Yazar : 256 Abdulaziz Tantik - Umut…
22 Mayis 2018 Salı

Umut…

Abdulaziz Tantik

08-05-2018 08:56

Umut…

Havada çok güçlü bir gerginlik vardı. Gök griye boyanmıştı. Havadaki gerginliği, aşağıda yaşayan her varlık hissetmeye başlamıştı. O da bu gerginliği hissediyor ve kendisi de geriliyordu.

Gök, griliği geride bırakıp simsiyah kesilmişti. Yağmur yağacak ama bir türlü yağmıyor ve gerginliği arttırdıkça arttırıyordu. Göğün siyahlığı yeri de ciddi bir şekilde karalar bağlamaya itmişti. Görüş mesafesi hiç bu kadar azalmamıştı diye düşündü. Doğum öncesi sancıları yansıtıyordu. Ama bir türlü doğum gerçekleşmediği için gerginlik insanlardan hayvanlara onlardan da bitkilere kadar sirayet ediyordu. Sanki elektrik yüklü idi her şey…

Bir şey bekleniyordu. O şey ne ola ki sorusu ise birçoğunun aklından geçmiyor değildi… Bu gerilim beraberinde bir umudu da taşımıyor değildi. Derlerdi ya! ‘karanlığın en koyu zamanı aydınlığa en yakın zamandır’ diye… Böyle bir gerçekliği bu durumda daha derinden yaşamak mümkün hale gelmişti, aslında…  Bir tek yağmur damlası bütün bu gerginliği bitirecek gibi görünüyordu. Mesele de tam buydu… Bir damla yağmur…

Bir çocuk, safça, ‘yeter artık, yağsın yağmur, bitsin bu karanlık ve korku dolu gerilim’… İşte hala sokakta olanların yüzüne belli belirsiz bir ıslaklık vurmaya başlıyor yerini de sağanak yağmura bıraktı. Yağmur yağmaya başladığında gerilim de azalmaya başladı. Islaklığı ilk yüzünde hisseden çocuk büyük bir sevinç hissetmeye başladı. İçinde oluşan sevinç onu umutlanmaya taşıdı. Ve umut işte yağmurun yağmasının nedeni oldu.

Gerilim, insanın hayat akışında sürekli karşılaşacağı bir durumdur. Bu yüzden gerilimi ortadan kaldıracak bir umudu diri tutmanın imkânlarını elde tutmalı ki her gerilim yerini sükûnete bıraksın. Sükûnet deyip geçmeyin, kişinin varlığının anlamlı hale gelmesindeki en önemli etkendir. Sükûnet yoksa insanın yanlış yapması ve doğrudan uzaklaşmasının sonucu bir yabancılaşmayı da içerir. İşte, durum bu…

Hayatın sürekli gece ve gündüz, güneş ve ay gibi bir döngüsellik taşıdığını öğrenmeliyiz. Bu yüzden gerilim ve sekinet hali de bir döngüsellik taşır. Bu hayatın bir imtihan oluşunun da temelini izah eder.

İnsan bir hiç midir? Bu hiçliğin insana yüklediği karamsarlığı ne ile aşabiliriz? Eğer bu soruları gündemimiz haline getirmezsek başka soruların peşine düşmek durumunda kalabiliriz.  İnsan bir ideal uğruna yaratılmıştır. Bu ideal, insanı hem kendisini hem de içinde bulunduğu varlık katmanlarını barış içinde yaşatma idealidir. Bu yüzden varlığın musahhar kılındığı insanın nasıl bir ideal ile donatıldığını anlamak daha kolay olabilir. İnsanın en büyük ideali ise özgür olması ve bu özgürlük üzerinden hayatını idame etmesini öğrenmesidir. İdealini sağlayacak ilkeleri bilmesi, öğrenmesi, tecrübe etmesi ve bu ilkeler üzerinden hayatını kurması ve bu ideale göre varlıkla ilişki kurmasını başarmasıdır. İşte bu başarı bir umudu diri tutmayı beraberinde taşıyacaktır. Tabii ki imtihana tabi tutulduğunda bir gerilim yaşayacaktır. Tıpkı yağmur yüklü bulutların kara bulutlara dönüşmesi gibi… İnsan da kararır. Yüklüdür. Gerilim üretir. İşte bu sırada umudu diri tutmalı ve idealini hatırlamalıdır.

İnsan, unuttuğunda ve hatırladığında insan olmanın neliğini yaşıyor. İnsan için hem unutmanın hem de hatırlamanın iki boyutu söz konusudur.

İnsan, kendisine yapılan kötülükleri ve yaşadığı kötü durumları unutmadan insan olmanın tadına varamayacaktır. Unutmak, onu daha iyi bir insan yapmanın anahtarıdır. Ama aynı şekilde eğer idealini unutursa insan bu sefer unutkanlık onu yabancılaştırır ve yozlaştırır. İnsanlığından çıkarak gerilim yüklü bir buluta dönüşür. Doğumu da çok sancılı olacaktır. Bu yüzden bir umudu diri tutmalıdır. Bu da ancak tövbe edebilmeyi hatırlaması sayesinde kurtulabilir.

Hatırlamak ise varlığının anlamını ve idealini zihinde tutmak ve sürekli onu taze tutmanın bir imkânıdır.  Hatırlamak, yaratıldığını ve bu yaratılış üzerinden bir Yaratıcısının varlığını hatırlaması ona bir denge ve eşitliği hatırlatıcı olur. Denge ve eşitlik insan olmanın temelini oluşturur. Varlıkla eşit oluşunu kabul ediş, varlıkla doğru ve sahici bir ilişki kurmanın imkânını oluşturur. Eşitliği kabullenen bir kişilik, doğal olarak kibir ve üstünlük gibi bazı olumsuz hasletlere duçar olmaktan kurtulur. Ama aynı zamanda kötülüğü hatırlamak, bir zulmü hatırlamak, kendisine yönelik bir suçlamayı hatırlamak, bir yakının ölümünü sürekli hatırda tutmak ise kişinin kişiliğini ciddi bir şekilde etkileyerek insanlığından uzaklaşmasına neden olacaktır.  Demek ki unutmak ve hatırlamak insanı insan kılacak en önemli hasletleridir. Yeter ki doğru bir şekilde insan bunu kullanmayı öğrensin…

Saflığını koruyan bir umut, karanlığın ortadan kaldırılmasının anahtarıdır. Her türlü kötülük, ortadan kaldırılması düşünülemeyen bir kötülük bile umudu saflıkla buluşturan insan ve insan toplulukları azlıklarına bakılmadan zaferi tadacak bir güce ve desteğe sahip olacaklardır.

İnsan, iman eden bir varlık olarak umudu da diri tutmayı öğrenir. İman, en temelde Yaratıcıya güven duyma halidir. Bu güvenin gücü ve yoğunluğu beraberinde umudu diri tutacaktır. Çünkü iman insan için en büyük imkândır. İman eden kişi için imkânsız diye bir şey yoktur. Mucize bu yüzden iman edenlerin buluştuğu doğaüstü olaylar olarak kabul edilir.

Tam yok olacağı bir durumda iken umuda tutunan kişinin anlaşılmayan bir şekilde kurtuluşa ermesi de buna en önemli delildir. Peygamberlerin varlığı, peygamberlere olan imanın yeni bir sosyal yaşam kurabilmesi ve kişiliklerin kuruluşunu temin edişi de bu çerçevede ele alınmalıdır. İnsan, hep bir umut etrafında olup biten şeydir. Cennete gideceğine inanmayan bir kişinin cennete gitmesi diye bir şey söz konusu olamaz…

Her doğan çocuk bir umut olur. Ve doğumu esnasında aileden başlayarak çerçevesini aşarak umudu çoğaltarak sevinci büyütür. Her an bir doğum olabilmektedir, her doğum bir umudu taşıyor, umut ise hep insana sevinci taşır. Sevinç ise insanı umutlu olmaya yöneltir. İşte bu döngüsel tepkimedir ki insanı, idealini yaşayacağı bir zemine kavuşturur…

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA