Yazar : 491 Dücane Demirtaş - Çok kutuplu yeni dünya
19 Eylul 2018 Çarşamba

Çok kutuplu yeni dünya

Dücane Demirtaş

02-09-2018 16:57

Çok kutuplu yeni dünya

Arabistanda nadir rastlanacak on bin kişilik bir ordu müslümanların kökünü kazımak için Medineye doğru ilerliyordu. Muhtemelen şehir içindeki yahudilerin ihanetleri de an meselesiydi. Karınlarına taş bağlamış vaziyette günlerdir aç susuz hendek kazan müslümanların takadi kalmamıştı. Adeta bıkkınlıklarını açığa çıkaracak bir engel bekliyorlardı. O engel, hiç kimsenin parçalayamadığı bir kaya oldu. Herkesin usanmışlıkla elindekini bıraktığı sırada Resullah eline kazmasını aldı ve kayaya sertçe bir darbe indirdi. Bir kıvılcım çıktı. Bir kez daha vurdu. Bir kıvılcım daha çıktı. Ve diğer darbeleri indirirken bağırmaya başladı:  "Ben San'a'nın kapılarını görüyorum, Şam'ın saraylarını, Hire'nin saraylarını görüyorum."

 

Zorunlu EC102 dersinden DD ile geçmiştim. Aslında geçmeyi de ummuyordum. Zira hiç susmadan ve mola vermeden konuşan hocanın ne dediğini anlıyordum ama ne demek istediğini hiç anlamıyordum. Muhtemelen doların neden yükseldiği ve düşmediği yönündeki açıklamaları dinlerken de halkımız benimle aynı hissiyatı paylaşıyordur. 

 

Herkes için ekonomik belirleyiciliğin dışında son haftalarda yaşananların gayrı ilmi başka bir izahı var. Seçkin kesim goygoylarına bakıldığında avamın yaşananlara yönelik izahatları sıklıkla alay konusu oluyor. Dolar bozduranlar, döviz dekontu getirenlere ücretsiz hizmet ve mal verenler, "Abd'ye ve dış güçlere kafa tutuyoruz" diyenler sürekli bir aşağılama ve hor görmeyle karşılaşıyor. Fakat bana kalırsa daha ziyade ciddi bir kıskançlık söz konusu. Abd yaptırımlarını duyunca "attı ve gol oldu" diye sevinen antiemperyalistler; ithal bilgi, marş ve slogan tüketimiyle obezieteye dönmüş fakat hayat standartından zırnık taviz vermeyen, kıçlarındaki dondan ağızlarındaki kelimelere kadar barkot numaraları 869dan farklı olan solcular, basitçe inandığı şeyler için aç kalmayı hatta ölmeyi göze alan insanlara açıkça imreniyorlar. İmrendikleri şey, mülkleri, bilgileri ve sosyal statülerine rağmen elde edemedikleri özgürlük duygusu. Muhtemelen yaptığı iş gereği mevcut döviz kurunun artmasından rahatsız olacağını düşündüğüm bir tanıdığım daha konu açılır açılmaz şöyle dedi: "özgürlük muhteşem bir şeymiş!". Aldığı malzeme fiyatı son bir ayda alacağı karı geçen bir çatı ustası "Erdoğan boyun eğmedi" diyerek gülüyordu. Herkes etrafından benzer örnekleri verebilir. İnsanlar özgürlük ve şerefi gerektiğinde yediklerine, giydiklerine ve hatta hayatlarına bile tercih edebilir. Ki defalarca ettiler de.

 

Fakat burada aşılması gereken mevzu, halkın özgürlük için ödeyeceği bedeller değil, asıl sorun sermaye sahiplerinin, bürokratların, entelektüellerin, köşe yazarlarının ve Ak parti iktidarında azgınca mülk ve makam tamahlarının ahali tarafından sürekli maslahatla göz ardı edildiği kesimler. "Hadi koçum benim yürü" deyü insanların bütün kutsal ve manevi değerlerini alaya alarak köşe kapmaca oynayan diğer yandan tetikçilik, iftira ve pislik atmada üzerlerine olmayan troll gazeteciler bedel ödemeli. Her ilin parti teşkilatı etrafında toplanan rant ve yolsuzlukta midesiz firma sahipleri, yerel bürokratlar, parti mensupları ve şakşakçılıktan ekmeklerini çıkaranlar bedel ödemeli. "Devletin malı deniz, yemeyen keriz" düşüncesiyle israfta sınır tanımayan ve hizmet idealini çoktan rant iştahına tercih eden belediye başkanları ve çalışanları bedel ödemeli. Bu bedeller ödetildiğinde özgürlüğü için aç kalmaya ve ölmeye hazır bir halk var. Aksini düşünüyorum. İnsanlar şeref ve haysiyetleri için bedel ödemeye kalkıştığında, Nasreddin hoca gibi Timur'a varıp yalnız kaldığını görünce, bu samimiyet ve içtenliği bulamayız. Zira sırf ortamın maslahatı gereği dillendirilmese de insanlar köşe yazılarından ahkam kesip yavşaklıkta sınır tanımayan gazetecilerden, sorumlu olduğu alanda sorumsuzca ve pişkince açıklamalar yapan bürokratlardan ve gündelik hayatlarında şahit oldukları rant ve yolsuzlukta had tanımayan belediye başkanları ve çalışanlarından en az dün kemalistlerden, militarist solculardan, fetullahçılardan ve pastadan payını kaybedince muhalif olan liberallerden nefret ettiği gibi nefret ediyor. Bunun bir ifadesi anketörlerin belediye ve milletvekili seçimlerinde sıklıkla duydukları cevaptır: "ben ona oy vermiyorum, Tayyip Erdoğan'a oy veriyorum".

 

Maduro, Türkiye'ye gelirken "çok kutuplu dünyanın lideri Erdoğan'ı tebrik etmeye gidiyorum" demişti. Elbetteki latin amerika solunun efsaneleriyle büyüyen birçok kesimin hıçkırıkları ve daha fazla yaranmak için "malzeme çıktı atalayın" deyü uluyan çakal köşe yazarlarının şakşaklığından dolayı olayın ifade ettiği anlam pek gündeme getirilmedi. Kutlamalara Bosna ve Sırbistan dışında hiçbir AB ülkesi katılmadı diye alaycı manşetler atan batılı gazeteler neden birçok Afrika liderinin, Asya ve Güney Amerika temsilcilerinin katılım gösterdiklerine dair henüz ciddi bir yorum yapmadı. Asıl kaçırılan nokta Türkiye'nin her geçen gün bir merkez çevre gücüne dönüşmesi olmalı. Balkanlar, Ortadoğu ve Afrika'daki neredeyse her denklemde, tıpkı Amerikalı bir stratejistin dediği gibi, herkes "Türkiye bu konu hakkında ne diyor?" ifadesini kullanıyor. Hala yeteri kadar etkili mi, elbette hayır. Ama artık dahil olduğumuz ve kendi çevremizi oluşturduğumuz bir politikamız var. Yani bir taraftan yavaş yavaş alternatif bir eksen oluyor diğer taraftan diğer çevre güç unsurlarıyla da ortak paydaşlar üretiyoruz. Almanya, Fransa ve İtalya'nın peşpeşe en son durum hakkında Türkiye lehine açıklamalar yapmasının sebebi sadece kreditör AB bankaları ve göçmen mevzusuyla alakalı olmamalı

 

 

Evet bence de abd imparatorluğu ve çift kutuplu dünyanın sonu yaklaştı. Fakat Türkiye açısından bakıldığında bunun sebeni cebimizdeki iki üç kuruşluk dövizi bozdurmaktan ziyade mazlum coğrafyalarla kurduğumuz bağlar ve edindiğimiz kollayıcı babalık rolüdür. Müslüman beldelerinde Erdoğan gibi sevilip sayılan birileri varsa o da bu halktır. Cebindeki üç kuruşluk emekli maaşıyla Çadın ortasında kuyu açan  teyzeler, birikimlerini Arakandan Fasa mazlum müslümanların eğitimi sağlığı ve güvenliği için çekinmeden veren caddede önümüzden geçen şu amcalar, ağabeyler, ablalar ve hatta çocuklar en az Erdoğan kadar bu beldelerin kahramanlarıdır. Ve eğer çok kutuplu bir dünya olacaksa uzun boylu analizlerin yanı sıra elbette onun lideri yetimlerini ve öksüzlerini sahipsiz bırakmayan, viran olmuş şehirlerini yeniden ayağa kaldıran ve gitmese de görmese de onlar için içi sızlayan bu millet olacaktır.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA