Yazar : 256 Abdulaziz Tantik - Varlık Zincirinde Ve Zerreleri Arasındaki Bağı Oluşturan Bilgi
20 Eylul 2018 Perşembe

Varlık Zincirinde Ve Zerreleri Arasındaki Bağı Oluşturan Bilgi

Abdulaziz Tantik

12-07-2018 10:40

Varlık Zincirinde Ve Zerreleri Arasındaki Bağı Oluşturan Bilgi

Varlığımın her zerresinin birbirleri ile ilişkisinin niteliğini ve niceliğini kavramak en büyük emelim olmalı... Çünkü kendimi keşfetmenin yolu buradan geçiyor. Her zerremin birbiri ile bağının niteliğini ki bu aslında Allah’tan varlığa yönelik bir vahiy olduğu tartışılmaz sanırım… Yani her parçamın içinde yüzdüğü bir bilgi denizinde diğer parçalarla bağını kurarak kendisine yüklenilen veya anbean verilen emri yerine getirme sürecidir. Bu sürecin niceliğini keşfetmek ve nasıllığını ortaya koyduğumuzda ise zaten sır çözülmüş olacaktır. Bu mümkün mü? İçinde yaşadığımız dünyanın nitel ve nicel özelliği sanırım bu gerçeği niceliksel olarak tecrübe etmemizi engelliyor.

Varlığımın her zerresi bilgi ise ve bu bilginin birbiri ile bir bağı söz konusu ise hangi episteme bana bu bağın neliğini izah eder? Peşine düştüğüm soru bu… Mevcut bilgi tanımları aradığımız bilginin tanımını tam olarak karşılayamıyor. Zaten karşılasa yeni bir arayışa gerek kalmayacaktır. Kuantum fiziğinin sağladığı yeni felsefi bakışı dikkate aldığımızda da bilginin tanımı ciddi bir değişime uğrama zorunluluğu hissediyor. Varlığın birbiri ile bağı ve bu bağın yeni bir varlık türünü oluşturması… Sonra bu yeni varlık türü ile diğer varlık türleri arasındaki bağı oluşturması… Yeni duruma uyum sağlamalarını sağlaması… İrade sahibi varlığın bu varlık katmanları ile ilişkisini belirleyen tavrı oluşturan bilginin varlığa geçişi… Varlığın her katmanında bu yeni duruma gösterilen uyum düşünüldüğünde gerçekten yeni bir bilgi seviyesi ile karşı karşıya kaldığımız gerçeğidir. 

Mevcut epistemeler içinde bu bağı bize gösterebilecek bir sistem var. Ancak, insanın yaratılışının mahiyetini kavrayan ve her iki varlık yapısına; Yani Tanrısal bir öz ile varlığın özünü kendisinde mündemiç bulan insanın tahakkukunu sağlayan bir episteme olmalıdır. Yani öyle dolaysız bir bakış olmalı ki olduğu gibi görsün ve bu görme şuurun şualarına açık olsun… Sufilerin ‘kalp gözü’ dediği şey; bu temel gerçekliği idrak ettirecek en önemli özelliktir. Tanrının varlığı seyrettiği bu göz insanın varlığı temaşa ettiği gözle aynı olandır. Bu yüzden insan, niteliği kavrayabilir, niceliğini kavrayamasa da… Aslında niceliğin sürekli değişim yaşadığı temel gerçeğini dikkate aldığımızda bu durumun normal görülmesi gerektiğini söylemek daha makul olacaktır.

Sevgimizin de nefretimizin de kaynağı bilgi ise cehalet kavramına yeni bir anlam yükleme zorunluluğu hissedilmelidir. Cehalet, zulüm; yani karanlık ile örtüştüğünde aslında bilmeme ile değil, bilmeyi engelleyecek bir düzeyi işaret eder. Bu yüzden ‘ben nefsime zulmettim’ sözü ‘bende olan bilgiye uygun davranmadım’ ve ‘onu gözlerden sakladım’ anlamına da gelebileceği düşünülmelidir. Bu noktada bilmek dolaysız bilmenin öncelendiği bir konumu ihtiva etmelidir. Yoksa ister akıl yürütme sonucu elde edilen bilgi, ister tecrübeye konu edinilen şey hakkında duyular aracılığı ile elde ettiğimiz bilgi kendi gerçekliği içinde anlamlı ve dikkate alınmalıdır. Ama bu bilme türleri kendi gerçeklik zeminlerinin dışına taşındığında sorun oluşturur. Özellikle konu edindiğimiz varlığın diğer varlıkla ilişkisinin mahiyeti meselesi varolan olarak varlık alanının dışında kalan boyutunu işaret eder.

Eğer her zerremin diğer zerre ile ilişkisini anlayabilirsem ve bu durumu tecrübeme konu edinirsem bilgi meselesini çözüme kavuşturma anlamında bir zemin oluşturabilirim. Dikkatle kendimizi izlediğimizde; ister akıl yürütme ile ister dolaysız bir şekilde kendini görme yöntemi üzerinden, duygularımızın oluşumunda bilginin varlığını idrake konu edinebiliriz. İdrak, hem tecrübeyi, hem bilgiyi içerir. Duygularımızı besleyen de bu iki bilgi türünün idraki oluşturmasıdır. Nedensiz içimize dolan öfke veya sevginin varlığını da bu çerçeve içinde anlamlandırmalıyız. Aslında çoğu kez duygularımızı besleyen şey yanlış bilgi türleridir. Asıl bilgiyi örttüğümüzde ve ona ulaşımı kendi ellerimizle engellediğimizde o zaman bir başka bilgi türü devreye girerek duygularımızı harekete geçiriyor. Dikkat edin, kişilerin duygularında yaşadığı ikircikli durumun bu iki bilgi katmanının aynı anda varlık sahasına müdahil oluşuyla ilişkisini deşifre ederken kastımız olan bilginin varlığını aşikâr kılar…

Keşfettiğimiz, daha önceden de bilinen bu bilginin tanımı ne olmalıdır?

İnsan tanımı ile bu bilgi tanımının ortak noktaları olması gerekir. Çünkü insanın varlığının zemini ile bu bilginin varlığının zemini aynı görünüyor. Nasıl ki insan hem görüntüyü hem de görüntünün gerisinde saklı olanı idrak etme gibi bir konumu ihtiva ediyorsa bu bilgi de benzer bir konumu taşıyor. Bu yüzden Allah’ın varlık ve zerreleri ile bağını ihtiva eden bir bilme türünden hareket ederek bunu tanımlamalıyız. İnsanı çektiğimizde geriye anlam kalmıyorsa ki öyledir. İnsan anlamdır ve anlam arayışını yapacak yegâne varlıktır. Anlam üzerinden anlak sahibi oluşunu kavrayarak anılarını hatırladığında ve tazelediğinde kendi anlamını keşfedecek bir özelliğe de sahiptir. İrade sahibi olduğu da tartışılmaz bir gerçekliktir. Elbette ki mutlak bir irade değil, sorumluluğuna müdrik bir iradedir bu… Bilgi de varlığın mükemmel bir şekilde uyumlu ve uyumsuz oluşunu sistematik bir şekilde hayata geçirilmesini, farklı ontolojilerin arasındaki bağı kurarak bu sistemin sorunsuz yürütülmesine zemin oluşturduğu belirginlik kazanıyor. Allah ilim sahibidir. Bilgisi eylemin kendisidir. İşte insan gibi bilgi de hem ilahi boyutu hem de yaratılmış varlığın Yaratıcıya yönelik ilgisini ve kendi aralarındaki bağı sorunsuz bir şekilde sağlayan etkin varlığa bilgi diyebiliriz…

Bu bilgi türünün diğer bilgi türleri ile de bir ilişkisi vardır… O bilgilerin sağlıklı ve sahih bir şekilde varlık sahasına çıkmasına zemin oluşturuyor. İnsanın yanlışa düşmeden yolunu, yolculuğunu ve yolda oluşunu temellendiren bilginin damıtılmasına da kaynaklık ediyor. Yani bilgi türleri birbirlerini besleyen ve tamamlayan özelliklere sahiptir. Karşıtlıkları ise yanlış anlamadan ve asıl bilginin üstünün örtülmesinden beslenir.

Eğer sürekli an be an yaratılıyorsam, bu şu demektir: her an yeni bir tavır alış ve değişimi gerçekleştirme imkânını da beraberinde getiriyor. O zaman bu müthiş değişim süreci içinde hem değişimin niteliğini hem de bu değişimin mihveri olan sabit olanın neliği meselesi ehemmiyet kazanmıyor mu? Tam olarak da bu… Sabit olanı doğru kavramadan değişimin mihverini anlamlandırmak zor oluyor. O yüzden sabit olanın da dayanağı olan ontolojik sabitliği de kavramak elzem hale geliyor. Hem varolan olarak sabit olan, hem de değişim olarak varolanın beslendiği ana kaynak önemli ve çok değerli… Bu şekilde hakikat ile dolayımsız bir bağ kurma imtiyazı kazanabilir. Burada sabitlik açık ve kesin olan Allah’ın varlık açısından hakikatidir. Çünkü teorik olarak zorunlu bir şekilde değişimin durduğu ve sabitliğin olduğu bir nokta esastır. Yoksa herhangi bir şeyi öne sürmek ve onun hakikatinin mutlaklığından bahsetmek imkânsız olacaktır.

Benim payıma hep sorular düşüyor. Başım ağrıyor... Canım çok sıkılıyor...

Hayatın döngüselliği içinde hayat durmadan değişiyor ama bir sabit noktaya bakarak… kabz ve bast hali sürekli değişerek insana umut oluyor. Bilgiye sahip olma arzusunu verene hamdolsun… Hem kalp gözümüzü açık tutmalı ve üstündeki bütün örtüleri kaldırmanın yolunu, yordamını bulmalı, hem de tecrübeye konu edinilecek akıl yürütmeleri ve duyularımız aracılığı ile kazandığımız bilgiyi tutarlı bir şekilde dolayımsız bilginin ateşinde yakmalıyız ki pişmiş aşa su katmamış olalım…

YORUMLAR
  • seyr-i sulûk   13-07-2018 22:22

    Olmamış

  • abdulaziz tantik    13-07-2018 11:03

    sevgili kardeşim Arif hocam, hüsnüşehadetinizin devamını rabbimden dilerim...

  • Arif Arcan   12-07-2018 17:17

    Değerli hocam, sevgili ağabeyim; Yazılarınızın şahsımın düşün dünyasına kattıkları için müteşekkirim. Allah razı olsun.

  • abdulaziz tantik    12-07-2018 15:21

    sevgili mehmet beyhan kardeşim, umarım beklentini karşılayacak istidada sahibimdir. beklentine karşılık vermek isterim. Allah kerim bir kapı aralanırsa o soruya da cevap oluşur... ilgini ayrıca müteşekkirim...

  • abdulaziz tantik    12-07-2018 15:19

    sevgili dostum veysel tepeli... kastı mahsusanı anlıyorum. ancak ışık varlığa yani parçacığa dönüştüğü an varlık oluştan varlığa çıkıyor ve işte bilgi burada devreye giriyor. aynı zamanda varlık en temelde bilgidir. bu metafizik bir ilkedir. tecrübeye konu edinilen her şey bilgi düzeyinde varlık sahasına çıkarılabilir özelliğe haiz oluyor. bu yüzden valıkla dolayımsız bir ilişki hakikat ile yüzleşmeyi beraberinde taşıyor. ama şunu akıldan çıkarmamak koşuluyla... verili olan dışımızda bir olay ama verili olan tecrübemize konu olduğu andan itibaren bilginin nesnesi haline dönüşüyor. bu temel gerçeklik üzerinden yazdıklarımı bir daha değerlendirmeni beklerim... ayrıca yüz yüze konuşmayı ben de çok isterim... inşallah... ayrıca hala senin gibi dostların ki bu yazıdan dolayı bayağı olumlu tepki aldım. hakikat gibi bilgi gibi ve olan biteni derinliğine kavrama gibi bir cehde sahipler. bu umudumu artırdı... selam olsun hakikat ehline...

  • Veysel Tepeli   12-07-2018 12:23

    Aziz Abim; Bu konu yazıyla anlatılacak bir konu değil (hissetmek ve algılamakla alakalı olduğu için) söz, mimik ve görülemeyen bir aktarım şekli ile anlatmak bir nebze daha rahat olur sanıyorum... Kuantum Feksefesi içinde farklı bir felsefe/yorum çıkarmaya çalışıyorsun. Yazdığın/anlatmaya çalıştığın, duyularımızla pek fazla algılayıp tecrübe edeceğimiz şeyler değil. Belki uzun yılların yaşam tecrübesiyle bir nebze olsun kavrar gibi olduğumuz hakikatlerdir.... Yazılanlara katılmakla birlikte, bu bağlamı bilgi üzerine inşa etmene katılmıyorum... (Allahu alem) Mevcut tüm varlıkların tamamı enerjiden oluşuyor. Her varlık/madde enerjinin farklı formuyla/frekansıyla şekil/varlık buluyor... Ve tüm varlıklar gözle görülmeyen bir enerji ağıyla birbirine bağlı, iletişim etkileşim içerisindeler... Mutlak doğruyu Allah bilir; kendi zannımca tüm insanoğlu bir şekilde Levhi Mahfuz (tüm bilgilerin olduğu kaynak) ile görülmeyen bir bağ ile bağlı olduğunu düşünüyorum... Tabii ki bu iletişimin sürekliliği ve bilgiye ulaşma Allah'ın koyduğu bir dizi kural/şartlara bağlı... Bu kural ve şartları ben bilmiyorum; sadece hayvani duygu ve dürtülerimizden uzaklaştıkça Levhi Mahfuza yaklaşacağımızı sanıyorum... Neyse; konuştukça içine batıyor insan. İstanbul'a gelince yüz yüze konuşalım inş.

  • Mehmet Beyhan    12-07-2018 11:28

    Coğrafya bilimi derki; kainatta herşey bir döngü halindedir.. su döngüsü, kaya döngüsü, bitki döngüsü vs. Bu yazının sonunda insan döngüsünden bahsetmeniz, bir sonraki yazınızın konusu; Evren’in döngüsü ile insan döngüsü arasındaki uyumu, ilişkisi hakkında olursa bilginin öznesi durumunda olan insan ile suje olan nesnenin oluşumunda ortaya çıkan bilginin ne olduğuna dair yüzyılların arayışlarına ciddi bir katkı yapmış olursunuz Emeğinize sağlık

Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA