Sosyal Medya

Makale

Bir musibet bin nasihatten hayırlı mıdır?

 

Atalara ait sözler adeta kadim kültürün bugüne yansımasıdır. Bir atasözünün halen kullanılıyor ola gelmesi bu sözün günlük hayatta bir karşılığının olduğuna işaret eder. “Bir musibet bin nasihatten hayırlıdır” atasözü de kelime dağarcığımızda canlılığını yitirmeyen sözlerdendir. Musîbet, insanın başına ansızın gelen belâ, felâketlerdir. Nasihat ise yapılması ve yapılmaması gereken şeyleri söylemek, öğüt vermek anlamındadır. Bu atasözünde nasihat, yapılmaması gereken hakkındaki uyarıyı dikkate almayanı uyarmaya yöneliktir. Yapılmaması gerekenleri, akıl yürüterek, uyarılara kulak vererek veya başkalarının başına gelenler üzerinden okuyamayanlar ancak kendilerini de içine alan bir musibetin başlarına gelmesi sonrası tuttukları yolun yanlışlığını fark etmek zorunda kalırlar. Ne yazık ki tecrübe sanılan bu aymazlık insan üzerinde travmatik bir iz bırakan ve en rahat aktarılabilen nasihatlerdendir.

Bu atasözü, sadece nasihate kulak vermeyen bireyleri değil bu aymaz bireylerin oluşturdukları gafil beraberlikleri de kapsamaktadır. Buna göre bir yanlıştan dönülmesindeki son viraj musibete uğrayarak uyanmaktır. Eğer musibet dahi uyandıramamışsa çareler tükenmiş demektir. Kuran’da söz edilen gözleri, kulakları ve kalpleri mühürlenenler bunlar olsa gerek.

Fakat yaşamak zorunda bırakıldığımız modernite, hayatı rekabet üzerinden şekillendirdiği için her fert ve topluluk başarmaya mecbur bırakılır. Bunun dışında kalanlar hayat dışı edilerek anlamsızlaşır. Peki, musibet başarısızlığın göstergesiyse buradan nasıl bir başarı üretilebilir? İşte burada postmodernite devreye girer ve musibetin içini boşaltarak kriz diye adlandırılan yeni durumu fırsata çevirmek adlı şeytani bir çözüm devreye sokulur. Yani toplumun uğradığı musibet anında değişen dengeler birileri tarafından mali ve siyasi kazanca evirilir. Buradan da hareketle eğer musibetlerle şaşkınlaştırılan toplumlar üzerinden devşirilen hesapsız yüksek kârlar ve dokunulmaz nüfuzlar ediniliyorsa kriz üreten mühendislik faaliyetlerine ara verilmez.

Musibete uğrayan insanlara daha çok neden dolayı bunun başlarına geldiği anlatılır. Bir daha ne yapmamaları gerektiği konusundaki bire bin katan tekrarların asıl amacı yaşanan travmayı derinleştirerek toplumsal fobiler oluşturmaktır. Bunun sonucunda musibetlerin neden geldiği üzerine yoğunlaştırılanlar, abartılı korku senaryolarıyla sürüleştirilirler. Musibet sonrası oluşturulan korkuyla toplumu yönetmekse oldukça kolaydır. Peki, musibetin neden geldiğine odaklanmak kişiyi ve toplumu sürüleştiriyorsa asıl gözlerden kaçırılan nedir?

Kuran’daki Tekvir ve İnfitar surelerinde en büyük ve giderilemez musibet Kıyametin kopuş anı tüm dehşetiyle anlatılırken birden Bilir her nefis: neleri takdîm ettiği ve neleri tehîr ettiği? (İnfitar /5)”  ayeti bize gözden kaçırılanın en önemli düsturu hatırlatır. Yani Musibet, hayatı oluşturan tüm unsurların önem sırasını beyan eder. Hakikatin yanında yer almayıp kurgulanmış realitelerin peşinden sürüklenenler kaybedenlerden olmaya mahkûmdurlar. Buradan hareketle musibetin neden geldiğine değil de beraberinde neleri getirdiğine dikkat kesilmek elzemdir.

Sahici olanla sanal olanı tüm çıplaklığıyla görenler, yani musibetin ne getirdiğine dikkat kesilenler ikiye ayrılır. Sadece kendisini ve lokal beraberliklerini kurtarmakla yetinenler ve erdemli kalmayı değil de başarıyı hedefleyenler asla bir ümide dönüşmeyecek aksine korkuların artmasına sebep olacaklardır. Ama ümit var olanlar ve erdemleri kuşananlar musibet sonrası hedeflenen korkularla yönetilmek istenen toplumun ufkunu aydınlatmaya devam edeceklerdir.

Sahi 15 Temmuz musibetinin neler getirdiği üzerinde konuşulmaya ne zaman başlanacak?

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.