Güncel
Erdemli Toplumun İnşasında Temel Kurallar

Follow @dusuncemektebi2
“İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.”
“Ä°yilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaÅŸmayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok ÅŸiddetlidir.”
Mâide Sûresi, 2. âyetin bir bölümünü teÅŸkil eden bu mesaj, Kur’ân’ın, kendisine inananlara yüklediÄŸi en önemli sorumluluklardan biridir. Yukarıda âyette zikredilen öğretiler, Kur’ân’ın istediÄŸi mümin ÅŸahsiyetin oluÅŸmasında ve temiz bir toplumun inÅŸasında en temel kriterlerdir. Âyette zikredilen “birr”, “takvâ”, “ism” ve “udvân” kavramları, belki de son vahiy olan Kur’ân’ın hedefini en iyi açıklayan ve nasıl bir insanlık ve sosyal hayat istediÄŸini izah eden kapsamlı terimlerdir. Kur’ân, barış ekseni üzerinde herkesin birbirine yardımcı olduÄŸu, düşmanlıklardan uzak ve her ÅŸeyden önce takva bilincini kuÅŸanmış bir cemiyet istemektedir. Meselenin daha iyi anlaşılması için âyette zikredilen bu kavramların üzerinde durmakta yarar vardır.
1) Birr
“El-birru”; doÄŸruluk, doÄŸru sözlülük, sıdk, itaat, iyilik, hayır, Allah’a yaklaÅŸtıran hayırlı amel, itaat etmek, lütufkâr davranmak, itaat etmek, boyun eÄŸmek, hürmetkar davranmak, yeminine baÄŸlı kalmak, sadık, temize çıkarmak, insanlara ihsanda bulunmak, ikram, her hayırlı iÅŸ, anaya-babaya itaat etmek gibi anlamlara gelir 1
“el-Birru” kavramını sözlük anlamlarına göre deÄŸerlendirdiÄŸimizde Allah Teâlâ, müminlerden iyilikte, sadakatte, hayırlı iÅŸlerde yardımlaÅŸmalarını istemektedir. Onlara sözlerinde sadık olmalarını, birbirlerine karşı hürmetkar davranmalarını, ana-babalarına itaat etmelerini ve özü sözüne uygun bir cemaat oluÅŸturmalarını emretmektedir. Kısaca belirtmek gerekirse Allah Teââlâ müminlerden, kendisine itaat eden sadık ve günahlardan arınmış bir toplum bina etmelerini murat etmektedir.
2) Et-Takvâ
“Et-takvâ”; sakınmak, bir ÅŸeyi korumak, muhafaza etmek, bir ÅŸeyi bir ÅŸeye karşı korumak, himaye etmek, bir ÅŸeye karşı koruma saÄŸlamak, tehlikeden, bir ÅŸeyden sakınmak, kendini korumak, tedbirli olmak, kedisine eza ve zarar verecek ÅŸeylerden korunmak, gibi anlamlara gelen “vekâ-yekî-vikâyeten” kökünden türetilmiÅŸtir. Takvâ, Allah’tan korkma, helal ve harama dikkat etme, nefsi, kendisinden korkulan ÅŸeye karşı muhafaza içine almak manasını içerir. Takvâ kavramının terim anlamı ise, “günaha girmeye sebep olacak ÅŸeylerden nefsi korumak” demektir.2
Takvâ kavramı, Kur’an’ın anahtar kavramlarından biridir. Allah Teâlâ, Ä°nsanın hususi anlamda müminin, bütün dünyevi ve uhrevî fillerini takva temeline göre düzenlemesini istemektedir. Bu öneminden dolayıdır ki, takvâ kelimesinin kökeni olan “el-vikâye” mastarı, çeÅŸitli türevleri ile birlikte Kur’ân’da 258 yerde geçmektedir.3 Bu durum, takvâ kavramının Kur’ân’ın semantik yapısı içerisinde çok önemli bir yer tuttuÄŸunu gösterir.
Ä°ttikâ, Allah Teâlâ’dan korkmak, haramdan ve şüpheli ÅŸeylerden sakınmaktır. Böyle bir duruma takvâ, bu sıfatı taşıyan kimseye de muttakî denir. Muttaki olan bir zat, emin, itimada layık bir insan demektir ki, kendisinden hiçbir kimseye zarar gelmez. Müslümanlık nazarında insanlar, esasen birbirine eÅŸit olup imtiyazları ancak takva itibariyledir.4
Muttaki, Allah’a derin saygısı olan kimsedir. Allah’a saygı duyan kimseler, O’nun kullarına ve onların haklarına da saygı duyarlar. Bu yüzden Kur’ân, takvanın hâkim olduÄŸu bir toplum düzeni istemektedir. Bunun yolu da mü’minlerin takva konusunda birbirlerine yardımcı olmaları ile mümkündür. Haramlardan kaçınma, farzları yerine getirme, adâleti hâkim kılma, kardeÅŸlik hukukunun korunması, hayrî hizmetlerin yapılması, günahlardan kaçınılması, ibadetlerin yerine getirilmesi hususunda birbirlerine yardımcı olmaları Kur’ân’ın müminlere yüklediÄŸi en önemli görevlerdir. Bu temel kurallar yerine getirilmeden erdemli bir toplumun inÅŸası ve muttaki bir ÅŸahsiyetin oluÅŸması mümkün gözükmemektedir. Zira Ä°slam cemiyeti ve buna baÄŸlı olarak tesis edilen Ä°slam medeniyeti takvâ temeli üzerine kurulmuÅŸ ve ÅŸekillenmiÅŸtir.
Takvânın, bütün dini ve ahlâki görevleri yerine getirmek, din ve ahlâkın sakıncalı bulduÄŸu tutum ve davranışlardan kaçınmak anlamını içeren bir tarif de yapılmıştır ki, buna göre âyetin anlamı düşünüldüğünde müminlerin, toplumda kötülüklerle mücadele ve toplum düzenini bozan giriÅŸimleri önlemede birbirlerine yardımcı olmaları büyük önem taşımaktadır. Allah’ın buyruklarına sarılıp yasaklarından titizlikle kaçınmayı ifade eden takvâ, adaletin, sabrın, feragatin, kanaatin, zühdün, merhametin ve kısaca bütün faziletlerin temelini oluÅŸturmaktadır.
Sosyal hayatın düzeni içinde adaletin gerekliliği göz önüne alınacak olursa, takvânın, artık sadece ferdî ve vicdani fazilet değil, aynı zamanda toplumsal düzenin de bir gereği olduğu ortaya çıkar5. Bu haliyle takvâ, bireyin ve ailenin de hayatını tanzim edecek önemli bir düsturdur.
3) Ä°sm
Günah, masiyet, suç, kabahat anlamlarını içeren “ism” kelimesi, günahın içine düştü, manasını ihtiva eden “esime-ye’semü” kökünden gelir, çoÄŸulu, “âsâm” dır. Sevabı geciktiren ya da yavaÅŸlatan fiillerin adıdır. Ä°sm; helal olmayan ÅŸeyi yapmaktır. Kumara, içkiye, yalana ve günahın cezasına da ism denilmiÅŸtir.6
Bu kelime “birr”in zıddı olarak kabul edilmiÅŸtir. “Birr”, nefsi emîn ve mutmain eden (vicdanı rahatlatan ve zevk veren), isim ise, kalbini tırmalayan ÅŸeydir. Ä°sim, ÅŸer’an ve tab’an kaçınılması vacib olan ÅŸeydir. Ä°sim, ceza verilmesini haklı kılan günahtır. Onunla ancak haram olan ÅŸeyler kastedilir. “Zenb” ile aralarında fark vardır. “Zenb”, bilerek ve bilmeyerek yapılan günah, “ism” ise, bilerek iÅŸlenen ve faili cezaya hak kazandıran günahtır. Ä°sim, medeniyetleri bozan her bir ameldir.7
Bütün bu açıklamalardan anlaşıldığı üzere, Allah Teâlâ, müminlerden ÅŸer’an günah sayılan fiillerin iÅŸlenmesinde birbirlerine yardımcı olmamalarını, içki, kumar, yalan gibi haramlardan kaçınmalarını ve bunların yapılmasına ve yayılmasına destek çıkmamalarını istemiÅŸtir. Günah, toplumları bozan, huzur ve sükûnu ortadan kaldıran bir eylemdir. Günah, ahlaki meziyetlerle donatılmış, dürüst ve vicdanlı bir toplumun oluÅŸmasının önünde en büyük engeldir. Medeniyetleri yıkan, semavî ve arazî âfetlerin gelmesine vesile olan günahlardır.
4) Udvân
Düşmanlık etmek, düşmanca tavır almak, zulmetmek, saldırmak, saldırıda bulunmak haddi aÅŸmak, manalarına gelen “’adâ” kökünden türeyen “udvân” kavramı, düşmanlık, saldırganlık, husumet, adaleti terk etme veya adaleti yerine getirmede ihmalkârlık gösterme anlamındadır.8
Bu anlamlar çerçevesinde düşünüldüğünde Mâide Sûresi, 2. âyette Allah Teâlâ, müminlerden birbirlerine husumet beslemede, düşmanlıkta, zulmetmede, saldırmada, adaleti uygulamamada, düşmanca hareket etmede birbirlerine yardımcı olmamalarını talep etmektedir. Kısaca belirtmek gerekirse, yukarıda anlamı verilen âyette Allah Teâlâ, müminlerden kardeşçe yaşamalarını, erdemli bir toplum inşa etmelerini, güzel ahlakı, adaleti hâkim kılmalarını, birbirlerine adâvet ve günahta yardımcı olmamalarını istemiştir. İktisadi ve sosyal alanlarda müminlerin birbirlerine yardımcı olmalarının zarureti ortadadır. Yukarıdaki âyet, manevi alanda; ibadetlerin yerine getirilmesinde, haramlardan kaçınma ve günahlardan uzak durmada da müminlerin, aralarında tesânüdü gerçekleştirmelerinin gerekliliğine bariz bir şekilde işaret etmektedir. Ayrıca Müslüman toplumun tesisinde bu kuralların zaruretine tembihte bulunmaktadır. Allah en iyisin bilir.
Doç. Dr. Kerim BULADI
Dipnotlar: 1) Rağıb el-Ä°sfehânî, Müfredâtü Elfâzi’l-Kur’ân, Åžam, tahk. Safvan Adnan Dâvûdî, Dâru’l-Kalem, Beyrut, 2011, s. 114; Ä°bn Manzûr, Lisânü’l-Arab, Dâru Ä°hyâi’t-Türâsi’l-Arabiyyi, Beyrut, 1999, I, 370-372; Asım Efendi, Kamus Tercümesi, Asitane Yayınları, Ä°stanbul, ts. (tıbkı basım) III, 950-951. 2)Ä°sfehânî, a.g.e., s. 881; Ä°bn Manzûr, a.g.e., XV, 377-380. 3) M. Fuad Abdulbaki, Mucemü’l-Müfehres li Elfâzi’l-Kur’ân’il-Kerîm, ÇaÄŸrı Yayınları, Ä°stanbul, ts. s. 758-761. 4) Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Ä°slam Ä°lmihali, Bilmen Yayınevi, Ä°stanbul, ts. s. 473. 5) Mustafa ÇaÄŸrıcı, Ä°slam Ahlâkı, Ä°lmihal, DivantaÅŸ, Ankara, 2001, içinde, s. 496. 6) Ä°sfehânî, a.g.e., s. 63; Ä°bn Manzûr, a.g.e, s. I, 74-75. 7) Hasan Basri Çantay, Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm, Ahmed Said Matbaası, Ä°stanbul, 1974, Mâide, 2. âyetin izahı, I, 155-156. 8) Ä°sfehânî, a.g.e., s. 553-554.
Henüz yorum yapılmamış.