Yazar : 493 Hayyam Celilzade - Goethe ve Kur’an -2
18 Agustos 2018 Cumartesi

Goethe ve Kur’an -2

Hayyam Celilzade

21-05-2018 13:57

Goethe ve Kur’an -2

Kur’an’ın Müslümanların var oluş sebebi, yaşamlarını sürdürmeleri için bilgi kaynağı oluşu keyfiyeti muhakkak Goethe’yi Kur’an okumalarına teşvik eden en önemli amildi. Goethe, Kur’an’dan ilham alarak yazdığı şiirlerinde zımnen Kur’an’ın değerlendirmesi de yapıyordu. Goethe birçok İslam müfessirleri gibi Kur’an’da yer alan cennet[1] sahnelerinin, tasvirlerinin birer mecaz olduğu fikrini kabul ediyordu. Von Hammer’in neşrettirdiği Fundgruben des Orients mecmuasının yüz kabağında yer alan Bakara suresinin (II. 142) “De ki: Şark da Allah’ın Garp da. O, dilediğini doğru yola kılavuzlar” ayeti Goethe Divan’ında şöyle aksini bulmuştur.

                                                  Şark da Allah’ındı!

                                                   Garp da Allah’ın!

                                             Şimal ve Cenup sahası da

                                                O’nun iradesiyle sulhta[2]

K. Mommsen’in değerlendirmesine göre Divan’ın Cennet Kitabı, Saki Kitabı, Sıkıntı Kitabı bölümündeki bütün şiirler Kur’an’dan ilham alınarak yazılan şiirlerdir.

***

Hıristiyanlığın anlattığı cennet inananların dünyevi (şehevi) hislerine hitap etmemektedir. Kur’an’ın anlattığı cennet ise insanların dünyevi hislerine de hitap etmekte ve bu mevzuda onlara vaatte bulunmaktadır. Bunun sebebi Kur’an’ın insanın tabiatına uygun tarzda vazedilmesidir. Goethe bu karşılaştırmaya vakıftı. Goethe’yi Kur’an’ın vazettiği cennet ilgilendiriyordu. Çünkü Kur’an’ın cennet tasvirleri insanın ruhuna hoş gidecek tarzdaydı.  Zira Kur’an indirildiği şekliyle muhafaza edilen ve ilahîliği bozulmayan kelamdır. Kanaatimce Goethe, Kur’an’ın insanlar tarafından değiştiril(e)mediği gerçeğinin farkındaydı.

Geothe’nin, İslam âlimlerinin bazı fetvalarına itiraz ettiğini görebiliyoruz. Örneğin Goethe, cenneti şehitlik sayesinde kazanma (cihad-ı sağir) durumuna pek sıcak bakmıyordu. Bunun sebebi Goethe’nin savaşları sevmemesiydi. Hatta Goethe, Garp’ın bitmek bilmeyen savaşlarından kaçarak Şark’ın sakin ve hazin seması altında dinlenmek istediğini dile getiriyordu.

İslamî bir terim olan cihad-ı ekber -Goethe’nin tabiriyle “hayattayken şehit olma…”- Goethe’ye daha cazip geliyordu. Nefsin kötülüklerinden arınması ve Yaradan’ına kavuşması fikri Goethe şiiriyeti için tükenmez ilham ummanıydı. Nefsin kötülüklerden arınması fikrinin mistik felsefenin ortak unsuru olduğunu unutmamalıyız. Mistik ruhlu Goethe’nin, Kur’an’daki mistik mesajları kabullenmesi makul bir şeydir.

***

Goethe, Nahl (Allah’ın lütuf ve ihsanının bolluğunun işareti ), Bakara (şarabın övülmesi, fayda ve zararların belirtilmesi), Nisa (namaza sarhoş halde yaklaşılmaması emri), Maide (Şeytanın bir oyuncağı olan şarabın bütünüyle yasaklanması) surelerini defalarca mütalaa etmişti. Fakat bu mevzuda ehlisünnet fıkıhçılarından tamamen farklı düşünüyordu. Evvela, son inen ayetin önceki ayetlerin hükümlerini ortadan kaldırdığı fikrini ve şarap içilmesi sonucunda verilen cezaları kabul etmiyordu. Elde ettiği bilgilere göre şarap içme durumunda ceza uygulanmasına Hz. Ali’nin zamanında başlanılmıştır. Bunların yanında tarih boyu Türk ve Fars hükümdarlarının saraylarında şarap içilmiştir. Toplum içinde şarap içme zaten yaygındı. Şark şairlerinin şiirlerinde şarap, meyhane övülüyordu. Goethe, Divan edebiyatında şarap ikram eden “sâki” ismiyle başlayan birçok gazel yazıldığından da haberdardı. Bu mevzuda Goethe, Hafız’ takip ederek şarabı önemsiyor ve şarabın içilmesi şair için zihni gücün tamamının kullanılması anlamına geliyordu.

 Sonuç

Kur’an sadece Goethe’nin manevi gıdası olmakla kalmamış, Goethe’yi Goethe yapan unsur olmuştur. Çoğu şiirinde Goethe adeta Kur’an’la diyalog kuruyor, ilahî kelama karşılık olarak kendi kelamını söylemeye çalışıyordu. Evet, Goethe, insanî kelamın da ilahî kelam karşısında yerine göre muhteşem, yerine göre haşmetli, yerine göre tantanalı, yerine göre fevkalade olduğunu kanıtlamak için şiirlerinde Kur’an’la adeta mücadeleye giriyordu. Ama insanî kelamın ilahî kelamın yanında aciz kaldığını itiraf ediyordu. Goethe için bu itiraf bir yenilgi değildir. Zira Goethe insanî kelamın da ilahî kelamdan pay aldığını kabul ediyordu. Goethe sanatın ve özellikle şiirin ortaya çıkabilmesi için insanî olanın ilahî olanla savaşmasının gerekliliğini ileri sürüyordu. Ona göre en büyük sanat eserleri ve en hazin nağmeler bu mücadelenin sonucudur. İşte Goethe’ye göre büyük sanatçı ve dahi şair bu mücadeleyi sürdüren ama işin sonunda ilahî olanın büyüklüğünü ve üstünlüğünü itiraf eden kimsedir.

Kaynakça

  1. Abdulla Şaik, Seçilmiş eserleri, (II. cilt), Avrasya Pres yay, Bakü 2005.
  2. Atilla Arkan, İbn Meymun Felsefesinde Tanrı, Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı: 17, Sakarya 2008, s. 195-202.
  3. Karl Pearson, Maimonides ve Spinoza, Mind, vol: 8, no: 31, Oxford 1883, pp. 338-353.
  4. Katharina Mommsen, Goethe ve İslam, ter. Senail Özkan, Ötüken Yay, İstanbul 2012.
  5. Mehmet Dağ, Farabi’nin İki Yapıtı, On Dokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Dergisi, sayı: 14-15, Samsun 2003, s. 17-87.
  6. Senail Özkan, Aşk ve Akıl: Doğu ve Batı, Ötüken Yay, İstanbul 2006.
  7. Rabbi Marc D. Angel, Maimonides, Spinoza and Us, Jewish Lihgts Publishing, Woodstock 2009.

 


[1]Goethe, Kur’an’da geçen cennetle ilgili ayetlerle ilgilenmesinin yanında cehennemle ilgili ayetler hakkında yorum, iktibas yapmamıştır. Bunun sebebi gibi cennetle ilgili ayetlerin Goethe’nin şair ruhuna daha doğrusu Goethe’nin nevi şahsına münhasır hususiyetleri dolayısıyladır.
[2]Bu şiar, yalnız Goethe tarafından dile getirilmemiştir. XX yüzyıl Şarklı şairi Abdulla Şaik şöyle diyor:  Hepimiz bir yuva perverdesiyiz! Hepimiz bir güneşin zerresiyiz! Ayırmaz bizleri İncil, Kur’an, Ayırmaz bizleri serhadd-i şehan! Ayırmaz bizleri haşmetli cibal, Ayırmaz Şark, Cenup, Garp, Şimal! Abdulla Şaik, Seçilmiş eserleri, (II. cilt), Avrasya pres yay, Bakü 2005, s. 29

 

 

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları