Yazar : 382 Veysel Tepeli - Sloganlarımız Siyonizm’in Arz-ı Mev’ud Yürüyüşünü Durdurur mu?
26 Mayis 2018 Cumartesi

Sloganlarımız Siyonizm’in Arz-ı Mev’ud Yürüyüşünü Durdurur mu?

Veysel Tepeli

15-05-2018 17:29

Sloganlarımız Siyonizm’in Arz-ı Mev’ud Yürüyüşünü Durdurur mu?

1897 yılında İsviçre’nin Basel şehrinde Theodore Herzl’in başkanlığında toplanan Birinci Siyonist Kongresi'nde alınan kararlarda; 50 yıl içinde Filistin topraklarında bir İsrail Devleti’nin,  100 yıl içerisinde de Nil'den Fırat'a kadar 'Büyük İsrail' Devleti’nin kurulması hedefi vardı.

1 yıllık gecikmeyle 1948 yılında Filistin’de İsrail Devleti kuruldu. Fakat 1997’ye gelindiğinde hedeflenen Büyük İsrail’den eser yoktu. Mevcut siyasi ve jeopolitik yapının Büyük İsrail’in kurulmasına izin vermeyeceği ortadaydı.

Büyük İsrail’in kurulması, dünyadaki egemen güçlerin ve Ortadoğu’daki Müslüman ülkelerin ekonomik kriz yaşamasından ve birbirleriyle çatışmasından geçiyordu.

             Tesadüf mü yoksa planlı bir organizasyon muydu bilinmez  2011’de ABD’de birkaç uçak New York'taki İkiz Kulelere ve Pentagon'a çakılırken kulelerle beraber dünyadaki istikrar da sarsılmaya başladı.

11 Eylül saldırılarını bahane eden ABD, İngiltere ve diğer Batılı güçler önce Afganistan’a ardından Irak’a girdiler. Irak dağılırken Ortadoğu’da etnik ve mezhebi çatışmanın fitili de ateşlendi. Arap baharı adı altında Arap ülkeleri kaosa sürüklendi.

ABD’nin bilinçli şekilde (İran için) boşalttığı yerlere İran yerleşti.

Bir yanda İran’ın milli ve mezhepçi emperyalist hülyaları, diğer yanda IŞİD ve El Kaide gibi fanatik guruplar ve Suudi Ailesinin ihtirasları, ümmeti kendi içinde çatışmaya itti.

Mezhebi çatışmaların yanında milli/etnik çatışmalar, ekonomik savaşlar, iktidar hesaplaşmaları Ortadoğu’yu kan gölüne çevirdi.

2018’e geldiğimizde, Fas’tan Endonezya’ya kadar, Büyük İsrail’e itiraz edebilecek, bu projeye savaş açabilecek Müslüman ülkelerin büyük çoğunluğu bir diğeriyle kavgalıydı.Müslüman Halklar ise Milli Hesaplarını Ümmetin Hesaplarından üstün tutuyorlardı.

Sonuç olarak bugün Büyük İsrail’e karşı çıkacak/direnecek kimse kalmadı.

Öyle sanıyorum ki İsrail 2018 ile beraber Arz-ı Mev’ud/Büyük İsrail için fiili adımlar atmaya başladı.

Kudüs’ün başkent ilan edilmesi, ABD’nin elçiliğini buraya taşıma kararı, İsrail’in sık sık Suriye içindeki hedeflere saldırı gerçekleştirmesi, Doğu Kudüs’te yerleşim yerlerini çoğaltmaya başlaması, Filistinlilere yönelik şiddetin dozunu artırması bu girişimin küçük adımlarıdır.

Dünya ne kadar çok yanarsa Büyük İsrail’in kuruluşu o kadar kolaylaşır. Bu yüzden daha sıcak günlere hazır olmalıyız. Ortadoğu dışında da büyük çatışmalar/savaşlar uzak bir ihtimal değil.

Yahudiler, uzun vadeli plan ve programlarla organize olmuş halde yürürken biz Müslümanlar ne yapıyoruz?

Bol bol slogan atıyor, İsrail ve ABD bayrakları yakıyoruz. Meydanlarda ateşli konuşmalar yapıyoruz.

Adamlar elli yılda Müslümanların kalbinde bir devlet kurup 120 yılda Büyük İsrail’i kurma aşamasına geldiler. Biz ise bu sürede koskoca bir imparatorluğu batırıp İslam Ümmetini parça parça ettik. Bu da yetmezmiş gibi rahatlıkla birbirimizin canına, malına, ırzına tecavüz eder hale geldik.

İsrail’in bu şımarıklığı kendi gücünden değil bizim dağınıklığımızdan ve takatsizliğimizden kaynaklanıyor.

Uzaktaki kardeşimize ağlıyor ama yanımızdaki kardeşimize kılıç sallıyoruz.

Bu zilleti, kendi ellerimizle hak ettik. Bizler kendimizi değiştirmedikçe yazgımız da değişmeyecektir.

Öyle çarşaf çarşaf boykot listeleri paylaşmakla bir yere varamayız. Az ve öz kalemler ortaya koyarak boykot yapılabilir belki ama asıl darbe, her İsrail malı karşısına Müslümanların kendi ürettiği bir mal koyduğumuz zaman vurulabilir.

Bizler Yahudi gibi yaşarken İsrail’i yok etsek ne yazar. Siyasetten ticarete, itikattan ahlaka kadar Allah’ın Yahudiler nezdinde kınadığı ne kadar hal ve hareket varsa bugün biz yapıyoruz.

Meydanlarda “Kahrolsun İsrail” diye bağırırken, yanı başımızdaki Müslüman kardeşimizle küs/kavgalı isek İsrail kahrolur mu hiç?

Barışçıl yollarla Filistin sorunun çözümü bir hayal ve oyalamacadır.

Siyonizm’le mücadelede Hristiyanların desteğini almak lazım.

İsrail sıkıştığı yerde Hristiyanların desteğini çok güzel kullanıyor ama aslına bakarsanız Hristiyanlık da Siyonizm’den darbe alıyor.

ABD Elçiliği açılmadan 1 gün önce Endonezya’da üç ayrı Kilisenin birkaç Müslüman eylemci tarafından bombalanması bence tesadüf değil.

Kendinizi Hristiyanların yerine koyun; İsrail’in dün yaptığı Müslüman katliamı karşısında ne kadar tepki verirdiniz?

Hala Mehdiyi, Selahaddin’i bekleyenlerimiz var. Eğer Selahaddin birini bekliyor olsaydı Selahaddin olur muydu?

Ne yapmalı diye başlarsak sayfalar yetmez; ama kısaca birkaç şeyi özetlemek gerek:

Önce Müslüman gibi olmak/yaşamak, namluyu Müslümandan zalime/ kâfire çevirmek, aklımızı kullanmak zorundayız.

Milliyetçilik illetinden kurtulup ümmetin maslahatını her türlü milli çıkarların üstünde tutmak ve aramızdaki suni sınırları yıkmak zorundayız.

Organize olmak zorundayız; organize olursak ümmet oluruz. Siyonistler bugünkü güçlerini organize olmalarına borçlular.

Ve unutmamalıyız ki hiçbir ideoloji Siyonizm’den daha sinsi ve daha tehlikeli değildir.

YORUMLAR
  • bünyamin doğruer   15-05-2018 23:51

    Veysel hocam yüreğine sağlık çok güzel bir yazı harika tesbit.Selam ve dualarımla

Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA