Sosyal Medya

Özel Haber

Müfid Yüksel: 'Dindarlar, Kürtler’in sesini duyamadı, sahip çıkamadı. Dolayısıyla ne oldu?'

Müfit Yüksel'i tanıtmak için yazılan sayfalarca yazıdan belkide en önemli kısımlar ''İlim ehli, dikkat ehli bir adam ve milletin organik aydınlarından'' biri tabirleri olsa gerek... Araştırmacı-yazar, sosyolog Müfid Yüksel hoca ile Anadolu'da ve Mezopotamya bölgesinde yaşayan Kürtlerin tarihini ve Ulus devletlerin gelişimi ile Kürt halklarının duruşunu konuştuk. Bu değerli röportajı takdirlerinize sunuyoruz...



DÜŞÜNCE MEKTEBİ / RÖPORTAJ

 

M. Mazlum ÇELİK
 
Ortadoğu siyasetinde Kürtler nerede, tarihte neredeydi?

 

Tabii tarihte ulus devletler yoktu, hanedanlıklar vardı. Bu hanedanlıkların içinde de zaman zaman Kürtlerin rolü oluyordu. Tarihte, Kürtler çok büyük hanedanlıklar kurmadı. İki tane büyük Kürt hanedanlığı söz konusudur İslam tarihinde, Kürt Emirlikleri ise daha lokal yapılar hani Anadolu beylikleri gibi düşünelim.

Tabii Mervaniler döneminde olsun Eyyubiler döneminde olsun Kürtler’in bölgeyi daha kapsayıcı rolleri olduğu da bilinmektedir. Eyyubiler ve Mervaniler’in çökmesinden sonra bu bölge emirliklere, mirliklere bölündü ve parçalandı. Bu durum Aynen 1308’de Anadolu Selçuklu sultanı 2. Mesut'un ölümüyle bölgenin Anadolu beyliklerine bölünmesi gibiydi. Germiyanoğulları, Karamanoğulları gibi beylikler ortaya çıkması söz konusudur malum. Aynı şekilde Eyyubilerin ve Mervaniler’in olduğu bölgelerde de parçalanmalar ortaya çıktı. Bazen otuza çıkan bazen yirmiye inen beylikler söz konusudur.

 

Anadolu Selçuklunun parçalanmasından sonra Osmanlı Beyliği gerek Anadolu'da gerekse Balkanlar’da büyük bir devlet olarak ortaya çıktı; ancak Kürtler’de böyle bir durum ortaya çıkmadı. Yani Mervaniler ve Eyyubiler ölçeğinde bir hanedan ortaya çıkmadı. Bu parçalanmışlık bir şekilde devam etti. Zaman zaman Akkoyunlu gibi Beylik ve devletlerin gölgesi altında kaldılar veya Karakoyunlar gibi.

 

Bu parçalanmışlıktan sonra hiç mi devlet teşebbüsü ya da devletin bizatihi kendisi ortaya çıkmadı?

 

Karakoyunlular, Akkoyunlular tarafından ortadan kaldırılmasalar muhtemelen bir Kürt hanedanlığına dönüşecekti. Karakoyunlular aslında bir Türkmen hanedanlığıydı; ancak Kürtler'in arasında Kürtleştiler.

 

Bundan sonraki süreçte Kürtler; Osmanlı ve Safevi arasındaki bölgede kaldı. Kürtler Anadolu platosu ve İran platosu arasında kalan bölgelerde bulunuyordu.

 

 

Peki, tarihsel bağlamda Kürtler ne gibi roller oynadılar?

 

Selahattin'in oynadığı dev rolü bir yana bırakacak olursak örneğin; Tuğrul Bey'in İsmaili Büveyoğullarına karşı halifeyi kurtarmaya Bağdat'a girerken 1061 yılında yanında Kürt askerleriyle girmesi veya Mervaniler’in verdiği on bin  Kürt askerinin Malazgirt'te yer alması.

 

Bir diğeri, hanedanlıkların içerisindeki değişikliklerde Kürtlerin rolü oldu. Oradan bir misal verelim; Melikşah'ın Sultan olması. Amcası Kavurt ile girdiği iktidar mücadelesinde Kürtlerin Melikşah'ın desteklemesinden dolayı Kavurt’un yenildiği tarihi bir vakadır.

 

Daha sonrasına baktığımızda Osmanlı Safevi mücadelelerinde Kürtlerin dönüm noktasını teşkil ettiğini görmekteyiz. Safevi, Sünni Şafii bir tarikat iken zaman içinde nasıl dönüştü vesaire. Bunların hepsi uzun uzun konuşulacak konular malum.

 

Safevi Devleti'nin devlet olarak ortaya çıkmasından 1501’de Şah İsmail'in Tebriz’i ele geçirmesi, Akkoyunları bertaraf etmesi önemlidir. Çünkü bu sayede Akkoyunluların nüfus alanı üzerine kuruldu, onların başkentine aldı ve dolayısıyla Akkoyunların mirasını devraldı. Akkoyunlular nereye hâkimse hepsi Safeviler’in eline geçti. Dolayısıyla Kürtlerin bulunduğu bölgeler önemli oranda Safeviler’in elinin altına girdi.

 

Kürt beyleri bunlara karşı direndi ve dolayısıyla Kürt Beyleri, Safeviler tarafından hapse atıldı. Kürt beylikleri; Safevi Devleti, Tebriz’i ele geçirdikten sonra, Tebriz'de o sırada Akkoyunlu sarayında defterdar olan Bitlisi Kürdi aracılığıyla, Osmanlı ile bağ kurdular. Bitlisi sonra Sultan İkinci Beyazıt’a sığınmıştı.

 

İdris'i Bitlisi aracılığıyla bir bağ kuruldu. Çaldıran seferi sırasında da bu irtibatlar güçlendirildi. Mektuplaşmalar vesaire 25 Kürt beyliğinden 24'ü Osmanlı'ya itaat ettiğini bildirdi.

 

25 Kürt beyliğinden 24’ü Osmanlı'ya geçince Osmanlı hem Safevileri Anadolu'dan kovmuş oldu. Tabi zaman zaman güç dengeleri içerisinde Safeviler Batıya doğru Osmanlılarda Doğuya doğru ilerlemiştir. Çoğu zaman Urumiye Gölü Osmanlı idaresi altında olmuştur burası sınır teşkil eden stratejik bir bölgedir.

 

Bu durum yani sınırlar son şeklini nasıl almıştır?

 

Osmanlı ile İran arasındaki sınır 1847 Erzurum Antlaşması'ndan sonra kurulan heyetin uzun çalışmaları sonucunda çizilen sınırlardır. Kürtler önemli oranda Osmanlı safında kaldı. Zaman zaman Safeviler özellikle Şah Abbas zamanında önemli ilerlemeler kaydettiler Bağdat’ı, Revan’ı almak ama daha sonra Osmanlılar seferlerini buraya yönelterek buraları geri aldılar.

 

Kürtlerin bir bu anlamda önemli görevleri oldu, yani Safeviler’in Anadolu'dan uzaklaştırılmasında, çünkü Safeviler Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran Seferi’ne kadar Anadolu'nun Tokat’ına kadar ilerlemişlerdi. Maraş; Safeviler ve Memlükler arasında sınır idi. Adıyaman sınır idi. Tokat'ın Turhal bölgesi bir sınır teşkil ediyordu. Bakın Turhal bir vadidir, vadinin bir tarafı Safeviler kontrolünde, Batı tarafını ise Osmanlılar kontrol ediyordu. Çaldıran Seferi'nin başlangıcında durum bu minval üzereydi.

 

Kürtler’in üstlendikleri roller askeri görevler ile mi sınırlıydı?

 

Osmanlı; Kürt beyliklerinin mensuplarından saraya memur, asker, hatta vezir olanlar da oluyordu, yani Osmanlı onları istihdam ediyordu. Örneğin; Kilis beylerinden Canpolatzade Hüseyin Efendi gibi. Önce Bosna Beylerbeyi olup daha sonra Halep Valisi olmuştur. Balkanlar’da değerlendirilen olurdu, İstanbul'da Hatip olanlar olurdu vesaire.

 

Ulema sınıfı içerisinde Kürtlerin yoğun olarak istihdam edildiğini görmekteyiz. Yani şeyhülislam, kazasker, kadı vesaire olurlardı. Bunun Osmanlı'daki ilk örneği Tacüddin el Kürdidir. Fatih döneminde Molla Gürani’yi ele alalım. Fatih’in hocasıdır. Fatih'in yanında ders aldığı, okuduğu hocası ve şeyhülislamıdır. Yine Ebussuud Efendi gibi döneminin önemli şeyhülislamının Kürtler’in arasından çıktığı bilinmektedir.  Tabi ki ulema arasında bunu arttırabiliriz; ama bunu ırkçılık veya benzeri bir şey için söylemiyor, bir tanımlama için söylüyoruz ve elbette bunu rahatlıkla artırabiliriz. Lakin olayı bir milliyetçiliğe de götürmemek gerek.

 

 

Bu hizmetler kesintiye uğruyor muydu, Kürt coğrafyasını bu açıdan verimsiz kılan unsurlar mı söz konusu?

 

Özellikle Moğol istilası öncesi Kürtlerin çok önemli bir rolü vardı.  Eyyubiler dönemi Mervaniler dönemi tam o zamana rastlamaktadır. Moğol istilası bölgede çok büyük yıkımlara sebep olmuştur. Aslında iki büyük istila Anadolu'ya ve tabiki Kürtler’e çok büyük zarar vermiştir. Bunlardan bir tanesi Moğol İstilası diğeri de Timur istilasıdır. Bu bölgelerin şehir medeniyetlerini perişan hale getirmiştir.

 

Örneğin; Ahlat’ı düşünün bu şehir adeta yok edilmiştir. Ahlat, Bitlis'ten dahi önemli bir şehirdi. Tüm bu istilalardan sonra bölge biraz bayındır olma imkânı bulmuştu, özellikle Akkoyunlular Tebriz’e kadar yeniden medeniyet inşası teşebbüsünde bulunuyorlardı ki Safevi ortaya çıktı.  

 

Osmanlı Safevi savaşları bölgeyi tekrar tarumar etti. Safevilerin yükselişi İran gibi bir bölgeyi Sünni dünyadan kopardı,  biz eskiden beri İran'ı iyiymiş gibi algılıyoruz, bu bir yanılsamadır. İran büyük oranda Şafii ve Sünni olan bir bölgeydi ciddi oranda Arap nüfusu vardı.  Safevi  Devleti'nin doğuşu adeta Fatımi gibi bir devletin yeniden doğuşu gibiydi. Safevi kendi içinde gettolaştı adeta bir Demir Perde devleti oldu. Ticaret yollarını, kervanlar ve kültürel ilişkileri hepsini kapatıp söndürdü. Bundan sonra bölge bir daha kendine tam olarak gelme şansını yakalayamadı.

 

Bu karışıklık içinde Kürtler ne üretmişlerdi?

 

Kasr-ı Şirin Anlaşması’ndan sonra Safevi - Osmanlı arasındaki savaşlar duruldu; ancak bu defa da Batı yükseldi. 19. yüzyılda Nakşibendiliğin yükselişi ile beraber, İslam dünyasında, Kürt bölgesinden çıkan Halidilik adeta damgasını vurdu. Son iki yüzyılı da çok ciddi şekilde etkilediler. Bu bir dinamizm doğurdu, bugün gelinen noktaya baktığımızda bir İmparatorluğun unsuru olarak Kürtler’in daha flexible yani esnek bir toplum olarak kendisini daha rahat ifade edebildiklerini görmekteyiz.

 

Bu durumu değiştiren ne oldu?

 

Ulus devletlerin kurulmasından sonra Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanması Kürtlerin yaşadığı toprakların dört ulus devlete bölünmesi ve bu dört ulus devletin de militarist, totaliter yapılara dönüşmesi, ister istemez büyük trajedilerin yaşanmasına sebep oldu. Bu ulus devletlerin ortaya çıkışı ile beraber en küçük karşı çıkışlara çok sert tepkiler verildi. İşte buna Şeyh Sait örnek verilebilir, Dersim katliamı örnek verilebilir, Zilan Deresi hadisesi…

 

Diğer ülkelerde Kürtler nasıl tecrübeler yaşadılar?

 

1960'lara kadar Suriye ve Irak'ta nispeten Kürtler için Osmanlı dönemindekine benzer rahatlama devam ediyordu. Yani daha rahat hareket etme durumu devam etti. Suriye'deki yapı 1963'e kadar Irak'ta da 1961’e kadar bu devam etti. Şerifler hanedanlığı Irak'ta, Osmanlı'ya ihanet eden Şerif Hüseyin'in torunları, buradaki idarecilerdi ama geleneksel kurumların devam etmesine izin vermişlerdi.  

 

Osmanlı'dan hâsıl olan o geleneksel yapıyı idame ettirmeye çalıştıkları için daha çoğulcu davranarak fazla acıtmadan davrandılar. Örneğin Irak'ta bir Kürt uzun süre Başbakanlık yaptı,1958'deki darbeye kadar; ancak daha sonrasında NASIR darbesi ortaya Nasırcılık çıkarttı ki bölgeyi adeta biçmiştir.

 

Nasırcılık nedir?

 

Nasırcılık seküler Arap milliyetçiliğine dayalı sosyalizm sosuna batırılmış  militarist devlet anlayışlarıydı. Bütün Arap dünyasında kasırga gibi peşi sıra esen darbeler Nasır’dan dolayıdır.  1958 yılında Irak'taki darbe Baasçı bir darbeydi yine 1963'te Suriye Baas rejimi yine öyle bir darbeydi. 1969'da Kaddafi ve Yemen'deki askeri darbe hepsini birer Nasırcı darbe idi.

 

Bu Arap milliyetçiliğine bağlı totaliter yapılar Kürt halkının yaşadığı coğrafyalarda büyük travmalar yaşamasına sebep oldu. Aynı şekilde bu, Suriye ve Irak Türkmenleri için de aynı şekilde bir travma oldu. Arap olmayanlar ciddi bir şekilde dayak yedi. Bu özellikle Irak ve Suriye üzerinde ciddi travmalara sebep oldu. Türkiye'de de üniter devlet, Türk unsuru üstüne dayandı ve Türkiye'de de Kürtlere siz Türksünüz denildi; ancak Türk gibi davranılmadı. Bu anlamda Kürt çok daha fazla testten geçmek zorunda bırakıldı. Bu Suriye'de de Irak'ta da aynı şekilde hissedildi. Kürtleri Kürt olarak bu bölgelerde kabul ettiler. Siz Kürtsünüz; ama sizi keseceğiz dediler. Suriye ne yaptı? Adeta Baas öncesinde 4 Cumhurbaşkanının Kürtlerden gelmesinin intikamı olarak kuzeydeki Suriye Kürtlerini önemli bir kısmının kimliklerini ellerinden alıp bir daha o kimlikleri vermediler Kimliksiz Kürtler ortaya çıkıp bir topluluk oluşturdular hala da devam etmektedir.

 

Yani Türkiye ne oldu; Kürtlerin dili yasaklandı falan filan. Öte yandan öbür bölgelerde Sen Kürtsün denildi ama sana kimliğini vermiyorum politikası takip edildi çok daha kaba bir yöntemdi.

 

Bu durum Kürtlerde yönetimlerden dolayı halklara bir küsmeye yol açtı. Örneğin; Saddam Sünni Arap halklarına dayandığını iddia ediyordu, bu durum Kürtler ile Arapların arasına kan girmesine sebep oldu. Yine Suriye'de de aynı şekilde bu durum cereyan etmiştir.  

 

Bu durum beraberinde nelere sebep oldu?

 

Bakınca hepsi Müslüman olan toplumların içinde Kürtlerin diğer toplumlardan hızlı uzaklaşmasına sebep oldu, bir ötekileştirme yaşadı. Bundan öncelikle Sovyetler yararlanmaya başladı. Zaten bundan önce 19. yüzyıldan itibaren gerek seyyahlar gerek gezginler gerek ajanlar faaliyeti ile orada çok ciddi çalışmalar yapıldığı, o bölgenin Batılılar tarafından sürekli takip altında olduğu bilinmektedir. Öte yandan Kürt siyasi hareketinin sızma anlamında ilk teşebbüsü Sovyetler tarafından yapılmıştır. Bakıyorsunuz, 1946 yılında Molla Mustafa Barzani ve Kadı Muhammed tarafından Mahabat’ta devlet kurma teşebbüsüne girdikleri zaman biri kadı biri Molla, tablo buydu. Kadı derken adı değil, gerçekten de adam  Şafii kadısıydı biri de Molla düşünebiliyor musunuz?

 

Ne oldu sığınacak yer bulamadılar Kadı Muhammed idam edildi. Molla Mustafa Barzani Sovyet Rusya’ya sığınmak zorunda kaldı. Sovyetler hem orada destek vermedi hem de bünyesine aldı 11 yıl oralarda kaldı.

 

 

Sovyetler’in Kürt siyasetine sızmaları nelere sebep oldu?

 

Sovyetler Soğuk savaş döneminde neredeyse bütün  gerilla hareketlerini  destekledi. Bu yüzden 1970’li yıllarda bütün gerilla hareketleri Sovyet desteklidir, Filistin hareketi bile. Türkiye'den bile sosyalistler Filistin'e gidip Filistin hareketine katılıyorlardı. İşte; Cengiz Çandar’dan tutun Faik Bulut’una Mahir Çayan’a kadar.

 

Sovyetler, Zirve yaptığı bir dönemde Kürt hareketine de sızdı. Bu yüzden Türk siyasal hareketlerine Marksizm de sızdı. Öyle bir hale geldi ki Kürdüm diyen Lenin’i, Marksizm’i savunmaya başladı ya da  Kürdüm diyen bir adama sağcı muhafazakâr çevreler komünist diyordu. Her Kürdüm diyen komünist damgası yemeye başlamıştı.

 

Türkiye'de 1950'li yıllardan itibaren başını kaldırmaya başlayan Dindar Müslümanlar ise devletin tek parti dönemindeki o ağır baskılarına karşı kendilerini muhafazakar dindar perdesi içerisinde ifade etmeye başladı ki devletten fazla dayak yememek içindi bu. Necip Fazıl'ın derdi falan da oydu; ama bu daha sonrasında içselleştirildi. Sonrasında muhafazakar milliyetçi bir camia çıktı ortaya. Komünizmle mücadele dernekleri Alparslan Türkeş falan derken 60'lı yıllarda o renge doğru büründü. 1920'li yıllardan, Eşref Edip’ten örnek vereyim. 1920’li yıllarda çıkarttığı Sırat-ı Müstakim ve Sebiülreşad’da inanılmaz yayınlar yapıyordu Kürtler hakkında.  1950’li yıllara geldiğinde milliyetçi muhafazakâr bir çizgiye geldi.  O da kamuflaj gibi, devlet o kadar baskı yapmış ki devlet karşısında bir meşruiyet yakalayıp ayakta kalmak amacı taşınıyordu.

 

Ne oldu bu süreçten sonra?

 

Bundan sonra biz kaybetmeye başladık. Ulusların kendi kaderini tayin etme hakkından başlayarak Kürtlerin arasına sızdı Komünizm. Dindarlar, Kürtler’in sesini duyamadı, sahip çıkamadı. Dolayısıyla ne oldu? Boşluk oldu, bu boşluktan istifade ederek tekel kurdular Marksist hareketler, Kürt siyasal hareketi üstünden tekel kurup Kürtleri sekülerize etti. Şu an ise Amerikan tarafına doğru meylettiler yani o zemini hazırladılar.

 

Gelinen noktaya baktığımızda, referandum meselesine baktığımızda, Barzani çok köklü bir aileden geliyor. Nakşibendi bir aileden bir tarikat ailesi ve gücünü oradan alıyor. Safevi Devleti nasıl şeyhlikten şahlığa dönüştü Barzani tarikattan devlete böyle siyasal bir yapılanmaya dönüştü. Tabi bir sekülerleşme de var ama PKK kadar yok, peşmergelerin çoğu namaz kılıyor falan.

 

Ulus devletlerin getirdiği trajediler büyük oranda Kürtleri vurduğu için Kürtler’in psikolojisi buna bir refleks, reaksiyon olarak gelişti. Kürtler de devletimiz olsun bir siyasal hareketimiz olsun noktasına getirdi. 'Onlar kuruyor da bizim niye yok!' deyip bu isteği sertleşme boyutuna getirdi.

 

Sonuç?

 

Sonuç bir travma! Bu sonuçtan kim istifade etti? Tırnak içinde ‘’Ortadoğu dışındaki ecnebiler’’ büyük güçler. Onların oluşturduğu ulus devletler, bu travmaya sebep oldu. Bugün de yeniden onlar dizayn etmek istiyorlar.

 

Bunu bugün nasıl gerçekleştirmek istiyorlar?

 

Bugün de Kürt kimliğini esir alıp bu anlamda istihdam etmeye çalışıyorlar. Kürt kimliğini seküler yapılar üzerinden rehin alıp İslam dünyası üzerine kullanmak istiyorlar. Ve buna müsait bir zemin oluşturuldu. Dindar kesimler de yüz yıldır neredeyse sağduyulu düşünemiyor. Sağduyulu düşünemedikleri için de doğru bir çözüm üretemiyorlar.

 

Sağduyudan tam olarak kastınız nedir?

 

Kürdü içselleştiremiyorlar mesela. Bu ne yapıyor faşizmi doğuruyor. Şu anda Kürtlere karşı bir faşizm yükseltiliyor ve kabartılıyor Kürtler’de de illa ki bağımsız ulus devlet fikri zerk ediliyor. Bu birbirini besliyor!

 

Bu bizi nereye götürür?

 

Büyük iç savaşlara götürür! Hiçbir tarafa yararı olmaz! Çok büyük bir kaosa götürür. Oluşan PYD koridoru ve şimdi ve Barzani’nin referandum kararı. Eğer bir PYD koridoru oluşmasaydı Barzani’nin referandum kararı bu kadar büyük bir yankı uyandırmayacaktı. Demek ki amaç neymiş yeni bir partner ortaya çıkartmakmış, hem boru hatlarını korumak hem de Türkiye'ye bir saldırı hazırlığı oluşturmak için.

 

Müslüman Türkçe konuşan ve Müslüman Kürtçe konuşan halkların bir arada yaşadığı Mezopotamya'da böyle bir sorunun çıkması bu bölgeyi Müslüman bölgesi olmaktan çıkartır. Yani iki taraf için de hem Kürt hem Türk için hem de beraber bulundukları diğer topluluklar için vatan olmaktan çıkartır; ama görebildiğim kadarıyla bu bilinç yok.

 

Bütün bunların ardındaki asıl amaç sizce nedir?

 

Böylesi bir kaosta Müslümanların Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasından, Arap yarımadasına sıkıştırılması hedeflenmektedir. Gerek milliyetçileşen muhafazakâr Türkler gerekse sekülerleşen Kürtler herkes buna hizmet ediyor.

İktidarın son dönemdeki politikalarını nasıl okumalıyız?

 

İktidar son dönemlerde, belki olayların sebep olduğu dalgalanmalar neden olarak gösterilebilir; ama sonuç olarak birbirine çelişen taban tabana zıt hiç tutarlı olmayan politikalar izlenmekte. Yani bu adeta 1908 ile 1928 yılları arasında ki zamanı hatırlatmaktadır. Düşünün o dönemde 1908’de Meşrutiyet’in ilanında Arnavut gönülleri var idi fakat 1910 yılına gelindiğinde Arnavutlara farklı muamele edilmeye başlandı. Arnavutça’nın yasaklanması, silahlarının toplanması gibi. Bunun sonucunda gelen Balkan savaşıyla Edirne’ye kadar birçok yer kaybedildi. Bunun gibi Mesut Barzani’nin büyük amcası Şeyh Abdüsselam Barzani’ye 4. Rütbeden Nişan-ı Osmaniye verildi. Ertesi sene aynı İrade-i Seniye ile Barzani’nin idam fermanı çıktı.

 

Bugün yürütülen politikada da aynı hataları görüyoruz ve bu ürkütüyor bizi! 2011’de de PKK ile masaya oturulmaya başlandı (PKK’nın hendek, özyönetim vs. kepazelikleri burada elbette belirleyici oldu.) sonra birdenbire iktidar politikalarını aşırı milliyetçi bir zemine indirgedi. Özellikle 15 Temmuz’dan sonra MHP ile girişilen zımmi ortaklık da iyice hızlandırdı tabi. Bu çok fazla dışlayıcı, ötekileştirici bir politikaya dönüştürdü. Barzani olayında da bu durum söz konusudur. Bu ürkütüyor! Devlet aklı böyle çalışmaz. Birbirine tamamen zıt politikalar ile devlet idare edilmez. Derhal buna son verilmeli. Ben dindar Müslüman Kürt biri olarak, Müfid Yüksel olarak can güvenliğimi tehdit altında hissediyorum. Yükselen faşizm beni tehdit ediyor, olmaz böyle bir şey. Bu pusulasını kaybetmiş bir gemiye benziyor. 24 saatte alevlenecek bir iç savaşı 24 senede söndüremeyiz.

 

 

Mesut Barzani’ye yönelik politikadaki ani değişikliği neye bağlamaktasınız?

 

Referandum merkezli bir şey söylemek gerekirse ilişkilerin özellikle ekonomik merkezli olduğunu görüyoruz. Uluslararası siyaseti ve ilişkileri sadece finans üzerinden okuyamayız. Sanıyorum böyle bir yanılsama var. Suriye özelinde gelişen olaylar Türkiye Barzani ilişkilerinde şunu doğurdu; Barzani, Bağdat yönetiminden ilişkileri iyice uzaklaştırarak kopma noktasına getirdi. Bunda Suriye’de olayların da etkisi var; çünkü Suriye olayları Şii - Sünni dünya arasındaki gerilimi tırmandırdı. Şii nüfus alanı Sana’dan Şam’a, Irak İşgalinden sonra Bağdat’a kadar uzandı.

 

Buna karşı Suudi Arabistan öncülüğünde bir akıl geliştirilmeye başlandı. Bu gerilim hatları içinde Barzani’nin Bağdat ile bağlantılarının kopması ve Türkiye’nin arzusu da uzun zaman bu yöndeydi. Yani Barzani’nin Bağdat ile ilişkilerini zayıflatıp Türkiye ile ilişkilerini güçlendirmesi yönündeydi. Şimdi de tam zıttı politikayla ‘’Sen neden Bağdat ile bağını kopartıyorsun’’ tavrı Barzani’yi ister istemez Amerika-İsrail hattına yöneltti.

 

Yani Barzani Siyonizm’in kucağına düştü ki bu referandumun buna hizmet etmesi söz konusu ki bunda Türkiye politikalarını değiştirmesinde PYD koridoru olduğunu belirtmemiz gerek. Öncelikle bu PYD-Siyonizm koridoruna yönelik bir çözüm üretilmeli ve bölgede PYD’nin Kürt kimliğini gasp etmesinin önüne geçilmelidir.

 

Kaynak: dusuncemektebi.com

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.