Özel / Analiz Haber
Doğunun Ve Batının Anlam Atlası

Follow @dusuncemektebi2
DoÄŸuya gittikçe batıya, batıya gittikçe doÄŸuya kavuÅŸulan, aslında bir baÅŸlangıç yahut son noktası bulunmayan bir kürede ÅŸark ve garp ayrımı mantıksız gibi görünüyor olabilir ama ne kadar izafi olsa da insan ve akli referans noktalarına ihtiyaç duyuyor. Ä°nsanoÄŸlu güneÅŸin doÄŸduÄŸu yere doÄŸu, battığı yere batı dedi. Bu konumlandırmada zahirde güneÅŸi referans alır görünse de aslında bizzat kendi yerini yani kendini referans alıyordu. Bu mantıkla ve birincil anlamı olan yön belirleme kavramı zaviyesinden her insanın güneÅŸin doÄŸuÅŸunu gördüÄŸü cihet doÄŸu, batışını gördüÄŸü yön ise batı olmak zorunda ancak insanoÄŸlunun tarih, siyaset, inanç ve medeniyet perspektifli yolculuÄŸunda DoÄŸu-Batı ayrımı, karşıtlığı yahut ikilemi salt coÄŸrafi konumla sınırlı kalmadı. Kendini tanımlayabilmek için bir "öteki" belirmeden yapamayan insanoÄŸlunun tarihsel süreçte oluÅŸturduÄŸu bütün ötekiler içinde belki de en büyük ve etkili ötekileÅŸtirme süreçlerinden biri oldu aynı zamanda DoÄŸu ve Batı. Kendini yeni bir tanımlamayla var etmek isteyen Batı böylece DoÄŸu'yu kurguladı. Batı böylece kendini Batı olarak var ederken, DoÄŸu'da böylece DoÄŸu olduÄŸunu öÄŸrendi. Ve dünya ile insanlık coÄŸrafi, tarihi, medeni, ekonomik boyutları giderek geniÅŸleyen iki parçaya, iki zıt kutba ayrılmış oldu. Manayı temsil edenler DoÄŸu'da, maddeyi temsil edenler Batı'da kaldı. Tahakküm edenler Batılı, hükmedilenler DoÄŸulu oldu. Sömürenler Batı, sömürülenler DoÄŸu oldu. GeliÅŸenler Batılı, geri kalanlar DoÄŸulu sayıldı. Kalp DoÄŸu'ya, akıl Batı'ya mal edildi. Öyle ki DoÄŸu-Batı derken birlik neredeyse yok edildi, ikilik yeryüzünde adeta baki kılındı.
Doğu-Batı kavramları:
Orient = Doğu = Şark= Maşrık
Occident = Batı = Garp = Mağrip
Orientalist = Oryantalist = Åžarkiyatçı = MüsteÅŸrik
Occidentalist = Oksidantalist = Garbiyatçı = MüstaÄŸrip
.jpg)
Truva Savaşı'nı Simgeleyen At
Doğu ve Batı'nın doğumu
Bazılarına göre DoÄŸu ve Batı'nın nüvesi Anadolu'da Truvalılar ile Yunanlıların savaşı sonucunda atılırken, kimileri dünyanın DoÄŸu ve Batı olarak ayrılı- şının köklerini Yunanlılar ile Perslerin rekabetine kadar indirir. Hatta Fatih'in Bizans'ı fethi; "Türklerin Truva'nın intikamını alması" olarak nitelendirilir kimilerince. Fatih Sultan Mehmed'in Midilli kuÅŸatmasına giderken Truva'da durup ÅŸöyle söylediÄŸini naklediyor bazı tarihçiler: "Eskiden bu kenti yıkan Yunanlıların çocukları, uzun yıllar sonra sayemde, biz Asyalılara karşı sık sık yaptıkları haksızlıkların cezasını buldular."
Politik bir kavram olarak Batı'nın ortaya çıkışı, esasen M.S. 285 yılında Roma Ä°mparatorluÄŸu'nun DoÄŸu Roma ve Batı Roma olarak ikiye bölünmesinin eseridir. Bu bölünme ile Batı (Occident) Latin alfabesi ile yazan Roma'yı, DoÄŸu (Orient) ise Yunan alfabesi kullanan Konstantinopolis'te teÅŸkilatlanan Roma'yı temsil eder. Bu bölünmenin bir diÄŸer sonucu olarak Batı artık Katolik âlemi, DoÄŸu ise Ortodoks âlemi olur. Batı Roma Ä°mparatorluÄŸu ve Ortodoksluk geriledikçe DoÄŸu (Orient), Ä°slam dünyasını ifade etmeye baÅŸlar.
Bir baÅŸka görüÅŸe göre ise Batı kavramı, 15'inci yüzyıldan itibaren icat edilir. Bunu saÄŸlayansa Ä°slam ile Hıristiyan devletleri arasındaki rekabetin bu dönemde dünyanın önemli politik konsepti haline gelmesidir. DoÄŸu üzerinden kendini kurgulayan Batı medeniyetini dini olarak Yahudi-Hıristiyan, kültürel olarak Yunan-Roma medeniyetleri, Aydınlanma Çağı'nın fikirleri ve demokrasi üzerine inÅŸa eder. Oysa Derida bu kurguyu reddeder: "Klasik Batı, Yahudi-Hıristiyan-Ä°slam ve Yunan-Arap olduÄŸu halde biz onun Yunan-Roma ve Yahudi-Hıristiyan geleneÄŸine ait olduÄŸuna inandırıldık. Ä°brahim'in oÄŸulları birlikte yaÅŸamaları gereken bir anda birbirleriyle karşı kar- şıya gelmek gibi bir tuzaÄŸa düÅŸtüler."
Doğu-Batı Etimolojisi
DoÄŸu (Orient) güneÅŸin doÄŸuÅŸunu, yükseliÅŸini ifade eden Latince "oriri" fiilinin geçmiÅŸ zaman çekimi "oriens"den; Batı ise güneÅŸin batışını, düÅŸüÅŸünü ifade eden "occidere" fiilinden türemiÅŸ yön kavramlarıdır. DoÄŸu ve batının yön anlamı itibarı ile ifade ettiÄŸi birebir karşıtlık zaman içinde kavramların medeni, kültürel, politik ve tarihi cihetlerini de kapsar hale gelmiÅŸtir.
Jeopolİtİk Doğu-Batı
Antik Yunan ve Roma uygarlıklarının varisi kabul edilen, bu temelde ortak bir medeniyet düÅŸüncesine dayanan, toplumsal, kültürel, politik, ideolojik ve felsefi açıdan dünyanın geri kalan toplum ve bölgelerinden uzaklaÅŸma, soyutlanma da içeren bir kavram Batı. Batı, tanımlamayı böyle yapınca haliyle bunun dışında kalan her yer de DoÄŸu oluyor ancak DoÄŸu'nun esasen temsil ettikleri Ä°slam, Türk, Arap, Fars, Rus, Hint, Çin kültür ve medeniyetleridir…

Ä°lk oryantalistler
Ä°lk ÅŸarkiyatçıların faaliyetleri 8'inci yüzyılda Hıristiyan teolog Åžamlı Jean Mansur ile baÅŸladı ve Pierre de Montboissier ile 12'nci yüzyılda ve Haçlı Seferleri ile hız kazanarak 20'nci yüzyıla kadar devam etti. Artık Ä°slam'ın ve Müslümanların hâkim olduÄŸu bir coÄŸrafyada Hıristiyanlığın ve Hıristiyan toplulukların varlığını sürdürmesi, asimilasyondan korunması amaçlı ve daha ziyade reddiyeci bir bakışla Ä°slam dininin incelenmesi, araÅŸtırılması, karşılaÅŸtırılması ve tercümesi esasına dayanıyordu oryantalizmin bu ilk örnekleri. Dolayısıyla Batı'nın DoÄŸu'ya daha doÄŸrusu Ä°slam'a karşı bakışında günümüzde gelmiÅŸ olduÄŸu noktanın aslında çıkış noktasından hiç de farklı olmadığı görülüyor.
Edward Said'in oryantalizm deÅŸifresi 

Oryantalizmi pek çok düÅŸünür eleÅŸtirdi ancak hiçbirinin eseri Lübnanlı Hıristiyan bir akademisyen olan Edward Said'inki kadar etkili olmadı. Batı kültürüyle yetiÅŸmiÅŸ bir DoÄŸulu olarak oryantalizm ile sömürgeciliÄŸin aynı gövdenin iki kolu gibi paralel iÅŸlev görüÅŸünü ıskalamayan Said, oryantalizmi; "Batı tarafından oluÅŸturulan DoÄŸu" olarak tanımladı ve "sömürgeciliÄŸin keÅŸif kolu" olarak deÅŸifre etti. Ona göre Batılıların oryantalizmi birkaç insaflı örnek dışında hep aynı yola çıkıyordu: "DoÄŸu hakkında ne söylerse söylesin her Avrupalı ırkçı, emperyalist ve neredeyse tamamen etno merkezlidir".
DoÄŸulu Ä°le Batılı: Birbirinin Ötekileri
Said'in görüÅŸünün tersine, bir teori ise ÅŸöyle der: "Orta ÇaÄŸ'da DoÄŸu'yu anlamaya yönelik ilim ve disiplinler olarak geliÅŸtirilen oryantalizm, aslında bir açıdan da Batı'nın icadı anlamına gelmektedir." DoÄŸu ile Batı'nın günümüzde de devam eden binlerce yıllık çatışma, rekabet, mücadele, hâkimiyet kurma, sömürme ve etkileÅŸim süreci perspektifinden bakıldığında DoÄŸu Batı'nın, DoÄŸulu da Batılının ötekisinden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸil gibi görünüyor.
20'nci yüzyıldan sonra doÄŸu-batı
II. Dünya Savaşı'ndan sonra ÅŸekillenmeye baÅŸlayan çift kutuplu dünya politik düzeninde Batı; artık kesin olarak Avrupa, ABD, Kanada ve coÄŸrafi olarak doÄŸuda kalsalar da bu ülkelerin uzantıları olan Avustralya, Yeni Zelanda ve Güney Amerika'nın bir kısmını, kabaca dünya nüfusunun 5'te birini kapsayacaktır.
Batılılaşma
Batılı toplumun temel deÄŸerlerini demokrasi, özgürlük, eÅŸitlik, adalet, geliÅŸme ve bireyciliÄŸin oluÅŸturduÄŸu ileri sürülüyor. Ancak bu toplum, yapısını büyük ölçüde 15-20'nci yüzyıllar arasındaki sömürgeciliÄŸe, emperyalizme ve geliÅŸmemiÅŸ toplumlar üzerinde kurulan ekonomik hegemonyaya borçlu. Aynı ÅŸekilde, Batı toplumuna birçok yönüyle kendi hayat ve düÅŸünce tarzını dünyanın diÄŸer toplumlarına ve bütün kıtalara yayma imkânını saÄŸlayan da bu sacayağı oldu. Bu hadiseye BatılılaÅŸma deniliyor.
Huntington'dan sonra Doğu-Batı 

"Medeniyetler Çatışması" tezi ile dünyanın gitmekte olduÄŸu yeni düzenden ziyade aslında 21'inci yüzyıla doÄŸru Batılı devlet ve toplumların SoÄŸuk SavaÅŸ'tan sonra yeni düÅŸmanını ilan eden Samuel Huntington'ın araçsallaÅŸtırdığı Batı kavramı, yeni bin yılın yaklaÅŸmasından itibaren Ä°slam karşıtı bir anlam kazanmaya baÅŸlar. Bu anlayışa göre dünyanın ağırlık merkezi "seküler, demokratik ve özgürlükçü" Batı toplumları iken, komünizmle mücadele dönemlerinde bir numaralı müttefiki olan "teokratik karakterli, baskıcı" Ä°slam dünyası ise onun bir numaralı tehdidi hâline gelir.
Dünya Ekonomisinin Hakimi
Cemil Meriç Kültürden Ä°rfan'a adlı kitabında dünyanın son birkaç yüzyıllık ekonomik manzarasını özetliyor gibi: "DoÄŸu ile Batı iki ayrı dünya, meseleleri baÅŸka baÅŸka. Biri zenginleÅŸtikçe öteki fakirleÅŸmeye mahkûm." Üç asırdır dünya üzerinde bütün temel alanlarda hâkimiyetini pekiÅŸtiren Batı, günümüzde ekonominin efendisi olma rolünü de sürdürüyor. Dünyanın en büyük 10 ekonomik gücü arasında sadece iki DoÄŸulu devlet yer alıyor: Çin ve Hindistan. Bu iki ülkeye eklenmesi mümkün olan Japonya her ne kadar coÄŸrafi olarak doÄŸuda olsa da 100 yıldır Batı medeniyeti içerisinde yer alıyor.
Doğulu ve Batılı Kim?
Dünya adlı gezegeni paylaÅŸan insan türünü birbirinden ayrı kategorilere hapsetmeye ve birbirinden ayrıştırmaya yarayan türlü kavramsallaÅŸtırmalar içinde tarihsel açıdan en büyük ve etkili kategorilerin başında yer alan "DoÄŸulu" ve "Batılı" kavramları, tarih boyunca iki tarafın diÄŸeri ile ilgili algısını da yönlendirdi. DoÄŸulular açısından Batılı, yüzyıllarca "Rum, Frenk, gâvur, haçlı, sömürgeci" gibi suretlere bürünerek Akdeniz'in kuzeyinde yerleÅŸmiÅŸ kavimleri ifade ederken; Batılıların muhayyilesinde hâkim DoÄŸulu tasavvuru ise "Sarazin, Arap, Türk, zenci" suretlerinden geçip günümüzde "göçmen, mülteci, Ä°slamcı, terörist" algısına büründü ve zamanla büyük ölçüde Müslümanları kasteden bir ifade oldu. Aralarındaki 2000 yıllık alışveriÅŸe raÄŸmen DoÄŸulu ve Batılı kavramları birbirleri için "baÅŸ düÅŸman"ı temsil etti desek sanırım abartmış olmayız. Edward Said bu anlayışın son yüzyıllık manzarasını, Orta DoÄŸu'nun en temel sorunlarını doÄŸuran Balfour Deklarasyonu'nu hazırlayan Ä°ngiliz diplomat Arthur James Balfour'un anlayışı üzerinden ortaya koyuyor: "Balfour'a göre bir Batılı realite, bir de DoÄŸulu realite vardı. Birinciler hükmederken diÄŸerleri hüküm altında olmalıydılar."
Åžarkiyatçı-Garbiyatçı
DoÄŸu medeniyetini deÅŸifre eden disiplinleri tanımlayan oryantalizmi temsil eden düÅŸünürler Batı'da fazlasıyla çıktı. Oryantalizm ve sömürgeciliÄŸe tepki olarak Müslüman entelektüeller arasında bir garbiyatçılık oluÅŸtuysa da, bu anlayış özünde siyasal Ä°slamcı bir Batı karşıtlığına dayanıyordu ancak Gustav von Grunebaum'un ÅŸu tespiti halen büyük ölçüde geçerliliÄŸini koruyor gibi: "Batılı bir ÅŸarkiyatçının simetrik muadili olan DoÄŸulu bir garbiyatçı henüz çıkmadı." DoÄŸu'nun gerçek anlamda müsteÅŸrik kavramının karşıtı bir garbiyatçı çıkarıp çıkaramadığı halen tartışmalı ancak onun yerine bol miktarda "müstaÄŸrip" çıkardığı tartışılmaz bir gerçek.

Cemil Meriç'e göre müstaÄŸripler
DoÄŸu ilimleri ile uÄŸraÅŸanları ifade eden "müsteÅŸrik"e karşılık "müstaÄŸrip" bunun muadili deÄŸil. "ÅžaÅŸakalan, ÅŸaÅŸkın, tuhaflaÅŸan" anlamlarına gelen müstaÄŸrip kelimesini Cemil Meriç, Batı hayranı DoÄŸuluları ifade eden bir kavram haline getirmiÅŸ ve onları ÅŸöyle anlatmış: "Tanzimat sonrası Türk aydınına en çok yakışan sıfat: MüstaÄŸrip (…) Ä°slâm'ın dünya görüÅŸü yekpareliÄŸini kaybeder. Avrupa'nın maddi fetihleri, çöküÅŸ devrinin ulemasını afallatır. Susar ve sahneden çekilirler. Yerlerini Avrupa'nın imal ettiÄŸi yeni bir insan tipi alır: MüstaÄŸrip. Hem suda hem karada yaÅŸayan bu hilkat garibesi giderek büsbütün kopar mazisinden. Artık ne Asyalı ne Avrupalıdır. Ne Müslüman ne Hıristiyan (…) Ä°rfanından kopan, ana dilini bile unutan müstaÄŸripler kafilesi kime, neye baÄŸlanacak? (…) MüstaÄŸrip ne yeni bir dünya görüÅŸü kurabilir ne de Batı'nın cömertçe sunduÄŸu türlü ideolojiler arasında seçim yapacak güçtedir. Seçmek için, anlamak lâzım (…) MüstaÄŸrip, Avrupa fikriyatını bir ilmihal gibi ezberlemeye kalkar. Bütünü kucaklayamaz (…) MüstaÄŸripler, 1960'lara kadar aynı yalanları çeÅŸitli üsluplarla tekrarlayan bir topluluk."
Müellif: Birol Biçer / Lacivert Dergi
Henüz yorum yapılmamış.