Güncel
İyilik yap, içine at!

Follow @dusuncemektebi2
Uzun sürmüş bütün günler, çok daha uzun sürecek gecelere bağlanıyor. Öyle sanıyoruz biz. Saatler, dakikalar, saniyeler, hep aynı ölçülü, değişmez adımlarla hesabını hiç şaşırmadan ilerliyor aslında.
Hiç değişmiyor zamanın matematiği. Ama bize öyle gelmiyor; insanın iç zamanı bundan çok daha farklı işliyor, bazen çok daha hızlı, bazen çok daha yavaş... Ve hatta bazen duruyor tümüyle insanın içindeki saat; akrep, yelkovan... Yani insan, bazen zamanın bir yerine takılıp kalıyor. Belki bir süre için orada öylece duruyor, sonra tereddütler içinde de olsa devam ediyor her şeye kaldığı yerden. Kimileri için böyle bu... Ama kimileri için böyle değil... Durduğu yerde bir ömür boyu çaresizce mahsur kalıyor kimileri, oradan bir daha hiçbir yere gidemiyor. Evet, hiçbir yere gidemiyor, çünkü takılıp kaldıkları o yer zaten hiçbir yer!
“Bir midye kapıverdi serçe parmağını,/ midye kumlara düştü,/ deniz kumları yuttu,/ balina avcısı tuttu onu denizde,/ balina avcısı Cebelitarık'a geldi,/ Cebelitarık'ta türkü çağırdı balıkçılar:/ “Duyduk duymadık demeyin, denizden/ parmağını çıkardık küçük bir kızın,/ sahibi kimse gelsin alsın!” diyor bir ÅŸiirinde Åžilili ÅŸair Gabriela Mistral.
Bir akordeon sesinin peşine takılıp sınırını geçenlere hiçbir ülke vize uygulamamalı!
“Seni çok iyi gördüm” dedi dükkanın önünü süpüren bakkal amca. “Hay Allah!” dedi görünmez adam.
Bir de şunu düşünün; dakikalar tükendiği, seyirciler kıpırdanmaya başladığı halde bir türlü nasıl biteceğini hatırlayamayan bir film ne hisseder?
Bir aksiyon filminin kaçıp kovalamaca sahnesinin orta yerine küt diye reklam arası girince, katili kovalamakta olan kahramanımız kendini bir anda bir deterjan reklamının içinde buldu. Yüzündeki şaşkınlığı görmeliydiniz!
Hatıralar için unutulmak gibi bir ihtimal yoktur; hafızamızın bir köşesinde hayatın duygu açıklarını kapatmak üzere çağırılacakları o efkârlı zamanları beklerler.
“Senin bu tedirginliÄŸin/ fırtınalı akÅŸamlarda deniz fenerlerine çarpan/ göçebe kuÅŸları hatırlatıyor bana...” diyor bir ÅŸiirinde Ä°talyan ÅŸair Eugenio Montale. KulaÄŸa ne kadar tanıdık geliyor bu duygu, bu hal...
Bugünlerde insan, pimi çekilmiş bir balon ya da ipini elimizden kaçırdığımız bir bomba gibi... Ya da öyle bir şey işte!
Nerede bir bekleme odası varsa, içi başına geleni hiç beklemeyen insanlarla dolu...
Ne zaman bir elma soysa kabuklarını yiyor, içini hiç dokunmadan orada bırakıyordu; büyüklerinden kala kala vitaminin bir elmanın neresinde olduğuna dair bir kafa karışıklığı miras kalmıştı sadece ona.
Kendi belleği ağzına kadar boş, flash belleği dibine kadar dolu bir 'insan'a şurada ne kaldı?
Herkes neredeyse her gün evinde unuttuğu halde, hayatının bir tek gününde güler yüzünü evinde unutmayan insanlar da var.
Ä°nsanız ya, ümit edip, “Acaba cennetin hangi kapısından girmek daha güzel olur?” diye hayal ediyoruz. Oysa cennet her gün bin bir vesileyle gelip kapımızı çalıyor, iÅŸitmiyoruz.
Ä°skeleden hafifçe aÅŸağıya doÄŸru eÄŸilip, “Ä°yilik yap karaya at!” dedi beyaz saçlı adam denize, “artık insanlardan fazla bir ÅŸey bekleme!”
“Her yer çok kalabalık” dedi meczup, “ ara ki insanı bulasın!”
GALİP ÖZCAN - YENİ ŞAFAK
Henüz yorum yapılmamış.