Yazar : 256 Abdulaziz Tantik - Varlığın/İnsanın Bütünlüğü…
19 Eylul 2018 Çarşamba

Varlığın/İnsanın Bütünlüğü…

Abdulaziz Tantik

09-09-2018 16:18

Varlığın/İnsanın Bütünlüğü…

Varlığı kendi bütünlüğü içinde anlamlandırmanın yöntemini bulmakta yarar var. Çünkü parça ve bütün ilişkisi bu yöntem üzerinden doğru bir şekilde kurgulanabilir. Parçanın parça ile ilişkisi ve parçanın bütün ile ilişkisini yorumlayacak bir bakışa bugün dünden daha fazla muhtaç olduğumuz bir durumdur. Parçaya odaklanan her bakış eksik, bütüne odaklanan her bakış zaaf taşıyacaktır. Bu yüzden bütün ile parçayı aynı düzlemde kavramamıza imkân tanıyacak bir sistematik düşünme biçimini öncelemeliyiz…

Kendi bakışımızı anlama üzerine kurgulamalıyız. Anlama, bir şeyin neliğini ve o şeyin diğer şeylerle ilişkisinin neliğini, nedenliğini ve nasıllığını kavramamıza birinci dereceden etki eder. Anlama öncelikli bakış, sürekli eksik ve zaafın nereden kaynaklandığını doğru bir şekilde öğrenmeyi zorunlu kılar. Çünkü red ve kabul bilinen sistematik bir düşünme veya inanca ve güvene dayalı bir bakıştan beslenir. Şüphe etmez, eleştiri geliştirmez ve önerilen ne ise ona tabi olmayı marifet kabul eder. Bu da kişinin hakikate ulaşmasını engelleyen bir zihni perde oluşturur.

Hayatı ve varlığı kendi bütünlüğü içinde anlamlandırmak her parçanın sahip olduğu işlevselliği ve anlamını doğru bir şekilde idrak etmekle mümkündür... Red veya kabul üzerinden yapılan tartışmalar hakikati sadece uzaklaştırır. Yeni bir bakış şart olmuştur: Red ve kabul üzerinden verilecek bir tepkiyi değil anlamayı öne çıkartarak bakmayı esas olarak kabul eden olmalıdır. Anlamayı öne çıkardığımız andan itibaren ise red ve kabul bir sonraki aşamada gerçekleşecektir ve bizi hakikate veya gerçeğe daha yakın kılacaktır. Anlama aynı zamanda bizi parçanın gerçekliğini sahici ve sahih bir şekilde kavramamıza yardım eder ve yolumuzu aydınlatır. 

Dile getirilen her bakış, varlığın bir boyutu içinde hakikatine tekabül eder. Bu gerçeği idrak etmek yolu yarılamaktan da ötedir... Öne çıkartılan her bakışın insan merkezli bir işlevi olduğunu düşündüğümüzde hayatı anlamada veya gerçekliği kavramada bir doğruluk özelliği olacaktır. Velev ki aldatma içerikli olsun… Çünkü aldatmanın gerçekleşmesi dahi ancak bir gerçeklik zeminine dayalı olduğunda savunulabilecek bir düzleme sahip olmasındandır. Bu yüzden söylenen her söze hangi gerçeklik zemininden hareketle söylendiğine dikkat kesilmek meselenin anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

Mevcut teorileri, birbirini yok sayan teoriler değil de bir bütünü anlamlandırmak için gerekli olan yaklaşım biçimleri olarak görelim, bakın neler değişecek... Yani her teori bir gerçekliğin dile gelmesine zemin oluşturuyor. Önemli olan onu mutlaklaştırmadan düşünce dünyamıza taşımaktır. Mutlakçılık, insanın düşünme mekanizmasını iptal eder. Bu yüzden mutlakçılığı bir tarafa bırakarak, her bakışın ve yaklaşımın teorik çerçevesini varlığın hangi boyutunu açıkladığına bakalım ve öyle yaklaşım, görelim, bakalım, hayat ne kadar kolaylaşacaktır.

Örneğin; mekanik bir tekniği eğer dinamik ve göreli bir tekniğin yerine kullanıma dâhil edilirse sorun büyür. Ama dinamik bir tekniği de mekanik ve göreli bir tekniğin yerine kullanmamalıyız. Aynı şey göreli bir tekniğin diğer iki tekniğin yerine kullanılmamasını da içerir… Birbirlerinin yerine kullanıldığında ciddi sorunlar oluşturur. Yani hayatın içinde mekanik bir dünya, dinamik bir dünya ve göreli bir dünya vardır. Hayatı bu bütünlük içinde anlamlandırmalıyız ki, kavga, çatışma veya parçalanma olmasın. Bu insan içinde geçerlidir. İnsanı parçalara ayırdığımızda her parçasını mutlaklaştırdığımızda insanı yok etmiş oluruz. Çünkü insan bütün olduğunda anlamına kavuşacaktır. Ve bütün parçalarının hakikatli yerini doğru tespit edip insanı yeniden keşfetmeliyiz...

Hayatı sadece çocuk, erkek, kadın veya işçi, memur, patron, yönetici, yönetilen gibi ayrımlar üzerinden okumaya başladığımızda kaçınılmaz bir parçalanma hayatın vazgeçilmez özelliği haline gelir. Yani hayatı parçalar üzerinden mutlaklaştırdığımız her düzeyde çatışma kaçınılmaz olacaktır. Hatta bu modern, gelenek, selefi, sufi gibi düşünce ayrımlarını dahi mutlaklaştırdığımızda da karşı karşıya kalacağımız bir gerçeklik zeminini işaret eder. Eğer çatışmayı, kaosu ve karmaşayı arzu etmiyorsak önceliğimiz anlamayı öncelemek olmalıdır. 

Burada bir tezi daha dillendirmek zorunlu oldu… Eğer sahtenin varlık kazanmasına imkân yoksa ki öyledir ve yalanın varlığı zorunlu değilse ki o da öyledir; o zaman her bilgi doğruya işaret eder. Sadece o bilginin oluşumu, ortaya çıkışı ve dile getirilişindeki zemini dikkate aldığımızda bu bilginin gerçekliğinden istifade ederiz. Ama o bilgiyi kendi bağlamının dışında bir yere konumlandırarak onu işlevsel kılmaya çalıştığımızda o zaman yanılgıya kapı aralanmış olur. Yani bilgi her zaman her yerde doğru olanı işaret eden olandır. Ama insan bu bilgiyi kendi arzu, ihtiras ve istekleri doğrultusunda kullanmaya başladığında yıkıcı bir özellik kazanıyor. Bu temel gerçeği hesaba katarak bilgi ile ilişki kurulduğunda bizi sadece hakikate ve gerçeğe taşıyacaktır. 

Bu bakış, bilgiyi söyleyene kulak kesilmez, söylenen bilginin kendisine kulak kesilmeyi ifade eder. Bu tabii ki bilginin söyleyen ile ilişkisinin mahiyetini ortadan kaldırmaz. Ve eğer bilgi ile bilgiyi söyleyen arasında sağlıklı bir ilişki varsa bu bilginin doğru bir zeminde işlevsellik kazanmasına imkân tanır. Ahlaki olanın da bu olduğu tartışılmaz bir gerçekliktir. Ama insanın gayri ahlaki davrandığını gözlemlerimiz üzerinden okuduğumuzda bir refleks olarak sözü öncelemenin gerekliliğini de göz ardı etmemeliyiz…  

Sonuç olarak insan çok katmanlı bir varlık ise ve bu varlığın hayatını sürdürdüğü yaşam da çok katmanlı ise doğal olarak bu çok katmanlı olguyu da ancak çok katmanlı bir teorik çerçeve içinden anlamaya çalışmaktan daha doğal bir şey olmayacaktır. O yüzden ister psikolojik bir zemini dikkate alalım, ister sosyolojik bir zemini dikkate alalım, ister siyasal bir zemini dikkate alalım, ister felsefi bir zemini dikkate alalım, ister varoluşsal bir zemini dikkate alalım, ister teknik bir zemini dikkate alalım, ister mistik bir zemini dikkate alalım, ister ahlaki bir zemini dikkate alalım, ister sanatsal bir zemini veya edebi bir zemini dikkate alalım, bütün bu zeminler insanın çok boyutlu varlığının tekil özelliklerine isabet eder. Ver her zemin, insanın bir özelliğini açığa çıkarır. Önemli olan insanı bu çok boyutluluğu içinde anlamlandırma çabalarına devam etmek ve her özelliğinin insanı anlamada yardımcı olacağını anlayabilmemizdir.

Allah en doğrusunu bilendir…

 

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları