Sosyal Medya

Özel Haber

Ölüm Metaforu Üzerine Sinematografik Bir Yolculuk / M.Mazlum Çelik

Kafka’nın Türkçe çevirisini henüz bulamadığım minik bir hikâyesi vardır: Fellowship. Beş adam ardı ardına yürür bir birliktelik oluşturur ve varlıkları görünür hale gelir. Bu ortaya bir cemaat duygusu çıkarır, birilerini dışarda bıraktıracak bir birlikteliktir bu, zaten cemaatlerin en çekici özelliği de budur: Birilerinin dışarda kalmış olması. Sonrasında ‘varlık’larını intiharla sonlandır bu beş adam ve ‘Hiçlik’e doğru yol alırlar.



Stop!

3-2-1 ve Kayıt:

 

 “Seni öldüreceğiz babalık! Hepinizi. Seni ve o domuzu. Ve şu insan evladını!”

“Şaka yapıyorsun değil mi? Peki neden? Suçumuz ne ki? Neden bizi? Bizim suçumuz ne?”

“Buradasınız. Buradasınız babalık! Suçunuz bu hepimizin suçu bu. Burada olmak!” 

 

Lady in a Cage(1964) filminden alınan bu sahneler aslında Kafka’nın Dava romanın bir uyarlamasıdır. Bir gün birileri tarafından Josef ansızın suçlanır ve yargılanır; ancak suçunun ne olduğuna dair bir bilgisi olmadığı gibi suçunun ne olduğuna dair arayışında da herhangi bir cevap bulamaz.

Bu sahnedeki diyaloglar Fellowship öyküsünün sonunda cemaat oluşturmuş beş kişinin beklenmedik intiharıyla zihnimizde bir bağlantı oluşturmaktadır. Onların intiharının oluşturduğu sembol, bir araya gelerek görünür kıldıkları varlığının sonunda, insan varoluşundaki anlamsızlığını görmeleri ve onunla yüzleşmesi yatmaktadır.

Burada ölüm metaforunun Kafka’da varlığın keşfi ile derin bir anlamsızlık içinde bir kaçınma eylemi olarak ele alınabileceği gibi bir Türk filmi olan Adak (1979) filminde varlığın anlamlandırılması açısından yerine getirilmesi gerekilen zorunlu bir eylem olarak karşımıza çıktığını görmekteyiz.

“Allah verir Allah alır”

Bu filmde Müslüm’ün oğlunu Allah’a kurban olarak sunması yalnızca verdiği bir sözün icrasını değil, varlığın anlamlandırılması için ölüm gerçeğini icra etmesi gerekir. Dava, Lady in a Cage ve Fellowship’te varlığını keşif ile ortaya çıkan anlamsızlık ve neticesindeki kaçış eylemi olan ölüm, tersine bir mantıkla işletilerek – eğer - gerçekleşmeyecek bir ölüm varlığı anlamsızlaştırmaktadır.

Şimdi burada geriye dönüp baktığımızda Josef’in suçunun ne olduğunu sorması (Dava) Babalık’ın ölüm gerekçesini bilmemesi (Lady in a Cage)  ile Müslüm’ün oğlunun ölüm gerekçesindeki malumatsızlığı (Adak) bizi aynı noktaya getirmektedir.

Dücane Cündioğlu bu belirsizlikleri ‘Abes’ kelimesiyle kavramsallaştırmaktadır. Yani koskocaman bir saçmalık, yani boşluk ve hiçlik. İnsanın yüzüne beklenmeyen bir çıplaklıkla çarpan temel nokta nedir o halde?

Ölüm.

Anlamı bulunmayan hiddet ile beklenmedik bir şekilde varlığı ortaya çıkaran mecaz: ölüm.

Nitekim ölümle varlık sancısının ortaya çıkarttığı anlam bunalımını şair şöyle açıklamaktadır:

Ateşten zehrini tattım bu okun / Bir anda kül ettin can elmasını / Sanki burnum değdi burnuna ‘yok ‘un / Kustum öz ağzımdan öz kafatasımı

Kafka’da varlığın keşfi ile bir hiçliğe doğru yol alınır, o hiçlik ölümdür. Adak’ta ölüm neye ircadır? Lady in a Cage’de Babalık’ın ölümü neyi anlamlandırmaktadır? Fellowship’te beş arkadaşın toplu olarak ölümü neyi kanıtlamaktadır?

Bütün bunlarda ‘birine’ bir şeyin saçma olduğunu göstermek amaçlanmaktadır. Fellowship’te altıncı üyeye bunu göstermek olabilir mi diye sorulabilir. Veyahut Lady in a Cage’de Babalık’ın ölümü katilin kendisine bu saçmalığı ispat edebilir. Peki ya Adak’ta saçmalık kime ispat edilmeye çalışılıyor olabilir?

Bu sorunun cevabını verebilmek için Müslüm’ün oğlunu ne için kurban ettiğini anlamak gerekir. Müslüm ilahi bir kıssa olan Hz. İbrahim hikâyesinden hareketle kendisini onunla özdeşleştirmiştir. Dolayısıyla onun muhatabı burada Rabbidir. Yani Müslüm’ün ispata giriştiği eylemde muhatabı Allah’tır.  Sırf bir yerde olduğumuz için ölmemiz veya sırf bir söz verdiğimiz için öldürmemiz, bu eylemler karakterleri biranda hiçliğe götürür hepsinin araç olarak kullandığı ‘ölüm’dür. Çünkü varlık ölümle aniden hiçleşir. Lakin yukarda belirttiğimiz gibi varlığın anlaşılması hiçlikle gerçekleşmesi Adak’ta tam tersi bir mantıkla anlatılır. Buna benzer bir kurguyu Abbas Kiarostami’nin Kirazın Tadı filminde de görmekteyiz. Filmin başkarakteri olan Bedi varlığının yükü altında derin bir hiçlik hissetmektedir. O da burada ölüm metaforuna başvurarak varlığını bulacağını en azından hiçlik duygusundan tamamen kurtulacağını düşünmektedir. Bedi de tıpkı Josef, Babalık ve Müslüm’ün oğlu gibi ölüm konusunda bir sebebe sahip değildir. Ancak tüm bu karakterlerde bizi buluşturan ortak nokta varlığın kendisinin ancak ölüm ile kaim olduğu tezidir.

Burada bir anlamsallık veya rastgelelik değil, kafamızı karıştıran temel husus nedensizliktir. Çünkü insan zihni nedensiz olanı kavraması mümkün değildir.  İnsanın karşı karşıya olduğu durumu anlayabilmesi ve anlatabilmesi için bir neden sonuç çizelgesi içinde izah etmesi gerekir. Eğer o duruma bir anlam verebilmişse ortaya nesnel algılanabilir bir durum çıkarmış demektir. Aksi takdirde hiçliğe, kendine ve varoluşa dair bir anlam üretiminden söz edilemez. Gerek Fellowship’te ve yukarıda zikrettiğimiz tüm film ve hikâyelerde bu nedensellik ölümün kendisiyle sağlanmış olmasından dolayı önemlidir.

Fellowship’te beş arkadaş birbirlerini neden öldürdü?

Lady in a Cage’de Babalık neden öldürülmeliydi?

Adak’ta Müslüm oğlunu neden öldürmek zorunda hissediyor?

Kirazın Tadın’da Bedii kendisini neden öldürmek zorunda hissediyor?

Dava’da Josef neden öldürülmeli?

Tüm bu soruların cevabı için şöyle bir çıkarımda bulunabiliriz: Bu ölümlerin tümü içinde bulunan çevrenin anlamsızlığından kaynaklanmaktadır. Bu anlamsızlık kendi hayatımız içinde iktidarı elinde tutan hegemonyanın çarpıklığı, içinde yaşadığımız geleneklerin dayatması ya da aydının kendi kopukluğu vs. sebep olabilmektedir. Eğer ki cevabın kendisini üretecek sorular sorulamadığında ya da üretilen cevapların soruların kendisini karşılamamışsa o zaman kim bilir belki  ‘Toplu olarak ölebiliriz’ ne dersiniz Kafka Fellowship’te toplu bir ölüm tasarlıyor olabilir mi?

Mehmed Mazlum ÇELİK

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.