Yazar : 256 Abdulaziz Tantik - Kurbiyyet Meselesi
19 Eylul 2018 Çarşamba

Kurbiyyet Meselesi

Abdulaziz Tantik

22-08-2018 09:42

Kurbiyyet Meselesi

Kurbiyyet kurmanın farklı katmanları vardır. Allaha yakın olmanın da farklı katmanları ve farklı nedenleri olabilir. Kurban,  insanların Allaha yakınlık kesbetmeleri için sahip oldukları veya olacakları bir hayvanı onun yolunda keserek paylaşmayı eksene alan mali bir ibadettir. Allaha yakınlığın fakir fukaraya yakınlık ve zaaf taşıyan insana yönelik gösterilen ihtiram ile ilişkisi olduğu bedihidir. Bu yüzden tekebbür günahın kaynağı, tevazu ise kurbiyyetin zemini olarak kabul edilir.

Bayramlar, belirli bir kulluğa yoğunluğun gerçekleştiği zeminde bunu diğer insanlarla paylaşarak kutlamaya dönüştüğü zeminlerdir. Hac mevsimi olarak kabul edilen kurban bayramı ise insanın ömründe bir kere de olsa yapması gereken ve her şeyini geride bıraktığı; işini, eşini, çocuğunu, malını, mülkünü, evini, yurdunu, dostunu, akrabalarını vesaire her şeyi geride bıraktığı en önemli feragat örneğidir. Tevhidi ancak bu şekilde öğrenebilir insan… Her şeyin geride bırakılabileceği bir olguyu idrak ederek Allah için bir şey yapmanın neye tekabül ettiğini gözlemek, tecrübeye konu edinmek…

O zaman Kurbiyyet vazgeçmekle doğrudan ilişkili bir tutumu içerir. Kulluk bize mevcut durumun geçiciliğini ve vazgeçilirliğini öğrettiği ölçüde değerli ve anlamlı olup insanı Allaha yakınlaştırır. Meselenin özü sahip olduğumuz şeylerin sahibinin biz olmadığımız ve her şeyin Allahın mülkünde/tekelinde olduğu gerçeğini idrak etmektir. Bu idrake konu edinilen şeyin ise insan için ehemmiyeti önemli. Çünkü yakınlığı bu idrake konu edinilen şeye bağlı olarak gerçekleştirir.

İnsanın farklı yakınlıklar kurarak Allaha olan yakınlığın neye tekabül ettiğini anlaması ve idrakine konu edinmesi önemini aşikâr kılmaktadır. Çünkü insan, yakınlık kurmada mahirdir. Ama bu yakınlığı her zaman pozitif boyut içermez, çoğu zamanda çıkarına uygun yakınlıkları tercih eder. İşte burada çıkara, bencilliğe ve yarara dair yakınlık kurma tecrübesi Allaha yakınlık kurmada negatif bir temel oluşturur. Bugün dindarlarımızın çoğunun Allaha yakın olmadan anladıkları şey, dünyalarını mamur edecek ve isteklerine cevap verecek güç arayışına tekabül ediyor.

Yaşadığı hayatta istediği her şeyin gerçekleşmesi için sihirli bir değnek işlevi gören Allah algısı sorunun en büyük açmazını oluşturuyor. Tabiri caizse kendisine hizmet edecek bir tanrısallık inşa eden insanoğlu isteği yerine getirilmediğinde de isyan hakkını kullanmaktan geri durmamaktadır. Bu bir yakınlık mıdır? Veya Allaha yakınlık kurma isteğinin temelinde ne yatmalıdır? Bu soruları çoğaltmak mümkün… Ama en temelde bu soruların cevabı insanın kendi isteğinden bilinçli bir irade ile vazgeçmek ile Kurbiyyet arasında kurulacak olan ilişkinin mahiyetini doğru anlamaktır.

Yakınlık için vazgeçmeyi göze alabilmek…

Vazgeçmek ve en güzelini hediye etmek, yani Habil gibi en güzelini Allah için verebilmek, kötüsünü seçerek Allah adına vermeyi taahhüt etmek günahın bataklığında kaybolmayı kolaylaştıran bir unsurdur. Burada çıkara dayalı bir vazgeçiş önemini yitirmektedir. Yani vazgeçiş öyle sıradan, geçiştirerek yapılan bir şey değildir. İradi ve bilerek vazgeçmeyi başarabilmekte yatmaktadır, kulluğun gereği olan yakınlığı kurabilmek…

Her ibadet bizi bu dünyaya ait oluşumuza dair bir bilinci vermeye yöneliktir. Kurban bu bilinci zirveye çıkaran ve her şeyi geride bıraktığımızı bizzat tecrübe ederek Allah için olmaklığın neye tekabül ettiğini bizzat tecrübe etmeye yarayan bir olgudur. O yüzden kurban meselesini hacc ibadetinden bağımsız düşünmemeliyiz.

Kurbiyyetin dereceleri olduğunu dile getirmiştik. İki dost arasında, iki arkadaş arasında iki kardeş arasında dahi yakınlık farkı bulunabilir. Tanıdığınız on kişi ile ilişkinizin mahiyetini düşündüğünüzde her biri ile farklı bir yakınlığa sahip olduğunuzu kendiniz de keşfedebilirsiniz. Her insanın Allah ile kuracağı yakınlığın da farklı oluşunu anlamak kolay; çünkü her insanın vazgeçiş imkânı farklıdır. Hatta her insanın infak ederken bile yakınlığı belirleyici olur. Samimi ve içten verilmiş cebindeki son bir lira çok mal sahibi kişinin cömertliğini göstermek için verdiği bir milyondan daha yakınlaştırıcı bir özellik taşıdığını söylemeliyiz. Örneğin, Hazreti Ebubekir’in tüm malını kabul eden Allah Elçisi Hazreti Ömer’in mal varlığının yarısını kabul eder. Bir kısmını ise kabul etmez.

Yani burada insanın değeri kendi dışında belirlenmektedir. Tabii ki insanın yapıp ettikleri kendisini değerli kılar. Ancak insanın bu yapıp ettiklerinin değerini de yine dışından bir güç tarafından belirlendiğini unutmayalım… Yani insan ancak Allah ile kuracağı yakınlığı ile yapıp ettikleri arasında bir bağ kurduğunda kulluğu makbul sayılacaktır. Bu çerçevede insan ancak Allah dışındaki her şeyi geride bırakmayı idrak ettiğinde ve bunu bilinçli bir şekilde gerçekleştirdiğinde o yakınlığın kabulüne mazhar olur. Bu noktada insan değil Allah yegâne belirleyici ve değer verici olarak öne çıkar ki hüküm ona aittir hükmü de bu temel gerçeği işaret eder. O yüzden insana yüklenilen anlam ile onun kulluğu arasındaki korelâsyonu doğru okumakta yarar var.  Hem kendi benliğini öne çıkartacak hem de kulluk yaptığını söyleyerek Allaha yakınlığını öne sürerek bazı nimetlerden niçin yoksun kaldığı konusunda şikâyetçi olacak, bu şaşılacak bir iş sayılmalıdır.

Allah varlığı yarattı. Varlık bir illüzyon içinde varlığını idame ediyor. Görünüşte sanki varlık kendi başına iş görmektedir. Sebep sonuç ilişkisi bağlamında sorunlar anlaşılıyor ve çözümüne katkı sunulabiliniyor. İşte bu yanılgı insanı öne çıkartıyor. Akıl ve irade sahibi oluşu ile kendini bir ‘şey’ sanmaya başlıyor. Teknolojik gelişmelerin baş döndürücü gelişimi vesaire ile de o ‘şey’ oluş gittikçe tanrısallığa yönelik bir hevesi de beraberinde taşıyor. Bu hevesin gerçekleşmesinin zeminini kurduğuna inanan insan, artık tanrıyı da kendi işini görmesi için gerekli bir enstrüman olarak görmeye başlıyor. Bu şekilde bir Kurbiyyet kurma hem sorunlu hem de insanın ve dolayısıyla varlığın ifsadından başka bir şey getirmez.

Kurbiyyet varlığın her aşamasında ilahi müdahaleyi ve sahip olunan hayatın sahibinin Allah olduğunu idrake yarayan bir özelliğe sahip olduğu takdirde Allaha aidiyeti düşünülebilinir. Yani insanın kendi hiçliğini ve varlığın hiçliğini kavraması elzem olandır. Bu hiçlik üzerinden kuracağı yakınlık kurbiyyeti kurban edimi üzerinden değerlendirmeye konu edindirebilir. İşte o zaman Allaha yakınlık anlamlı ve insanın anlamının açığa çıkmasına zemin oluşturduğu gözlemlenebilir. Şahitlik bu noktada Allah’ındır. Allahın şahitliği hem kendisine, hem varlığa, hem oluşa ve hem de insana dairdir. Yani Allahın şehadeti ile insan, insan olmaya liyakat kesbeder. Bu temel gerçeği öğrenmek, idrak etmek ve anlamak için kulluk ve kulluğun ritüelleri elzem olandır.

Allaha yakın olmak merhameti ve şefkati celbeder. Affedilmeyi kolaylaştıran yakınlık, insanın da diğer varlığa ve insana merhametli olmayı ve şefkatli davranmayı öğrenmesine vesile olur. Döngüsel bir yaşamda varlık ve katmanları da döngüsel Kurbiyyet ve katmanları da döngüseldir. Bu döngüselliği ve etkileşimi doğru okuyan samimiyet ve sadakatle yürüyerek kurbiyyetini sağlamlaştırarak varlığını armağan eder…  Armağan edilen varlık daha görkemli bir varlıkla taltif edilir… Armağan armağanın kapısını aralar. Daha güzel ve daha hayırlısına kavuşmanın imkânıdır.

Allah doğru sözün yegâne sahibidir…

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA