Yazar : 514 Ömer Ömeri - ÜMMET - Birlikte, Kardeşçe ve İnsanca Yaşam
26 Mayis 2018 Cumartesi

ÜMMET - Birlikte, Kardeşçe ve İnsanca Yaşam

Ömer Ömeri

15-05-2018 09:00

ÜMMET -   Birlikte, Kardeşçe ve İnsanca Yaşam

İnsanoğlu birlikte yaşamak zorundamı?

Sosyal bir çevre olmaksızın insan’ca yaşam imkanı varmı?

Vahyin muhatabı bir toplum mu?, birey mi?..

Muhterem okur! 

Bu soruları çoğaltabiliriz. Esas itibariyle, aradığımız şey, birlikte insanca yaşamın temel ilkeleri ve kodları…

Öncelikle bir kaç tespitten sonra, meramımızı, vahiy eksenli bir perspektiften anlamaya gayret edeceğiz.

1. İnsan sosyal bir varlıktır. Bu nedenle insan sosyal bir çevre olmadan “insan” kalamaz; yaşayabilir, bireysel varlığını sürdürebilir ancak “insan olamaz-kalamaz”.Yapılan sosyolojik araştırmalarla bunun böyle olduğu görülmüştür. İnsan beşer doğar, insan olur. Erasmus “İnsan doğulmaz, insan olunur” derken galiba bunu kastediyordu.

2. Toplumun kalitesi onu oluşturan bireylerin kalitesidir. Bir parça, ait olduğu bütünün bütün özelliklerini taşır, bir damlanın, ait olduğu deryanın bütün özelliklerini taşıdığı gibi. Bunun için Kur-an “Siz kendi benliklerinizde olanı değiştirmedikçe Allah da sizi değiştirmez` derken, sosyolojik bir yasayı bize hatırlatmaktadır. Yani, “eğer iyi bir toplum meydana getirmek istiyorsanız, o zaman o toplumu oluşturan bireyler olarak önce siz kendiniz iyi olun” demiş olmaktadır.

3. Allah yaşama her an  müdahildir. Bunun tersini söyleyenlere, Kur’an müşrik diyor.  Bir Müslüman Allah’ın müdahil olmadığı bir hayat alanı olduğunu tasavvur dahi edemez.

4. Din, müntesibini inşaa ile birlikte, kendi toplumunu oluşturmak ister. Zira hiçbir din vicdana mahkûm olmak istemez. Hele insanlıkla yaşıt hak dinin adı olan İslam’ın bir toplum talebinin olmaması asla düşünülemez. İslam’ın tüm peygamberlerinin ilk ve tek işi tebliğ-davettir. Davetin de sosyal amacı ortak iyinin hakim olduğu bir toplumu oluşturmaktır.

“Oku, kalk, uyar” gibi, Kur’an vahyinin ilk anlarda kullandığı şahsi hitap bile toplum oluşturma amacına hizmet eder. Model-örneği inşa etmeden, toplum nasıl inşa edilir? Elbet önce model inşa edilecektir.

İlk indirilen surenin beş ayeti “doğru anlamayı inşa” içindir. Bilgiyi elde etme, üretme ve iletme problemini dile getirir. Bu durumda ilk inen ayetler, insanın epistemolojik sorununu çözen ayetler olmuş oluyor.

Duha suresi “Yalnız değilsin” mesajıdır. “Sırtını öyle bir güce dayadın ki, dünya âlem gelse seni alt edemez” mesajıdır.

Kur’an bu model şahsiyet inşasının ardından, asli hitabına döner. O hitap şudur: Ya eyyühellezine âmenû! 

Bu hitap Kur’an’da yaklaşık 100 yerde gelir.

Bunun açılımı manaya şöyle yansır: Siz ey iman edenler ailesi!..

Bizi toplum olarak, bir sosyal organizma olarak muhatap almaktadır. Efendimizin `Müminler bir bedenin azaları gibidirler` demesi bunu ifade eder. Bizler, topyekûn bir beden gibiyiz. Daha doğrusu olmalıyız.

Peki, Peygamber Efendimizin tarifine uygun bir toplumsal yapı oluşturabildik mi?..

Cevabımız evet ise, lafı uzatmaya gerek yok.

Hayır ise, ki ben de hayır diyenlerdenim; o zaman bunu neden yapamadık?..  Atalarımız, bizden öncekiler bunu neden başaramadı?.. gibi sorumluluğu ardımızda bırakan mazeretlere sığınmaksızın, hemen şimdi ne yapabiliriz? diye kendimize dönmeli, temel ilkelerimizi belirlemeli ve bu yeni durumun pratiği için bir birey olarak üzerimize düşeni yapmaya koyulmalıyız.

Çünkü, vahiy ilk muhataplarına seslendiği gibi bize de seslenmektedir. Ter u taze, pir u pak bir halde, O na kulak kabartmamızı beklemektedir.

Beşer topluluğunun “insan toplumu”na dönüşmesinin temel ilkelerini, bir toplumu oluşturacak olan bireyin nasıl olması gerektiğini yani örnek şahsiyeti, bize vahiy, sünnet ve yüzlerce yıllık medeniyet tecrübesi çok açık ve yalın bir şekilde ortaya koymaktadır. Bizi bekleyen değim yerinde ise, “”Amerika’yı yeniden keşfetmek” değil, “Kaşif”in nimetlerinden, O nun istediği gibi istifade etmektir.

Açıklamalarımızın “olan” değil “olması gerekenler” sadedince anlaşılması gerekmektedir. 

Vahyin ve onun evrensel gerçekliği olan akıl zaviyesinden bir kaç  misal ile bir kaç kavramın altını doldurmaya çalışalım. Hakkını vermeye gayret ederek inşaallah.

-Ferdin İrade Özgürlüğü

Fert(birey) vahiy ile birlikte direk muhatap alınmış ve eşrefi mahlukat olarak nitelendirilmiştir. Her bireyin fıtratı İslam üzeredir. Kimini ailesi yada yaşadığı toplumsal çevre bu fıtrattan uzaklaşmasına sebebiyet verir. Lakin, bu böyle olsa bile ona tanınan irade yok edilemez, doğruyu ve hakikatı arayışı sonlandırılamaz. Bu nedenle, hiç bir insandan son ana kadar umut kesilmemeli, o nun yaptığı hatalar, günahlar nedeniyle onun zatı değil   efa’li  hedef alınmalıdır. Bu hedef alma vaaz, nasihat, iyiliği tebliğ,  kötülüğü men şeklinde olmalıdır. Zor ve şiddetle değil. Tıpkı vahyin emrettiği gibi: “Sen onlar üzerinde musaytır(zor kullanan, satır sallayıcı) değilsin”,“Dileyen bir delille inansın, dileyen bir delille red etsin.”“Mü’minler sözün tamamını dinler, en iyisine uyarlar.”

Dine girerken zorlama,

Dine girdikten sonra da zorlama ve

Dinden çıkmak isteyen için de zorlama yoktur.

-Ailenin Korunması

Bizi dünyaya getiren, binbir türlü zahmetlerle, yemiyen, yediren, giymeyen giydiren ebeveynlerimizle ilişkilerimizde, onların bize bakışlarını hatırda tutmak, yanımızda yaşlandıklarında, onların bizim çocukluğumuzda bize davrandıkları gibi davranmak, “of bile dememek”, “Allah’a şükr etme” emri gibi onlara teşekkürü farz bilmek. Bunu bir minnet olarak değil bir emri ilahi olarak telakki edip uygulamak. Eşimizle armızdaki farkın, bir çift ayakkabının farklılığı ötesinde, üstünlük, efdaliyet gibi yanlış yorumlara sapmadan, Güzel bir örnek ve model olarak tanıtılan Peygamber Efendimiz-Hatice evlilik anlayışını, fedekarlığını ve sadakatini  hayatımıza hakim kılmak, kız çocuklarımızla erkek çocuklarımız arasında eşit fırsatlar yaratmakta, cinsiyetinden ötürü birini ötekine tercih etmemek, mal-mülk paylaşımını, bahse konu edinimin kazanılmasında,  emekte eşitlik durumu varsa, onlar arsında eşit paylaşmak. Kardeşler arasında muhtemel nizaların üstesinden gelebilmek için, adaletten daha üst bir değer olan merhamete müracaat etmek. 

-Komşuluk (Yakın Çevre ile İlişkiler)

“Komşu hakkı bana o kadar emredildi ki, komşu komşuya varis yapılacak sandım”, “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” nebevi emirlerini hatırdan çıkarmamak, bu manada “her koyun kendi bacağından asılır” sığ ve dar anlayışını terketmek. “Evinde aç iken kılıcını eline almayanın imanından şüphe ederim” diyen Ebu Zer Ğifari’nin dikkat çektiği tehlikeyi, özellikle mülk sahiplerinin hatırdan çıkarmaması lazım. Verirken, Allah’ın nimetlerini kullarına bahşettiği kerem sıfatının birer tecelligahı olma şerefini hatırda tutarak vermek. Diğer bir ifade ile Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak.

-Devlet-Güvenlik (Savunma-Saldırı-Savaş, Barış)

Mekke dönemi boyunca müslümanlara savaşmaları için izin verilmiyor. Müşriklerin onca baskılarına, işkencelerine rağmen, eline kılıç alıp savaşmak isteyenlere izin verilmediğini görüyoruz. Bütün Mekke dönemi olan onüç yıl boyunca, mücadele tamamen silahsız bir şekilde devam ediyor. Onüç yıllık dönemden sonra Müslümanlar Mekke’den Medine’ye göç ediyor. Medine’deki ilk yıllarında, mescit kuruluyor, kardeşlik ilan ediliyor, insanlar bir arada yaşamaya başlıyorlar. Medine’ye gelirken, mallarını, evlerini, eşyalarını Mekke’de bırakıyorlar ve müşrikler, Müslümanların bu eşyalarına el koyuyor. Hiç birinde para yok, eşya yok, hiçbir şey yok. Mekke’den yola çıkıp başka yerlere giden müşriklerin kervanlarını basalım, bize ait olan eşyalarımızı geri alalım, bizim mallarımızı götürüp satıyor, zimmetlerine geçiriyorlar; bunlarla savaşmak gerektiğini, savaşılmadığı takdirde bunların bu işten vazgeçmeyeceğini söylemeye başlıyorlar. Israrlı savaş taleplerine, bir müddet izin verilmiyor.

Savaşa izin yok, salâta ve zekâta devam edin, yani, destekleşmeyi, dayanışmayı, ihtiyaçtan fazlasını vererek, arınmaya devam edin deniliyor. Onlar (Müslümanlar) savaşalım diyor ama savaşa izin yok denen ayet geliyor. 

Bir savaş kim için, kimin uğruna ve kime karşı yapılacak? 

“Size ne oluyor da Allah yolunda, yani, o ezilen erkekler, kadınlar, yavrular uğrunda savaşmıyorsunuz! Baksanıza! Ey bizim Rabbimiz, halkı zalim olan bu memleketten kurtar, bize bir yiğit gönder diye yalvarıp duruyorlar.”

Gördüğümüz gibi bu ayette, ezilen erkekler, kadınlar ve yavrular uğrunda niçin savaşmıyorsunuz diyor. Demek ki savaş kimin uğrunda, kimin için olacakmış: ezilenler, kadınlar ve çocuklar ve Rabbimiz bizi bu zalimlerden kurtar diyerek bir kurtarıcı arayanlar için. Onlar için savaşılması gerektiği söyleniyor. Burada kast edilenler Mekkelilerdir. 

İslamilik iddiasındaki bir yönetim, durduk yere bir yere fetih ve işgal hareketi düzenleyemez. Ezilen erkekler, kadınlar, yavrular, çocukların, bizi bu zalimden kurtar diye yalvarması, imdat çağrısında bulunması ve sizi çağırması lazım. Böyle bir çağrı olmadıkça, dünyanın hiçbir yerine, fetih hareketi düzenleyemezsiniz. Savaşa izin yoktur. 

Nihayet savaşa izin verilir. Savaşa teşvik ayetlerinin, izin verildi diye başlaması dikkat çekicidir. Önce zorbalık kötü görülüyor, sonra, savaşmaya izin yok, yardımlaşmaya, dayanışmaya, vererek arınmaya devam deniliyor, sonra, niye onlar için savaşmıyorsunuz deniyor, savaşmaya teşvik ediliyor.

“Kendilerine savaş açılan kimselere savaş izni verildi. Çünkü onlar zulme uğratıldılar. Hiç şüpheniz olmasın, Allah onlara yardım ulaştıracak güçtedir. Onlar, Rabbimiz Allah’tır demelerinden başka hiçbir haklı gerekçeleri olmaksızın, yurtlarında çıkarıldılar. 

Gerekçeye bakar mısınız?… “Çünkü onlar zulme uğratıldı. Rabbimiz Allah, demekten başka hiçbir haklı gerekçeleri olmaksızın yurtlarından çıkarıldılar.”

Sonra, nihai amacın ne olduğu söyleniyor:  “Eğer yeryüzünde onlara imkân verirsek…

Ne yaparlar: destekleşmeyi dayanışmayı ayağa kaldırırlar. Yani, salâtı ikame ederler. İhtiyaçtan fazlasını vererek arınırlar. Zekâtı verirler. Ortak iyiyi emreder, toplumu ifsat eden kötülükleri yasaklarlar. Onlara imkân verildiği takdirde, emri maruf nehyi münker yaparlar. İmkân demek, bir takım emretme, işleri düzenleme, halkın parasını, verdiği vergileri kullanma hakkını elinde bulundurma demektir. İşte bu ayet, bu üçünü açıklıyor: savaşa resmen izin verildiğini, savaşın gerekçesini, zulüm, zorbalık ve sürgün; ve bir imkân verildiğinde, ne yapılacağı.

Allah insanları birbirlerine karşı savunmasız bıraksaydı, doğrusu, içinde Allah’ın adı anılan yerler yıkılıp giderdi.”

İşte bu savunmayı yapabilmek için, saldıranlara karşı savaşmak gerekiyor; savaş bunun için caiz kılınıyor. İnsanların evlerine, barklarına, yurtlarına, toplu yaşam alanlara yapılan saldırı olarak da anlayabiliriz. 

Daha ileri aşamada, savaş hükümleri; yani, savaş esnasında nelere dikkat edileceği, savaşı kimin başlatacağı, ne kadar savaşılacağına dair hükümler gelir.

“Size savaş açanlara karşı, siz de Allah yolunsa savaşın. Sakın haddi aşmayın! Çünkü Allah, haddi aşanları sevmez. 

Sizi öldürmeye kalkanları, siz de yakaladığınız yerde öldürün. Sizi sürdükleri yerden, siz de onları sürün. 

Baskı ve zorbalık, öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i haram da onlar size savaş açmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. 

Eğer onlar sizinle savaşırsa, siz de onlarla savaşın. İşte, zorbalara verilecek karşılık budur. Eğer vazgeçerlerse, artık bırakın; Allah bağışlayıcıdır, sevgi ve merhamet kaynağıdır.

Baskı ve zorbalık kalmayıncaya ve din Allah için oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçerlersezalimlerden başkasına düşmanlık yoktur. 

Savaşın haram olduğu aylarda, size saldıranlara karşılığını verin, dokunulmazlıklar karşılıklıdır. Kim size saldırırsa, siz de ona misilleme yapın, Allah’ı kalkan edinin. Bilin ki Allah kendisini kalkan edinenle beraberdir.”

Birinci cümle:

“Size karşı savaş açanlara karşı siz de Allah yolunda savaşın.” Burada sınırlama getiriliyor. İkinci cümle: 

“Sakın haddi aşmayın, çünkü Allah haddi aşanları sevmez.” 

Üçüncü cümle: 

“Sizi öldürmeye kalkanları, siz de yakaladığınız yerde öldürün.” Bakın, doğrudan doğruya, saldırın, öldürün denmemektedir. Cümleler hep, şöyle yaparlarsa, böyle yaparlarsa diye başlıyor. Sizi öldürmeye kalkanları siz de yakaladığınız yerde öldürün diyor. 

Bakın, dördüncü cümle: 

“Sizi sürdükleri yerden siz de onları sürün.”  Gidin sürgün yapın, insanları yerlerinden yurtlarından edin diye bir şey yok, hep şartlı, bunlar şartlı cümleler; karşı tarafın saldırmasına bağlı, karşı taraf saldırmadıkça hiçbir şey yok

Baskı, zorbalık, öldürmekten daha kötüdür. Bakın yine aynı, şartlı cümleler. 

Beşinci cümle: 

“Mescid-i haramda, onlar size savaş açmadıkça, siz de onlara savaş açmayın.” 

Altıncı cümle:

“Eğer onlar size karşı savaşırlarsa, siz de onlarla savaşın işte zorbalara verilecek karşılık budur. Yine şartlı. 

Yedinci cümle:

“Eğer vazgeçerlerse, artık bırakın.” 

Sekizinci cümle:

”Baskı ve zorbalık kalkıncaya, din Allah için oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçerlerse, zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.”

Bir noktaya dikkat etmeliyiz. Referans gösterdiğimiz ayetlerin bağlamına baktığımızda, şöyle bir manzara var karşımızda: Müslümanlar yutlarından sürüldükten sonra bile zorba Mekkeli müşriklerin, müslümanları Medine’de de rahat bırakmaya niyetleri yoktu. Mekke Medine arası mesafe 487 km. Müslümanların yapmak zorunda kaldıkları ilk savaş Bedir. Bedir Kuyuları Medineye 15 km uzaklıkta. İkinci savaş Uhud. Uhud tepesi ile Medine arası yaklaşık 8 km. Üçüncü savaş Hendek. Savaşa adını veren hendekler Medine’nin etrafına kazılıyor. Müslümanların kendilerini savunmaktan başka çaresi yok…

 

-Suç-Ceza

Kur’an’ın müeyyide öngören kırmızı çizgilerinin hukuku’l-ibad (kul hakları) sınıfına giren konularda olduğunu görüyoruz. Bu noktada iş ahirete bırakılmayıp dünyevi cezalar öngörülüyor: Öldürmek, çalmak, yol kesmek, gasp, hırsızlık, vurgun, soygun, iftira, fuhuş, zina gibi can, mal, ırz ve namus güvenliğini tehdit eden, ortak iyiyi (maruf) yani insan (kul) haklarını alenen çiğneyen suçlarda hukuk (şeriat) vazedildiğini görüyoruz. Dünyanın her yerinde hukuk, özü itibariyle bundan ibarettir.

Bu temel başlıkları  çoğaltmak mümkün. Lakin, takdir edersiniz ki bütün meramımızı, kast ve niyetimizi bir yazıya sığdırabilme imkanı yok. 

En nihayet; demem o ki: “Çağdaş-Küresel Dünya”nın içinde, tamda göbeğinde yaşıyoruz. Bu dünyanın egemen güçleri olan emperyal düşünce yapıcıları, bütün insanlara bir “din” dayatmakta. Bu “din” in adı: Kapitalizm. Asıl maksadı kazanmak olan bir “din”. Kazanmayı sadece kazanmak için isteyen bir “din”.  Bu maksadı gerçekleştirmek için vazgeçemeyeceği hiç bir şeyi olmayan bir “din”. Hukuksal, siyasal, sosyal, ekonomik altyapısını bu temel maksada  götürecek şekilde tanzim eden bir “din”. Mabedleri olan, ritüelleri, menasikleri, ibadetleri olan bir “din”. Müslüm-Gayri Müslim herkesin, “tüm yaşam” alanlarını kuşatan bir “din.” 

Basit bir örnek verecek olursak; Beytullah ile “beytül ibad”ı içine alan bir fotoğrafa lütfen bir gözatalım. 

Kaçamak yapmadan, tumturaklı bahaneler ve avuntulara sığınmadan, başkasına değil kendimize dönerek, Yunus’un “bir ben var benden içeru” dediği benle, bir an baş başa kalmayı ve bir muhasebe yapmayı deneyelim. Hali pür melalimizi bir temaşaa etme cesareti gösterelim. Bize vaaz edilen İslam ile  dayatılan dinin arasındaki sıkışmışlık halini bir hissedelim. 

Ve bir karar verelim!

Evet evet yenilgimizi ilan edelim. 

İşe yenilmeyi kabul ederek başlayalım. 

Mağlubiyeti iliklerimize kadar hisseden ve yeniden inşaa edilmek için kendimizi “kendimize” bırakalım; Vahyin şefkatli, merhametli kucağına…

Yüreğimizde vahyin misafirliğine değil ev sahipliğine yer açalım. Bırakalım O bizi değiştirsin. Değiştirmesi için yalvaralım. Dua edelim. 

Önce “kendimiz”, sonra yine “kendimiz” için. Böyle yapınca kalmaz ayrılık-gayrılık. Ben-sen ayrılığının esamesi okunmaz olur. 

Böyle “ben”lerden meydana gelen toplumu “Allah yeryüzünün varisleri kılmak ister”

O nun isteği emirdir. 

Mutlak olur. 

Sonrası kolay. 

Nasıl bir sistem kuralım?, Bizi kim yönetsin?, Yönetim şeklimiz ne olsun? sorularının tamamı anlamını bulmaya başlar. Ümmetin değmeyin yeniden dirilişine…

Vesselam.

YORUMLAR
  • senar   16-05-2018 18:50

    Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.

  • Hayrullah YÜREKLİ   15-05-2018 20:53

    Çok faydalı bir yazı olmuş. YazınıZı okurken;Kuran’da belirtilen haram aylar meselesi hakkında aklımızdaki sorulara yanıt bulabileceğimiz bir yazı yazacağınız ümidi taşıdım. Allah razı olsun.

  • Suat Çelik    15-05-2018 11:55

    Güzel bir konuya değinmişsiniz ellerinize ve emeğinize sağlık.

  • Sedat demirhan   15-05-2018 10:41

    Güzel ve anlamlı bir yazı tebrikler.

Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA