Yazar : 493 Hayyam Celilzade - Goethe ve Kur’an -1
17 Temmuz 2018 Salı

Goethe ve Kur’an -1

Hayyam Celilzade

17-05-2018 16:06

Goethe ve Kur’an -1

Goethe tabiatı gereği ilahî olan her şeyi merak ediyordu. Belki de bu merakı Kur’an’la irtibatına vesile olmuştur. Ancak hocası ve arkadaşı olan Herder, Goethe’nin Kur’an’la irtibatının tayin edici sebebidir. Herder, Goethe’yle her buluşmasında Kur’an’ın dil abidesi olduğunu ifade ediyor, mucizevî, büyüleyici üslubu hakkında fikirler ileri sürüyordu. Goethe, Herder’in de teşviki ve kendi merakı üzerine Kur’an’la tanışmaya karar veriyor. Goethe Arapça bilmiyordu. Katharine Mommsen, Goethe’nin, George Sale’nin İngilizce ve Maracci’nin Latince Kur’an tercümelerini mütalaa ettiğini ve faydalandığını ileri sürüyor. Goethe, Kur’an’ı okudukça bu kitapta kelama dökülen ilahî mesajlarla kendi görüşlerinde benzerliklerin olduğunu keşfediyor, sözünü ettiğimiz hâl Goethe’yi adeta büyülüyordu. Bu sebeple Goethe Kur’an’dan ayrılamıyor, ayrıldığı zaman da yine Kur’an’dan ilham alarak şiirler kaleme alıyordu. Adeta Kur’an Goethe’yi çepeçevre kuşatmıştı. Bunun en bariz kanıtını Şark ruhlu Batılı şairin dilinden duyalım: “İslam’da yaşıyor ve ölüyoruz hepimiz.” (Şark Garp Divan’ı, Hikmetler kitabı)

Goethe İncil uzmanıydı. Katharina Mommsen’in tespitine göre 50 yıl İncil üzerinde çalışmıştır. Hıristiyanlık özü itibariyle öteki dünyayı mutlaklaştırmak suretiyle var olmuştur.  Öteki dünyayı mutlaklaştırmak, Hıristiyanlığın üzerinde temellendiği ilkedir. Kutsal Kitap’ın öteki dünya vurgusu ağır basmakta ve Hıristiyanlık için tayin edici olmaktadır. Bu sebeple ilk Hıristiyanlar “terk-i dünya” görüşünü benimseyerek bu görüş üzerinde hayatlarını ikame ettirmişlerdi. Manastır hayatının ortaya çıkışı sözünü ettiğimiz öteki dünya algısıyla doğrudan irtibatlıdır. “Terk-i dünyalık” Kur’an’ın ruhuna yabancı unsurdur. Kur’an hem bu dünyaya hem de öteki dünyaya önem vermektedir. Zira cenneti kazanmanın yolu bu dünyadan geçmektedir. Dolayısıyla bu dünyanın ihmal edilmesi Kur’an tarafından desteklenen durum değildir. Kur’an-i Kerim’in bu mahiyeti Goethe’yi kendisine cezp etmiştir. Kur’an, davetine icabet edenleri dünyayı ihya etmeye, daha güzel bir yaşam, daha güzel bir dünya inşa etmeye çağırıyor. Kur’an okumaları sebebiyledir ki, Goethe Şark cemiyetini araştırmaya yönelmiş, Şark edebiyatını derinlemesine tetkik etmiş, Müslümanların hayat tarzıyla ilgilenmiştir. Dolayısıyla Kur’an Goethe için hem feyiz kaynağı hem de Şark klasikleriyle tanışma vesilesi olmuştur.

Kur’an ve dolayısıyla İslam dini Goethe’yi o kadar büyülemiştir ki Kadir Gecesi’nin mahiyetini idrak etmek için o mübarek gecede uyumamıştır. Demek ki İsra suresi batılı şairin gönlünü çalmış ve Goethe, Kadir Gecesi’nin her anının ilahî bereketini fehmetmeye çalışmıştır. Şairin yaptığı sadece Kur’an’a âşık olan kalplerin yapacağı bir iştir.

Kur’an’la ilgili görüşlerini dile getirirken, dostu Jakop von Willemer’e 22 Aralık 1820 tarihli mektubunda yazdığı “ …eninde sonunda İslam’a inanmak mecburiyetinde kalacağız” ibaresine değinmemiz gerekir.

***

Goethe’nin Kur’an’a dair alakasını hocası ve arkadaşı Herder’e yazdığı mektuplarında da görebiliyoruz. 1772 yılında Herder’e yazdığı mektubunda Goethe şöyle diyor: Musa’nın Kur’an’da dua ettiği gibi dua etmek istiyorum: Tanrım, göğsüme ferahlık ver.

1771, 1772 arasında kaleme aldı Götz isimli eserinde, Götz kardeşi Martin’e “Tanrı göğsünü ferahlatacaktır” diyor. Çok ilginçtir ki 1772 yıl tarihli Herder’in cevap mektubunda da şu mısralar geçmektedir: …Tanrı göğsüne ferahlık versin. Buradan üç netice hâsıl oluyor.

1. Goethe ve Herder mektuplaşmalarında Kur’an’ın diliyle konuşmayı adet edinmişlerdir. (Ki, bu tarzda mektuplaşmalar çoktur.)

2. Goethe, Kur’an’daki ifadeleri eserlerinde kullanmıştır.

3. Goethe’nin Herder’den yardım alma arzusudur. Çünkü ayetlerde bahsedilen yerlerde Musa Tanrı’dan Harun’u yardımcı olarak istiyor. Herder, Kur’an uzmanı olduğu için Goethe’nin imasının ne olduğunu gayet güzel şekilde biliyordu. Goethe arzuladığı yardımcıyı buldu. Çünkü Herder O’nun isteğine müspet cevap verdi, fakat bu bir arada çalışma çok uzun sürmedi. Götz eserinde bir diğer önemli nokta şudur: Martin, “Şarap içmeme müsaade yok” beyanında bulunuyor. Bu, Goethe’nin Nahl, Bakara, Nisa, Maide sürelerinde şarapla ilgili ayetleri o sıralarda incelediğinin bariz sonucudur. Fakat Goethe’nin Kur’an’daki şarapla ilgili yasaklarla barışık olmadığını söylemeliyiz.[1]

***

Goethe’nin Kur’an’ı iyi bildiğini döneminde neşredilen Kur’an tercümeleri hakkında gazetelerde yazdığı yorumlardan öğreniyoruz. Örneğin Geothe, Magerlin’in Kur’an tercümesini “baştan savma” adlandırmıştır.

Goethe eserlerinde sık sık Kur’an’dan alıntılar yapıyordu. K. Mommsen’e göre Goethe’nin alıntılar yaptığı Kur’an sureleri şunlardır: Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, Mâide, En’âm, Yûnus, Ra’d, İsra, Tâhâ ve Ankebût. Goethe bu surelerinden kendi edebi maksadı için seçmeler kullanmıştır. “Goethe’nin Kur’an’ın son dörtte üçünü ihtiva eden bölümlerinden seçmeler yapıp yapmadığı tespit edilemiyor.”[2] Goethe’nin Şark Garp Divan’ında Kur’an’dan iktibaslar daha çoktur. İktibaslarının çoğu da Hıristiyanlıkla bağdaşmıyor. Örneğin Bakara suresinde yer alan “Bizim kendilerine verdiğimiz dindar kişiler Allah rızası için fakirlere sadaka dağıtıyorlar” ayeti “İnsan yalnızca İsa’nın hayırlı işlerini bilmeye ve onun merhametine nail olmaya gayret etmelidir” teziyle çelişiyor. Fakat Goethe için bu ehemmiyetli değildir.

Goethe, kendi düşünce yapısına uygun olan fikirleri temel Hıristiyanlık doktrini aleyhine olsa da eserlerinde yer veriyordu. Bu Goethe’nin kendi has cihetidir. Kur’an’ın ısrarla üzerinde durduğu tevhit inancı Goethe’yi çok etkilemiştir. Goethe, Hıristiyan kültürü içerisinde yetişmesine rağmen, teslisi kabul etmiyordu. Doktora tezinde savunduğu üzere Hıristiyanlık Hz. İsa (a.s) tarafından kurulmamıştır. Hıristiyanlığı kilise babaları kurmuşlardır. Hz. İsa (a.s) tıpkı Hz. Muhammed (s.a.v) gibi tevhit inancındaydı. 29. sure 46. ayet Goethe’nin ilham kaynağı olmuştur dersek yanılmayız. Aslında Goethe’nin tevhit inancından etkilenmesinde Spinoza’nın görüşlerinin tayin edici yeri vardır. Spinoza’nın, Endülüslü Yahudi filozof olan Maymonides’i (Musa ibn Meymun) okuduğu araştırmacılar tarafından savunulmaktadır.[3] Endülüslü Maymonides’in Farabi ve İbn Sina’nın yorumcusu olduğu gerçektir.[4] Bu gerçeği göz önünde bulundurmuş olursak Spinoza’nın tevhit inancını rasyonel şekilde savunmasında dolaylı olarak Farabi ve İbn Sina’nın etkisinin olduğunu söyleyebiliriz.

Devamı var...



[1] Geniş bilgi için bkz. Katharina Mommsen, Goethe ve İslam, ter. Senail Özkan, Ötüken Yay, İstanbul 2013.

[2]Katharina Mommsen, Goethe ve İslam, ter. Senail Özkan, Ötüken Yay, İstanbul 2013, s. 27

[3]Geniş bilgi için bkz: Rabbi Marc D. Angel, Maimonides, Spinoza and Us, Jewish Lihgts Publishing, Woodstock 2009 ; Karl Pearson, Maimonides ve Spinoza, Mind, vol: 8, no: 31, Oxford 1883, pp. 338-353.

[4]Geniş bilgi için bkz: Atilla Arkan, İbn Meymun Felsefesinde Tanrı, Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı: 17, Sakarya 2008, s. 195-202 ; Mehmet Dağ, Farabi’nin İki Yapıtı, On Dokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Dergisi, sayı: 14-15, Samsun 2003, s. 17-87.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları