Yazar : 491 Dücane Demirtaş - Din yorgunluğu
20 Agustos 2018 Pazartesi

Din yorgunluğu

Dücane Demirtaş

24-07-2018 10:30

Din yorgunluğu

Müslümanlar Kuran’a iman etmeden önce Resulullah’a iman etmişlerdi. Siyerde sıkça tekrar eden bu gerçeklik, neden birçok ayetin Allah ve resulü diye başladığını gözler önüne serer: çünkü İslam gayet şahsi olarak Resulullah ile özdeşleşmiştir. Yani Allah’a iman etmenin ön koşulu elçisine güven duymaktı. Hz. Ebubekir’in “o demişse doğrudur” ifadesi yahut endişeyle mağaradan inip cinlendim diye korktuğunda eşi Hz. Hatice’nin “vallahi sen cinlenmiş olamazsın. Çünkü sen yetime kol kanat gerer, açı doyurur çıplağı giydirirsin, yalan söylemez sözlerine riayet edersin” minvalindeki beyanatı, Muhammed (a.s.) hakkında iman eden tüm Müslümanların ortak kanaatleriydi. Şimdi bir bilgi kaynağı ve felsefi bir metin olarak seçkin meclis goygoylarına meze yapılan vahyin hakikiliği, doğruluğu ve yüceliği bizatihi Resulullah’ınkendisine/ şahsına dayanmaktaydı. Zira vahiy gökten zembille inmedi, onu peygamber dile getirdi ve etrafındakiler söylediklerinden önce onun karakter ve kişiliğine iman ettiler.

Şöyle kendime ve çevreme bakınca dile getirilmemiş bir din yorgunluğu görüyorum. Hatta şimdilerde revaçta olan deizmin de aynı temele dayandığını söylemek abartılı olmaz. Peki dinin bu denli tafsilatlı yorumlandığı, tatminlik duygusunu verebilmek için her türlü kanalın dindarlar tarafından kullanıldığı bugün böylesi bir yorgunluğun sebebi ne? Bana kalırsa temsiliyet yoksunluğu, din namına kendisine ve davranışlarına güven duyacağımız arkadaşımız, eşimiz, akrabamız ve komşularımızın yokluğu. İçerisinde bulunduğum birçok vakıf ve dernekte yıllardır hep aynı dert yanılır: sonu gelmez sohbetler, tefsir dersleri ve etkinliklere rağmen İslam neden artık muhataplarında heyecan uyandırmıyor? Çünkü hocam, iman denilen şey öğrenilmez, öğretilmez, temsil edilir. İmanın hakikiliği karakter ve kişiliğimizin doğruluğuyla tasdik edilir. İslam’ın heyecan veren yüce mesajı ise tıpkı Resulullah’ın şahsında ortaya çıktığı gibi tertemiz bir ahlakla karşı konulmaz bir temsiliyet cazibesi oluşturmaktır. İslam’ın iç kıpırdatan içeriği, onun entelektüel ve ilmi bir orjinalliğe sahip olması değil, çok basit bir örnekle günlük hayatın her alanı kuşatacak bir ahlak örnekliğini ortaya koymasıdır. Din bu kadar basit olamaz demişti bir arkadaşım. Evet, korkunç şekilde bu kadar basit. Tıpkı Resulullah’ın dediği gibi “İmanın yetmiş iki şubesi vardır. İlki Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığını dile getirmek, yetmiş ikincisi ise insanlara eziyet veren yoldaki bir taşı kaldırmaktır”.

Şimdi neden din yorgunu olduğumuzu daha iyi anlıyorum. Herkes din hakkında konuşuyor ve her şeyin başında “İslami”si var: islami düşünce, islami siyaset, islami evlilik, islami ticaret … Peki temsiliyet? Yok. Yoksa, sözcülüğünü hayatın her alanında gasp ettiğiniz dine imanı da göremezsiniz. Din hava boşluğuna inmiş gibi davranıyoruz, halbuki İslam namına sözü kıymetli, imanı hakiki kılan yaşantımızdaki ahlaki değer yargılarıdır. İman ve inanç bilgiyle test edilmez, artıp azalmaz, doğrulanıp yanlışlanmaz. Ama Resulullah’ın örnekliğinde olduğu gibi güzel bir temsiliyetle, basit dahi olsa erdemli bir günlük yaşantıyla, artar, doğrulanır ve sapa sağlam bir güven ile tasdik edilir. Peki şöyle kendi kendimize soralım, anlamış ve inanmış gibi yapmamızın dışında İslam gerçekten bizim için ne vaat ediyor?

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA