Sosyal Medya

Elbette, birçok şeyi de okuyuculardan öğreniriz; amma..

Selahaddin E. ÇAKIRGİL / Star Gazetesi



KonuÅŸmak veya yazmak konumunda olup, bir grup veya kitleye yönelik olarak yazıp- çizenler için en sevimsiz durum herhalde, muhatapları karşısında bilgiçlik taslayan, mâlûmâtfurûÅŸ durumuna düÅŸmeleri ve de kendilerini muhataplarından daha bilgili zannetmeleridir.
 
Aynı ÅŸekilde, okuyan veya dinleyenler açısından da en sevimsiz durum, herhalde, sessiz sessiz, itirazsız olarak okuyup dinlemelerine bakılarak, bir ÅŸeyden anlamayanlar olarak deÄŸerlendirildiklerini hissetmeleridir. Halbuki, 'hiç ummadığın da, açar esrâr-ı derûnu..'
 
*
 
Almanya'nın son yüzyıldaki önemli fikir ve felsefe adamlarından olan Martin Heideger, (Haydeger okunur), Almanya- Ä°sviçre- Fransa sınırlarının birleÅŸtiÄŸi noktadaki Freiburg (Frayburg) ÅŸehri yakınlarında bir daÄŸ kulübesinde sade bir ÅŸekilde yaÅŸamayı severmiÅŸ.. Bir zaman olur, Munich Üni.'de onun felsefesi üzerine bir sempozyum düzenlenir.
 
Program bittikten sonra tebliÄŸ sunanlardan birisi, Rektör'e, 'Efendim, galiba konuyu iyi anlatamadım, konu da ağırdı; onun için herkes, bir ÅŸey anlamamışçasına çok sessiz dinlediler.. Sadece, 'köylü' birisi söylenenleri teyit mânasında başını sallayıp duruyordu; o da, anlar gibi gözüktüÄŸündendi galiba..' der..
 
Rektör, 'Yok, Herr Prof., tam tersine, sunumunuz çok iyiydi ve herkes de oradaki bir ÅŸeref misafiri hatırına daha bir sessizdiler. Çünkü, senin 'köylü' dediÄŸin zat, Heideger'di..' der.
 
*
 
Böyle durumlar hepimizin başına da başına gelebilir.. Onun için, daima teyakkuz halinde bulunmak gerekir.
 
*
 
Okuyuculardan gelen mesajlardan elbette çok ÅŸeyler öÄŸrenirim, ÅŸahsen.. Ama, bazen öyle mesajlar da gelir ki, hayret edersiniz.. Meselâ, siz, (Tâlibân iktidara gelmeden 1-2 ay kadar öncelerde) Afganistan'da bir kız okuluna yönelik bir bombalı saldırıda, yaÅŸları 13-14'ün altında, 170 küçük yavrunun can verdiÄŸini yazarsınız; bazı okuyucular, size, ölenlerin 167 olduÄŸunu hatırlatıp, 'Niye yalan yazıyorsun?' diyecek kadar 'seviyeli' (!)düzeltmeler yaparlar.
 
17 Eylül günü de, Adnan Menderes'in 1959'da Londra'da düÅŸen uçağında hayatını kaybedenlerin 15 kiÅŸi olduÄŸunu yazmıştım, birileri hemen '14 idi'diye düzeltmiÅŸler!.
 
Siz, birisine gökteki bir cismi parmağınızla iÅŸaret ediyorsunuz, muhatabınız ise, sizin parmağınızın ucuna bakıyor.
 
Evet, sadece sizin durduÄŸunuz ve baktığınız yer deÄŸil, muhataplarınızın durduÄŸu ve baktığı yer de önemlidir.
 
*
 
Meselâ bir okuyucu, 15 Eylül tarihli ve 'Ä°nsana inanç özgürlüÄŸünü veren, laiklik deÄŸil; Ä°slâm'dır!' baÅŸlıklı yazıma 'Hayır.. Dinler topluma inanç özgürlüÄŸü sunmaz..' diye karşı çıkıp, 'Özgürlükler, demokrasi ile yönetilen toplumlarda olur, özgürlüÄŸü sadece demokrasi sunar.. Biz de bugün inanç özgürlüÄŸüne sahip isek, ülkemizdeki demokrasi sâyesindedir..' diye yazıyor.
 
Bu arkadaÅŸ ve benzerleri, hattâ, 'Ülkemizde papaz gidip, kilisede ibadetini yapıyorsa, bu, demokrasinin verdiÄŸi hakla oluyor; Ä°slâm'ın verdiÄŸi bir hak olarak deÄŸil..' diyecek kadar, Ä°slam konusunda Avrupalı müsteÅŸrikler kadar bile bilgisi olmadığını ortaya koyuyor. Müslüman dünyasında 1400 yıldır, kilise, sinagog ve mescidlerin hattâ bazan yan-yana olduklarından bile haberi yok.. Halbuki, sadece Ä°stanbul'a bile ÅŸöyle bir baksa, 500 yıl öncelerden beri, 'kilise, sinagog ve mescidlerin aynı mahallede yan yana olduklarını bile görebilir.. Gitsin Fatih'e, Üsküdar'a, eski Ä°stanbul'un merkezlerine ve diÄŸer yerlere..
 
Çünkü, Kur'an-ı Kerîm, (Hacc Sûresi, 39-41'de, meâlen), 'Manastırlar, Kilise, sinagog ve mescidleri, Allah'a ibadet olunan yerler olarak' tekrîm ile anmaktadır.. (15 yıl öncelerde Almanya'da Köln Belediyesi'nin tertiplediÄŸi bir konferansta konuÅŸan tarihçi Ä°lber Ortaylı, '500 yıl öncelerde Avrupa halkları din ve mezheplerinden dolayı birbirlerini boÄŸazlarken, Ä°stanbul'da Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar kendi mâbedlerinde hür olarak ibadet ediyorlardı, siz bunları bugün bile tasavvur edemezseniz..' demiÅŸti özetle de, bazıları hayretle dinlemiÅŸlerdi..
 
Bu bakımdan, 'insanların inanç özgürlüÄŸünün Ä°slâm'dan deÄŸil, demokrasiden geldiÄŸini' sanan bu ve benzerlerine belirtmeliyim ki; dünyaya sadece materyalist anlayışların ve beÅŸerî sistemlerin penceresinden bakarsanız böyle bir neticeye varabilirsiniz belki.. Ama, bütün 'ilahî dinlerin aslının ortak ismi olan Ä°slâm, insana sadece özgürlük bahÅŸetmekle kalmıyor; Allah'u Teâlâ, insana, 'Seni hür olarak yarattım, baÅŸkasına kul-köle olma!.' diyor ve sadece 'hür insan'ı 'muhatap ve sorumlu' olarak alıyor.. Bunun içindir ki, 'Lâilâheillallah' diyen ve bunun mânasını bilerek yaÅŸayan insan, evet gerçek 'hür insan'dır.
 
Ama, beÅŸer tarihine bakarsanız, karşınıza bütün tarih dönemlerini kuÅŸatan karanlık ve acılarla, feryatlarla dolu bir kölelik sistemi çıkar.. Firavunlar ve Nemrud'lar ve köleler de bütün zaman dilimlerinde hep var olagelmiÅŸlerdir. Elbette, diktatörlükler yerine, demokratik usûllerle yönetilmek de tercihe ÅŸayândır. Ama, örnek gösterdiÄŸiniz Avrupa'da bugün bile son 150-200 yıllık bir geçmiÅŸe sahiptir demokrasi ve bir çoÄŸu hâlâ da 'tâclı demokrasi'dir..
 
Esasen, 'demokrasinin beÅŸiÄŸi' sayılan Antik Yunan'da, Atina demokrasisinde, fikir ve iradelerini belirtmek, oy vermek hakkını haiz, 17-18 bin 'hür insan' vardı ve kölelerin sayısı ise, 250 bin kiÅŸi idi. Bunun içindir ki, ünlü ing. yazarı Bernard Show, 80 yıl öncelerde, demokrasiyi, temelinde, 'megalomani (kiÅŸinin kendisini diÄŸerlerinden üstün görmesi saplantısı)' ve kölelik gibi iki temel unsur üzerinde yükselen bir sistem olarak niteliyordu.
 
*

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.