Abdülhamid Kırmızı: Bu ülÂkeÂde AbÂdülÂhaÂmid meÂraÂkıÂnı en çok söÂmüÂren kiÂÅŸi Ä°smet BozdaÄŸ'dır

Follow @dusuncemektebi2
Bu ülÂkeÂde AbÂdülÂhaÂmid meÂraÂkıÂnı en çok söÂmüÂren kiÂÅŸi, 33 yılÂdır ona atÂfetÂtiÂÄŸi haÂtıÂraÂtı basÂtıÂran Ä°sÂmet BozÂdağ’dır.
Türk Tarih Kurumu BaÅŸkanı Ali Birinci, tarihçi kulislerinde dinmeyen bir tartışma konusu olan “Abdülhamid’in hatıratı” meselesini Divan dergisinde her yönüyle açıklığa kavuÅŸturmuÅŸtur (Divan 19, 2005/2). Buna göre, Sultan Abdülhamid’in Hatıra Defteri padiÅŸaha deÄŸil, Ä°ttihat ve Terakki’nin politikalarından rahatsızlık duyan Süleyman Nazif’e ait bir metindir. Buradaki asıl mesele kitap içinde verilen bilgilerin doÄŸruluÄŸu/yanlışlığı deÄŸil; baÅŸkasının yazdığı bir metnin bir pazarlama taktiÄŸi olarak Abdülhamid’e atfedilmesidir.
Abdülhamid hatırat yazmamıştır. Ancak baÅŸka çeÅŸitli hatırat, günlük ve muhtıra yayınlarında kendisinden sadır olan sözler bulmak mümkündür. Tahttan indirildikten sonra ölünceye kadar Abdülhamid’in özel doktorluÄŸunda bulunan Atıf Hüseyin Bey’in Hatıratı (Ä°stanbul, 2003) bu bakımdan önemli bilgiler veren bir günlüktür. NeÅŸrinde birçok kusur varsa da, kendisini sevmeyen bir Ä°ttihatçı tarafından yazıldığı için Abdülhamid’e atfedilen konuÅŸmalar sahih olabilir. Bu metinde Abdülhamid’in eÄŸitimi ve kültürü hakkında kendi aÄŸzından anlatılanlar bize pek renkli bir portre sunar.
Abdülhamid ÅŸehzadeliÄŸinde özel hocalardan tahsil görür. Selanik’te sürgündeyken Halley Kuyrukluyıldızı’nın geçiÅŸini izlemek için bir gecesini pencere önünde geçirdiÄŸi için üÅŸütebilecek kadar yıldızlara meraklıdır, ilm-i nücum okur. Acaba Yıldız Sarayı’nda taayyüÅŸü bu sevgiye mi dayanır, merak konusudur. Tefsir okuduÄŸu, konuÅŸmaları arasına serpiÅŸtirdiÄŸi ayetlere getirdiÄŸi açıklamalardan bellidir. Her daim Buhârî-i Åžerif okuduÄŸunu sık sık tekrarlar. Halk dininin geleneksel uygulamalarına baÄŸlıdır; Çanakkale Savaşı sırasında Delail-i Hayrat ve Åžifa-i Åžerif hatimleri yapar. Dinî ilimlere vâkıftır, hatta Ramazanlarda huzurunda yapılan tefsir derslerinde sorulara cevap veremeyen mukarrirlerin yerine müdahale edip yorum getirdiÄŸi çoktur. “Başıma sarık sarsam, vaaz ü nasihat etsem itibar bulurum” diyecek derecede bu konuda kendisine güvenir.
Hafız Åžirazî’nin divanını Farsçadan okur. Farsça yazdığı beyitlerin yanı sıra yaptığı resimlerden haberdar dahi deÄŸiliz. Birçok ifadesinden Kadirî olduÄŸu anlaşılıyor. Pirinin BaÄŸdat’taki türbesine hizmet etmiÅŸ olmakla övünüyor. Åžimali Arnavutça konuÅŸabildiÄŸini, Çerkezce anladığını kendisi söylüyor; ancak Fransızca, Arapça ve Farsçayı iyi bildiÄŸi kesindir.
Vaktine düÅŸkün olduÄŸundan, gazeteleri yemek yerken kendisine okutur. Matematikte iyidir, hatta tahdid-i mesaha, yani ateÅŸli silahlar için mesafe tayini hususunda bir risalesi olduÄŸunu, burada kendi keÅŸfettiÄŸi basit bir usulü kaleme aldığını söyler (keÅŸke elimizde olsaydı). ÅžehzadeliÄŸinde ticaretten çok para kazanır; Maslak’taki çiftliÄŸinde hayvanat yetiÅŸtirip satar. Hayvan meraklısı olduÄŸundan, çok hayvan beslediÄŸinden adeta bir baytar kadar hastalıkları iyi bilir. Kedisi, papaÄŸanı ve güvercinleri vardır; gençliÄŸinde yılan bile besler, aslan ve kaplan beslemeyi de dener ama hoÅŸuna gitmez.
Tıp bilgisi de ÅŸaşılacak derecede geniÅŸtir; hatta Ä°bn Sina’nın kitabını Arapçadan okur. HekimliÄŸe o derece meraklıdır ki, ameliyathanelere ara sıra devam eder. MeÅŸhur doktorlara sürekli sorular sorar. Bahçelerine de düÅŸkündür; ÅŸehzadeliÄŸi zamanında Yeniköy’deki köÅŸkünün bahçesi çok meÅŸhurdur, öyle ki cuma ve pazar günleri bahçenin kapılarını açtırır, ahalinin gezmesine izin verir. ÅžehzadeliÄŸinde iyi bir avcıdır, o yüzden saÄŸ kulağı iyi iÅŸitmez. Kılıç kullanmayı öÄŸrenir ve eski silahlardan oluÅŸan bir koleksiyonu vardır. Ä°yi bir yüzücü olmakla övünür. MarangozluÄŸu zaten ünlüdür, Yıldız Sarayı’nda atölyesi vardır; zamanında buraya yetenekli zanaatçıları celbeder.
Abdülhamid’e göre aÅŸklı-meÅŸkli romanlar ahlakı bozar; seyahatnameleri ve cinayet romanlarını okumak lazımdır. Buna karşın, Batı müziÄŸine meraklıdır; Almanya’dan çocukları için dört tane piyano getirtmiÅŸtir saraya. Piyano ve sair sazlardan bazılarını kendisi de çalabilen Abdülhamid: “Nota bilmek ÅŸarttır, güzel bilirim. DoÄŸrusunu isterseniz ben Türküm ama Türkçe havalardan ziyade alafranga havalar, operalar hoÅŸuma gider. Çünkü Türkçe minördür, insana uyku getirir. Hem de bizim Türkçe dediÄŸimiz makamlar Türkçe deÄŸildir; Yunan’dan, Acem’den alınmıştır. Türk çalgısı davul zurnadır.” der. Kızı AyÅŸe Sultan piyano, keman ve arp çalar zaman zaman babasına. Yıldız’daki küçük tiyatrosuyla gurur duyan Abdülhamid, Ä°talya’dan oyuncular da getirtir. Özellikle Verdi’nin operalarını sever.
“Kültür zaman ister. Bizi baÅŸlıca terakkiden men eden askerliktir” der Abdülhamid. Memleketimizde Avrupa memleketleri gibi imar olunamamasına, halkın cahil kalmasına baÅŸlıca sebep askerliktir. Tabii o zamanlar askerlik çok uzundur, Abdülhamid askerlik süresini bu yüzden yedi-sekiz seneden üç seneye indirir. Kendisini yetiÅŸtirmek isteyen gençlere yıllarını geri verir. Aslında askerliÄŸi iki seneye indirmek ister, fakat genelkurmay nüfusu yeterli bulmadığından bu kararı veremez.
Abdülhamid ÅŸehzadeliÄŸinde gezmeyi, macerayı, hayatı seven bir insandır. Fakat 33 yıllık padiÅŸahlığında (1876-1909) Ä°stanbul dışına hiç çıkmaz. TaÅŸraya gitmeyen Sultan Abdülhamid fotoÄŸraflarla, telgraflarla, müfettiÅŸlerle ve valilerden sürekli isteyedurduÄŸu vilayet raporlarıyla taÅŸrayı kendisine getirir. Hükümdarlığından sonra ise üç yıllığına Selanikli olur. Jön Türkler’in idaresinde yaÅŸanan Balkan Harpleriyle orası da elden gitmek üzereyken Ä°stanbul’a geri getirilir ve 10 Åžubat 1918’de vefat ettiÄŸi Beylerbeyi Sarayı’na yerleÅŸtirili
Anlayış Dergisi Arşivi
Henüz yorum yapılmamış.