüştürüldüğü zemini işaret eder. Çünkü her soru bir soruna dönüştürülmeden çözümleme yapılamaz. İşte bu çözümleme insanın sorun oluşuna işaret eder. Demek ki insan bizzat sorunun kendisidir.

İnsanlığın tarihsel sürecinde kötülük meselesinin bu kadar çetrefilli bir şekilde insanı meşgul etmesinin açıklaması da bu çerçevede ele alınmalıdır. Kötülük insana dair bir şeydir. Yani insanın kendisine içkin tutumu ve kendisi dışındaki varlığa yönelik yıkıcı ve tahribata dayalı özelliği sayesinde oluşan bir şeydir. Yani kötülük dediğimiz şey bizzat insanın varlığı ile ortaya çıkan bir durum ve özgürlükle birebir ilişkili bir sürece mebnidir.

Bu bize insanın kaç denklemli bir soruya dönüştüğü konusunda bir ipucu verecektir. Varlığı bizzat soru olan insanın sorunlarının bu soru olma halinden neşet ettiği anlaşıldığında insana dair bir bakış elde etme ve onun özgürlük alanının belirlenebilmesinin zeminini konuşma imkânı doğabilir. Şimdi mevcut soruları düşünelim ve bu soruların insanın soru oluşu üzerinden hareketle düşünmeye başlayalım ki göreceğimiz gibi her soru bizzat insanın soru oluşu ile alakalıdır. Bu alakalı olma hali içinde ilgi ve beklentiyi de taşır.

Çünkü insan ilgisi ve beklentisi karşılığında eylemlerine yön verecektir. Bu yön verme hali ise sorunun kendisi haline dönüşmeye meyyaldir. İnsan, niçin yaratılmıştır sorusu kadar, insan, varlık hiyerarşisindeki konumu nedir sorusu da kendi soru olma halinden bağımsız değildir. Yani kadim insani gelenekteki her soru insanın soru oluşu ile bağlantılı olarak cevaplandırılmasını zorunlu kılıyor.

İşte bu soru olma hali sorunun oluşumunu ve bu sorunun nasıl bir işlevsellik kazandığını da bize hatırlatır. Sorun bizzat insan olunca o sorunun çözümü de insanda bulunmaktadır. Hangi sorunu ele alırsak alalım. Bu insanın bizzat sorun olma halinden bağımsız değildir. Çünkü neden sonuç ilişkisi bağlamanın geçerli olduğu alan da insana dair ve insanın özgürlük alanını belirleyen bir özelliğe sahiptir. Eğer yaptıklarının sorumluluğunu üstlenmeyecekse insan ceza ve mükâfat alma ihtimali de kalmaz. Bu yüzden özgürlük sorumluluk yükler, sorumluluk ise mükâfat ve cezayı zorunlu kılar. Bu zorunluluk işte insanın soru ve sorun oluşunun kaynağı oluşunu belgeler. Böylece bu soru ve sorundan hareketle oluşan soru ve sorunlar çözüme de bu kaynağa dayalı olarak yakın olurlar.

Hem soru hem de sorun varlık sahasına çıktığında çözümü de beraberinde taşır. İnsan eğer bir soru ve sorun ise çözümü de kendi içinde taşımaktadır. Onun şerefli bir yaratılışa sahip oluşu ve en güzel şekilde yaratılması da bu soru ve sorunun çözümünün de bizzat kendisinde olduğu görüşümüzü güçlendirmektedir.

Modern dünyanın oluşturduğu soru ve sorunlar ise bu temel kaynaktan beslenen değil bu kaynaktan uzaklaşmayı öne çıkardığı için çözümünün de zorlaştığı bir zemini işaret ediyor. Çünkü bizzat insanı yabancılaşmaya yönelterek soru ve sorunu daha da katmerli hale getirmekte ve çözüm arayışlarını da yine bu yabancılaşmanın kendisine yönelterek soru ve sorunu çözümsüz bırakmak istemektedir. Bu yüzden bu çağ bir yabancılaşma çağı olarak tanımlandığında yanlış bir tanımlama olamaz! Mevcut sorun ve sorulara cevap üretirken insanın ne kadar yabancılaştırıldığı meselesini öne alarak yaklaşmalıyız ki doğru cevabı elde edecek yönteme sahip olabilelim…

İnsan bir gerçeklik zeminine sahiptir. Ve insanın sahip olduğu her duygu ve düşünce ile eylemleri de bu gerçeklik zemininden hareketle anlamlandırılmalıdır. Dolayısı ile insan ve insan etrafında oluşan her şey bir gerçeklik zeminine sahiptir. Bu yüzden soru ve sorunların da bu temel gerçeklik zeminine dikkat çekilerek yaklaşılması önemlidir. İnsan özgürdür. Özgür oluşu onu soru olarak ortaya çıkarmaktadır. Soru oluşu ise insanın sorunlu tarafını belirgin kılar. İşte bu sorunların çözümü konusunda insan kendi fıtratına yöneldiğinde, yani yaratılışının temellerini doğru kavradığında işi kolaylaşacaktır. Bu konuda sığınağı vahiy, yani vahyin sahibi olan Yaratıcı Allah’tır. Allah’a her sığındığında soru ve sorunlar berraklık kazanır. Ve bu berraklık sayesinde çözümüne de bir adım daha yaklaşmış olur. İnsan, etrafında olup bitenlerden ari oldukça ve salt kendisi için değil kendisinin oluşturduğu anlama binaen varlık sahasına yürürse o zaman Allah’a yakınlık oluşturarak bu yakınlık üzerinden çözümler üretebilir. Böylece samimiyet ve ihlas ile hayatını idame ettirdiğinde ise soru ve sorunların hayatında bir, bir çözümlendiğini gözlemleme imkânı elde edecektir.

İnsan iradesi ile hayatına yön verirken ona değerin ne olduğu verili olarak verilmiştir. Yani neyin iyi ve kötü olduğu tanımlanmış olarak tevdi edilmiştir insanoğluna… Bu yüzden Rabbi insanı terk etmemiş ve onu yalnız bırakmamıştır. Ama bir imtihan dünyasında olduğunu unutmadan yola düşmeli ve bu yolculuğunda da kendisine lazım olan her bilgi Peygamberler aracılığı ile gönderilmiştir. Dileyen sapar, dileyen ise doğru yola ulaşır. Allah doğru yola yönelenlerin yardımcısıdır.

İnsan bir soru olarak ortaya konduğunda bilgi ve bilgilenme süreçlerini de etkilemiş ve nasıllığını ortaya koymuş oluruz. Soru da cevabı da kendi dışında oluşturulmuştur. Bu yüzden soru cevabını kendisini soru olarak ortaya koyan iradeye bağımlı olarak cevabını doğru bir şekilde bulabilir. Çünkü soruyu doğru öğrenmenin yolu soruyu ortaya koyanın açıklamalarına bağlıdır. Bu gerçekliği unutmadan yola çıkma ve yolculuğu sürdürme elzem hale geliyor.

Bir soru olan insan başarısızlığın imkânsız olanını işaret eder. Dolayısı ile ister soruya doğru cevabı versin ister yanlış cevabı versin, bu soruyu oraya koyan için bir başarıdır. Yani ezcümle insan başarılı bir projedir. Çünkü her iki cevaplandırma türü de bizzat varlığının tabii tezahürüdür…

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.