Yazar : 227 Musa Şimşekçakan - Firavun’un Cesedi
20 Agustos 2018 Pazartesi

Firavun’un Cesedi

Musa Şimşekçakan

10-08-2018 09:21

Firavun’un Cesedi

Kur’an’da anlam içeriğinin nüzul ortamını aşmaması, yani ayetlerin nüzul ortamına uygun bir şekilde değerlendirilip anlam kazanabileceği konusunda “Firavun’un cesedi” konusu iyi bir örnek oluşturur. Şöyle ki;

“Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik. Ama Firavun ve askerleri zulmetmek ve saldırmak üzere onları takip etti. Nihayet (denizde) boğulma hâline gelince, (Firavun:) ‘Gerçekten, İsrailoğullarının inandığı Tanrı’dan başka tanrı olmadığına ben de iman ettim. Ben de müslümanlardanım!’ dedi. Şimdi mi (iman ettin)! Hâlbuki daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun. (Ey Firavun!) Senden sonra geleceklere ibret olman için, bugün senin bedenini (cansız olarak) kurtaracağız. İşte insanlardan birçoğu, hakikaten ayetlerimizden gafildirler.” (1)

Şüphesiz Firavun’un aciz ve perişan duruma getirilen cesedi o zaman diliminde yaşayanlar, yani onun gösteriş ve debdebesini görenler adına oldukça kayda değer bir ibrettir. Bu şekilde, Allah’a ve Resul’üne karşı çıkmanın sonuçlarını göstermek açısından onun “Nereden nereye?” geldiği gösterilmek istenmiştir. Fakat bu ceset, sonraki asırlarda ortada yoktur. Nitekim Mekkeli müşrikler de Firavun‘un başına gelenleri tarihî olarak bildiklerinden olsa gerek, ibret almak adına bu cesedi görmek gibi bir talepte bulunmamışlardır. Bu durumda onların da ayetteki kastı doğru anladıkları, yani meseleyi sadece haber değeri açısından ele aldıkları söylenebilir. (2) Aynı şekilde bugün bizim için de bu tarihi anlatım yeterince doyurucu ve ibret almaya değer bir yok oluşu anlatır. Şüphesiz bugün için bazı müzelerde sergilenen ve o devri yansıttığı söylenen cesetlerden de ibret almak mümkündür. Ancak bu, ayetten ibret almanın zorunlu bir karşılığı değildir. Zira bu gibi cesetlerin arkeolojinin geliştiği nispeten yakın zamanlarda bulunduğu düşünülürse, bu güne kadar onu görerek ibret alma imkânı bulamayanlar için ayet anlamını yitirecektir. Zaten bütün bilinen saklama ve muhafaza etme usullerine rağmen bir cesetten hareketle tarih içinde gerçekleşmiş bir olayın bütün veçheleriyle ortaya konulabilmesi de mümkün değildir. Firavun, arzu ve isteklerini ilah yerine koyan siyasi liderler için sembolleşmiş bir tiptir. Şüphesiz arkeolojik kazılarda ortaya konan materyallerin ibret konusu olması, bulunduğu dönem içinde doğru değerlendirildiği nispette işe yarayabilir. (3) Fakat genel anlamda tarihte örneklik teşkil eden bunun gibi zalim kişilerin sonlarını tahmin etmek ve ibret almak için cesetlerini görmeye gerek yoktur. Ayrıca bir insan ömrü kendi dönemi içinde benzer pek çok olaya şahitlik etmeye de yeter. Ama Firavun söz konusu olduğunda bizim için dikkate değer olan, özellikle/öncelikle bu olayın haber/bilgi niteliği taşıyan yönüdür.

Not: Bu yazı özün Bağlamı adlı eserden iktibas edilmiştir.

Dipnotlar:

1. Yunus suresi, 90–92. ayetler. (Diyânet Vakfı Meali).
2. Nitekim ibret almanın tek yolunun onun cesedini görmek olduğu nasıl söylenebilir ki? Aksi hâlde kâfir ve müşriklerin, her fırsatta bulabildikleri her vasıta ile peygamberimize karşı koydukları ve alay etmek için bahane aradıkları bir ortamda “Göster bakalım, biz de ibret alalım.” demeleri ve cesedi görmek istemeleri gerekirdi. Böyle bir şey hiç vuku bulmamıştır.
3. Mevdudî, bugün bile Firavun’un cesedinin yüzerken bulunduğu yer, bölge sakinlerince gösterildiğini ve bu yerin Sina Yarımadası’nın batı kıyısında, Cebel-i Firavun (Firavun Dağı) olarak bilinen dağın yakınında Hammam-ı Firavun (Firavun Hamamı) denen sıcak bir kaplıca vardır ki, Firavun’un cesedinin bulunduğu söylenen Ebu Zenime’den birkaç mil mesafede bulunduğunu belirtir. Buna göre eğer boğulan Firavun, Hazreti Musa (as)’nın kendisine gönderildiğinde Mısır’ı yöneten Minfetah (Bu şahsın ismi diğer kaynaklarda Merneptah şeklindedir.) ise, mumyalanmış cesedinin hâlâ Kahire müzesinde sergilendiğini ifade eder. Sir Grafton E. Smith’in Firavun’un mumyasından bandajları kaldırdığında cesedi üzerinde bir tuz tabakası bulunmuştur ki, bu onun denizde boğulduğunun apaçık delilidir, der. (Mevdudî, Tefhîmu’l-Kur’an, c. 2, s. 337.)

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA