Yazar : 256 Abdulaziz Tantik - Küreselleşme ve Eğitim…
19 Eylul 2018 Çarşamba

Küreselleşme ve Eğitim…

Abdulaziz Tantik

26-08-2018 08:30

Küreselleşme ve Eğitim…

Küreselleşme, bir olgunun, değerin ve biçimin dünya ölçeğinde genel bir kabule dönüşmesini sağlayan bir kavramsallaştırmadır. Bu çerçeve içinde kendi içinde bir eğitimi de taşır. Eğitimi, kişide istendik davranışın oluşmasına zemin oluşturma çabası olarak da betimleyebiliriz. Bu tanımlar üzerinden küreselleşme ve eğitim iç içe bir olguya işaret eder. Küreselleşmeyi sağlayan temel kültür ise ‘modern batılı kültür’ diye vurgulanan bir kültürdür. Bu kültürün oluşturduğu teknik üzerinden dünya çapında yaygınlaşması sağlanmıştır. Tarihte hiçbir dönemde olmayacak kadar bir kültür bu dönemde yaygınlık kazanmıştır. Bu gerçeği anladıktan sonra küreselleşme ve eğitim meselesini ele almakta yarar vardır.

Batılı kültür, insanı merkeze alan bir bakışa sahiptir. Fakat burada insan ise tanımlanmış bir bireydir. Yani bütün yaşayan insanlar değil, bilakis batılı kültür tarafından aydınlanmış ve bu sürece dâhil olan batılı bireye bir göndermedir. Diğerleri ise ikinci sınıf bir insan olarak betimlenmiştir. Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkeler ve gelişmeye direnen ülkeler diye bir tasnif söz konusu edilebiliyorsa bu ayrımlar aynı zamanda bir farklılığa da tekabül etmektedir.

İnsan merkezde olunca, değer ve bilgi içinde merkezi konumunu belirlemiş olmaktadır. Yani dışsal bir faktörü reddeden bir idrakten bahsediyoruz. İçsellik ise öznelliği ve şahsiliği önceler. Zaten özne merkezli bir dünya görüşü öznel bir dünya görüşü olduğunu da ilan etmiş sayılır. Buradaki evrensel kavramı da bu çerçevede ele alınmalıdır. Yani öznel bir kültüre ait bir yorumu bütün kültürlerin ayniliğini sağlayacak şekilde dünya ölçeğinde geçerli olacak bir zemine taşıma isteğini gösterir.

Burada fark ve tekrarı yeniden düşünmekte fayda vardır. Hayat için hem fark hem de tekrar olmazsa olmaz kuraldır. Fakat bu kavramları birbirlerinin yerine kullandığımızda ciddi sorunlara kaynaklık edecektir. Bunun tipik örneklerini batılı insanın yaşam standartlarını izleyerek ve kendini gerçekleştirme adına hangi sapkın nitelikleri meşrulaştırdığını gözlemlediğimizde açıklık kazanır.

Fark, varlığın kendi hiyerarşik yapısını doğasına uygun ve uyumlu bir şekilde sürdürebilmesinin imkânını oluşturuyor. Eğer fark olmasa idi yaşamın sürdürülebilir oluşunu sağlamak konusunda ciddi sorunlar oluşurdu. Belkide hayat formunu yok ederdi. Tekrar içinde aynı şekilde düşünebiliriz. Varlıkta ve hayatın idame edilmesinde tekrarın merkezi konumu aşikârdır.  Yani varlık, kendi doğası gereği kendini gerçekleştirmek için hem bir farka hem de bir tekrara ihtiyaç hisseder.

Küreselleşmenin en önemli etkeninin kapitalist ruh olduğunu söylemekte bir beis yoktur. Çünkü sermaye öncelikli bakış moda üzerinden küreselleşme kavramını inşa etmiştir. Sonra bu moda üzerinden davranışların aynileşmesini de beraberinde taşımıştır. Hatta kendi içinde muhalif unsurları da ticarileştirerek, pop kültür gibi durumları da küreselleştirerek batılı yaşam tarzını dünya ölçeğinde kabulünü sağlayacak batılı yaşam tarzını oluşturan, giyim, yiyecek ve davranış kalıplarını küresel pazarlama ağı üzerinden büyük kazanca dönüştürüyor. 

Sermaye, küreselleşmeyi ve eğitimi kendi sermayesini daha da güçlendirecek bir mekanizmanın dünya ölçeğinde konum kazanmasına matuf yaptığı işlerdendir. Bu temel gerçeği öğrenmeden veya fark etmeden atılacak her adım hüsranla bitmeye mahkûmdur. Çünkü çok güçlü ve büyük bir senaryo kurulmuş ve bu senaryonun uygulamaya geçmesi içinde her türlü teknik zemin hatırlanmış durumdadır. Yani sermaye kurguyu gerçek gibi bütün dünyaya kabul ettirecek bir zihinsel hazırlığını da tamamlamıştır. Bu yüzden bu konuda yapılan tartışmalar, esasa taalluk etmeden kenarından, kıyısından suya ve sabuna dokunmadan yapılmaktadır. Bu da ancak mevcut sermayenin isteğini makulleştirmekten ve meşrulaştırmaktan öteye gidemiyor.

Meseleyi küreselleşme bağlamında ele aldığımızda bir mühendislik faaliyetine gönderme yapıyoruz. Ama nesnel bir zeminin yoklanması bağlamında meseleyi ele aldığımızda fıtratın ortak özelliklerine yapılan vurguya dikkat kesildiğimizi gösterir. İşte bu fıtrat ve fıtratın hangi dünya görüşü çerçevesinde kendisine kavuşacağını bir mesele olarak ortaya koymalıyız ki eğitimi doğru bir bakış üzerinden hayata geçirme imkânını kazanalım.

Bugün iki temel kavramımız var: kurgu ve sahici… İşte kurgusal olan aklın önerisi üzerine bütün insanların aynı duyguya ve düşünceye sahip olması gerektiği ön varsayımı üzerine kuruludur. Bu varsayım, doğal olanı geriye iterken kurgusal olanı ise öne çıkarmaktadır. Çünkü her kültürün kendisine ait bir yaşama biçimi ve biçemi vardır. Ama kurgu, bütün bu yaşama biçim ve biçemlerini aynileştirme uğraşısına giriyor. Ve bunu bilgi, iktidar ve zorlayıcı bir teknik ile gerçekleştiriyor. O zaman kurgusal olan ön plana çıkıyor ve yabancılaşma kendini aşikâr kılıyor. Yabancılaşma bugünün insanının yaşadığı bütün sarsıntıların asıl nedenidir.

Her insan biriciktir. Bu biricik insanı herkesleştirirseniz onun biricikliğini arka plana atarak onu derinden yaralar ve bir daha onun iyileşme ihtimalini de ortadan kaldırmış olursunuz. Bugün olan şey tam olarak bu…

İyileşmenin tek seçeneği ise sahiciliğe geri dönmektir. Bu da insanın biricik olduğunun kabul göreceği bir zemini işaret edecek olan fıtri olana dönüştür. İnsan, kendisi olduğunda sevinç duyar ve mutlu olur. Her mutluluk ise insana olumluluk aşısı yapar. Olumlu düşünen insan ise biricikliğinin farkına vararak derin bir yaşam sevgisini içselleştirir. İşte bu yaşama sevgisi, hem onu hem de kendi dışındaki varlıkla sahici ilişki kurmasına neden olur. Böylece iyileşme kendi tekniğini inşa etmiş olacaktır.

Eğitim, sadece insana biricik olduğunu öğreten ve hatırlatan bir öğretime sahip olmalıdır. Diğer öğretim teknikleri hayatı kolaylaştıran teknik alana inhisar edilmeli ve bunu da isteyene öğretmelidir. Ama eğitimin üzerinde çok büyük bir yük var: herkese, her şeyi öğretme yükü… Bu yük eğitimin belini büküyor. Çünkü eğitim; insanları, istedikleri bir alanda öğretim görme hakkı yerine hayatlarını idame edecek bir bilgi ve beceriyi istemedikleri halde öğrenmeye zorlandıkları bir kurgusal eğitimin yükünü taşıyor…

Küreselleşmenin artık kurgusal bir zeminden hareketle kurgulandığını görmüş bulunuyoruz. Bu yüzden küreselleşme istendik bir durum değil, bilakis, yerellik insani ve doğal olana aidiyeti taşır. Ama küreselleşme üzerinden insanlık, tarihi boyunca bu kadar acımasızca sömürülmemiştir. Bu sömürüye dur demenin yolu küreselleşmeden geçmez. Bilakis yerliliğin ve farklılığın öne çıkarılması ile bu sömürü çarkı geriletilebilir. Ama buna yakın durmayı bile lanetli olmakla eş değer hale getirdikleri ve bu çabanın sahiplerini her türlü şeytanlaştırarak gözden düşürüldükleri için sağlam bir karşı duruş sergilenemiyor.

Şimdi eğitimi biraz daha açalım; eğitim, bir dünya görüşünün istendik bir kişilik üzerinden insanlarını eğitime tabi tuttuğu sisteme verilen addır. Dolayısı ile eğitim bir dünya görüşünün rehberliğinde yapılabilir. Bu dünya görüşünün insan görüşü, toplum görüşü ve yaşam görüşü üzerinden eğitim kendi tekniğini oluşturmalı ve sahici bir ilişki üzerinden rehberlik yaparak insanları hayata hazırlamalıdır. Eğitimdeki en temel motif rehberlik edecek olanın öğrettiği ilke ve bilgilere canlı tanıklığıdır. Görsellik insanlık hafızası bağlamında hala bir numaradır. Bu yüzden modern kültür görme üzerine bina etmiştir, eğitimi ve rehberliğini… Bu temel gerçeği dikkate aldığımızda İslam, şahitlik üzerinden eğitimi temellendirir. Öğretici, aynı zamanda o öğretinin en canlı örneği ve mümessilidir. Bunu hem Nebiler ve Nebilerin mirasına sahip çıkacak olan âlimler için geçerli bir özelliktir. Bu temeli dikkate alan bir eğitim sahici bir eğitim olur.

Mevcut eğitim modelinde zorunlu eğitim ve yaşamayı sürdürecek zeminin eğitim sistemine bağlılığı yüzünden herkes eğitim görme zorunluluğunu derinden hissediyor. Ama sınav ağırlıklı bir eğitimde öğrenilen şey çok kısa bir zaman sonra unutulmaya bırakılıyor. Çünkü eğitim, iş, aş, eş bulmanın yegâne karşılığı olduğu için zorunlu katlanılan bir şeydir. Hâlbuki İslam, eğitimi serbest ve dileyene bırakmıştır. Sanat ve zanaat dediğimiz şeyi ise; yaşamı kolaylaştıranı ise geleneğe ve babadan oğla devredilen bir miras olarak kabul etmiştir. Bu da ayrı bir gerçeklik zeminidir. O yüzden hoca öğrencisini seçerken, öğrenci de hocasını seçme hakkına sahiptir. Bu sahicilik bize eğitimin niteliğini gösterir.

Yani ezcümle; eğitim, küreselleşmenin bir kurgusu olmaktan çıkarılmalıdır. Sahici bir eğitim için serbestlik ve tercihe temel bir değer yüklenmelidir. Şahitliğin eğitimin en temel parçası olduğu gerçeğini görmeli… Bunu devlet eliyle yapmak yerine sivil alana bırakılmalı ve sadece desteklenmesi gerektiği yerde devreye girmelidir. Herhangi bir baskı altında olmadan yapılacak eğitimin kalitesi tartışılmaz olacaktır. İnsanların günlük yaşamlarını sürdürecek veya kamu görevini ifa edecek bir teknik eğitimi devlet kendisi verebilir. Bunda bir beis yoktur da…

Sonuç itibarı ile eğitim, sahici bir karaktere büründürülmelidir. Küreselleşmenin tuzağına düşmeden bu küreselleşmeyi sağlayan dünya görüşü ile hesaplaşılmalıdır. Bizim bir dünya görüşümüz olduğunun bilincine erişmeli ki bu temel gerçeği hayata geçirecek bir umudu ve tekniği diri tutalım…

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA