Ramazan Kayan'ın kaleminden: Salonlar dolu, sineler boş…

Follow @dusuncemektebi2
Ne çoklukla övünmek ne de azlığa üzülmek hakkına sahibiz… Farkımız çokluğumuz değil; Allah (cc) sa’yimize ve gayretimize bakacak…
Tüm zamanların en yaygın ve salgın hastalıklarından biri çoklukla övünme ve oyalanma olsa gerek… Çokluk arzusu ne geçmiÅŸe ne de ÅŸimdiye mahsustur.
Kur’anî ifadesi ile tekasür ve tafahür denilen bu maraz aslında bir hayat tarzı, yaÅŸam biçimi ve dünya görüÅŸüdür…
Tekasür insanın sahici duruÅŸunu bozan bir sapmadır…
MaÄŸrurlaÅŸmanın, mustaÄŸnileÅŸmenin, mütekebbirleÅŸmenin hatta müstekbirleÅŸmenin temelinde çokluk kuruntusu vardır…
Büyümenin büyüsü, büyüklerin büyüsü, büyüklenme güdüsü zamanla güç zehirlenmesine, akıl tutulmasına neden oluyor…
Çoklukla oyalanma, çokluÄŸa oynama, modern zamanlarda insan ruhunu kemiren, kalbini tüketen rekabet, rövanÅŸ, reklam yarışı olarak tırmanıyor…
Tekasür nice gaflet, asabiyet ve enaniyetler içeren bir kavram olarak hayatımızda yer ediyor…
Sınırsız büyüme, sürekli baÅŸarma, her zaman kazanma arzusu; hırs, ihtiras, haset ve husumetleri tetikliyor ve insanı acımasız kılıyor…
Çokluk bir egemenlik aracına dönüÅŸüyor… Çoklukla gelen şımarıklık nefisleri azgınlaÅŸtırıyor…
Kemiyete kendini kaptırmış kitleler, kalabalık içinde kaybolduklarının farkında bile deÄŸiller…
Tekasür ve tefahür insanımızı tüketiyor… O zaman da çokluÄŸumuz yokluÄŸumuz oluyor… Çokluk bataklığına battıkça buhran ve bunalımlarımız bir türlü bitmiyor…
Bakıyorsunuz, çokluk içinde yalnızlık, varlık içinde yokluk yaşıyoruz…
MaÄŸduriyet günlerinde maÄŸlup olmayanlar, maÄŸruriyet günlerinde tanınmaz hale gelebiliyorlar…
Kurumlarımız, kadrolarımız, kaynaklarımız, anahtarlarımız, tapularımız, ruhsatlarımız, dayılarımız, hayranlarımız çok ama biz yokuz… Arazide deÄŸiliz…
BaÅŸarı sertifikalarımız, takdir belgelerimiz, kâr bilançomuz, ciromuz, arkadaÅŸ çevremiz gayet iyi de… Biz iyi deÄŸiliz…
Yorgunuz, yılgınız, yalnızız…
Toplumsal tanınırlığımız, sosyal statümüz, siyasi nüfusumuz yüksek, niçin sözümüz etkili olmuyor… Yüreklere yürüyemiyoruz…
Salonlar dolu, sineler boÅŸ…
Sesimiz yüksek, sözümüz kısık ve kısır…
Bir anda milyonlara mesajımız ulaşırken, neden yalnızlık sendromundan kurtulamıyoruz?
Havalı, fiyakalı, cakalı, endamlı görüntüler gönülleri fethe yetmiyor…
Cevapsız çoÄŸunlukların, ciddi sınav günlerinde nasıl çorap söküÄŸü gibi çözüldüklerini görebilmeliyiz…
Amaçsız çoÄŸunluklarla, anlamsız yığınlarla yol alınamayacağının altını çizmeliyiz…
ÇokluÄŸa yatırım yapanların Huneyn’deki serencamını iyi okumalıyız…
“Vay be! Biz neymiÅŸiz” kibri, sonun baÅŸlangıcıdır…
Kesret hesapları, ekseriyet havaları, hevayı köpürtüyor…
Unutmayalım ki, her ÅŸey imtihan konusu… Varlık, yokluk… Çokluk, azlık… Yalnızlık, kalabalık…
Ä°çi kof övgüler insanı öldürür.
Azgın bahçe sahiplerini düÅŸünelim…
“Veren” ve “vehim”ler bizi vurmasın… Vahyin öÄŸretisinden uzaklaÅŸtıkça vahÅŸetler büyüyor…
Ne çoklukla övünmek ne de azlığa üzülmek hakkına sahibiz…
Allah bizimle olduktan sonra ne gam!
ÇokluÄŸu hamd ile karşılayabiliyor muyuz?
Fazla söze gerek yok…
Farkımız çokluÄŸumuz deÄŸil; Allah (cc) sa’yimize ve gayretimize bakacak…
Henüz yorum yapılmamış.