Yazar : 227 Musa Şimşekçakan - Şehirde Kötü Haberi Yayanlar
21 Agustos 2018 Salı

Şehirde Kötü Haberi Yayanlar

Musa Şimşekçakan

18-05-2018 14:12

Şehirde Kötü Haberi Yayanlar

Gelenek, toplumu birbirine bağlayan ön kabulleri yansıtır. Fakat bu ön kabuller bir zaman sonra çıkar ilişkilerini de bir araya toplar ve bunları besleyen yapıyı savunmaya geçer. Dolayısıyla ara sıra revize edilmesi bir ihtiyaç hâlini alır.

Sahte dinler, bu yapıyı bir bütün hâlinde korumaya çalışır. Gerçek din ise, imanlarına zulüm karıştırmayanlar eliyle doğru-yanlış ölçüsüyle haksızlığa konu olan taraflarını düzeltmeyi amaçlar.

İnsanlar arasındaki kardeşlik bağını zedelemeden, insanların tarihin yüklerinden ve geleneğin dayattığı çıkar ilişkilerinden kurtulmalarını sağlamak bir yükümlülüktür. Bu anlamda Medine’de aile bağlarını korumak, komşuluk ilişkilerini düzenlemek ve farklı milletler arasında barış tesis etmek için tek gerçek din vurgusuyla sağlam bir toplum inşa etmeye çalışan Peygamber (sav)’i hatırlamak gerekir. Ahzab suresi, örnek bir toplum oluşturmaya çalışan Nebinin toplum içinde karşılaştığı zorlukları ve bu zorluklara getirdiği çözüm yollarını başlıklar hâlinde dile getirerek ona destek verilmesini konu edinir.[1]

Surenin ayetlerinden biri şu şekildedir:

“Kalplerinde hastalık bulunan ikiyüzlüler, şehirde kötü haberler yayıp huzursuzluk çıkarmaktan vazgeçmezlerse, elbette seni onlarla mücadeleye davet ederiz de ardından seninle daha fazla komşuluk yapamazlar.”(33/60)

Şehirde Müslümanları bekleyen tehlikelerden biri de insanları korkutan, toplumsal barışı zedeleyen, ahlaki yoksunluğu artıran ve güvenliği sarsan haberlerin yayılmasıdır. Dedikoduyla yayılan bu haberlerin bazısı bizzat Nebi (sav)’nin aile hayatıyla ilgilidir.

Toplumu ilgilendiren bu ağır sosyal konuların bir kısmı başka surelerde de işlenmiş ama burada Peygamber (sav)’e destek verilmesi gereken önemli meseleler bağlamında özellikle ayrıntısına girilmeden sadece başlık olarak bir araya getirilmiştir. Bu meseleler, doğru anlaşılıp çözümlenmediği takdirde toplumda ağır sonuçlar doğurabilecek netameli konulardır. Dolayısıyla siyasi, sosyal ve ekonomik anlamda Peygamber (sav)’in vahyin rehberliğinde çözmeye çalıştığı meselelerde ona yardım etmek, destek vermek ve onun adını hayırla anmak önemli bir sorumluluktur.[2] Ayetten çıkarılan anlam çerçevesinde yaşadığı dönemde sosyal sorunlara çözüm arayışı içinde nasıl Rasulullah (sav)’a destek verilmesi gerekiyorduysa bugün de aynı şekilde toplumsal barış ve huzur adına bu sorunlarla boğuşan insanlara yardım edilmelidir. [3]

Şehirde kötü haberi yayanlar, film, medya ve eğlence sektörü marifetiyle insanların sağlıklı bir toplum oluşturmasına imkân vermemektedirler. Dolayısıyla onlardan uzaklaşarak kişisel ve toplumsal barışı hâkim kılmak bir zarurettir. Çarpık ilişkiler, şiddete, kabalığa ve züppeliğe yönlendiren pek çok hikâye, kurgu ve senaryoların insanı ve toplumu nasıl etkilediğini anlamak için günlük hayatı izlemek yeter. Suç oranları ve suç çeşitliliği bu konuda yeterince fikir verir.

Bir ayette cennette müminlerin hâli tarif edilirken( لَا يَسْمَعُونَ فٖيهَا لَغْوًا وَلَا تَاْثٖيمًا) “Orada ne boş konuşmalar duyacaklar, ne de günaha yönelten bir çağrı.”denilir. [4] Buna göre dünyadayken insanı günaha yönelten çağrılar, kişinin iç barış ve sükûnetini bozan rahatsız edici bir yapı arz eder. O hâlde şehirde kötü haberleri yayanların sebep olduğu faturaları yine onların gözüne sokmak ve durmalarını sağlamak önemli bir sorunluluktur. Bütün sosyal bilimcilerin bu sorunları çözüm yollarıyla birlikte deşifre etmesi bir ihtiyaç hükmündedir.

Dipnotlar:

  1. Salavat getirmenin anlamı budur.
  2. Ahzab suresinin indirildiği aşama, Mevdudî’nin de belirttiği gibi bütün İslâm düşmanlarının müslümanların başarısını kıskandıkları bir dönemdir. Münafıklar buna gölge düşürmeyi planlayarak Peygamber (sav)’in başarısızlığa uğraması için ona iftira atıp gözden düşürmeye çalışmaktadırlar. Fakat sonunda elbette rezil olacakları belirtilmektedir. (Mevdudî, Tefhîmu’l-Kur’an, c. 4, s. 401.).
  3. Buna göre “Allahumme salli alâ Muhammed ve alâ âli Muhammed…” demek, kısaca “Ey Allahım! Sen Muhammed’in ve onun âlinin şan ve şerefini yükselt…” anlamında “Ey Allahım! İhtiyaç içinde dertli, sıkıntılı veya mücadele içinde nerede bir mümin varsa, sen onlara yardım et, onların senin dinini yaşama ve yaşatma hususunda başarılı olmasını sağla, toplumda inşa etmeye çalıştıkları her konuda onlara destek ver, rahmet et…” şeklinde bütünüyle ümmete maddi-manevi destek talep etmektir. Burada konu, elçinin şan ve şerefiyle, ümmetinin şan ve şerefinin benzerliği üzerinde ilerler. [“Ahzab Suresi Bağlamında Salavât Getirmenin Anlamı” www.ictihad.com, (M. Şimşekçakan)]
  4. Vakıa suresi, 25. ayet.

YORUMLAR
  • Mustafa Öner   18-05-2018 15:17

    Verili dünyaya dair ekonomik felaket tellallığı ve daha bir çok efsane propagandaları da aynı kapsamda düşünülebilir mi? Eyvah USD dörtbuçuk lira olmuş!

Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA