Yazar : 227 Musa Şimşekçakan - Lanet Okumak Temiz Sicil İster
18 Agustos 2018 Cumartesi

Lanet Okumak Temiz Sicil İster

Musa Şimşekçakan

07-05-2018 08:26

Lanet Okumak Temiz Sicil İster

 

Lanet; belirlenmiş yoldan atılmak, tardedilmek ve uzaklaştırılmak anlamında Allah’ın sevgi ve ilgisinden, yani rahmetinden yoksun kalmayı ifade eder. (1)

Kur’an’da bu tabir, kötü söz ve davranışlarına geri dönemeyecek şekilde süreklilik kazandıran ve bu şekilde kendisine ve başkalarına zarar vermeyi âdet hâline getiren kişi ve toplumlar için kullanılır. (2)Bunların bir kısmının kişiliklerinin zamanla maymun ve domuza benzediğinden de bahsedilir. (5/60). Üstelik bu yakıştırmayı hak edenlerin işledikleri kötü şeyler yüzünden olsa gerek onlara sadece Allah ve melekler değil bütün bu olup bitenlerden zarar gören insanlar ve nesiller de lanet eder (2/159). (3)

Bir olaya Allah’ı şahit tutmanın ağırlığı, bütün tabiatın doğru ilkelerle hayat bulduğunu bilmeyi gerektirir. Nihayet lanet de, söz ve eylemleriyle âlemdeki ilahi yasaların işleyişine hasar veren, toplumda anarşi doğuran kimselerin tespit, takip ve tehdit edildiğini gösterir. Bu anlamda gerçeklerin saklanması ya da çarpılmasıyla ortaya çıkan ağır faturanın farkında ve bunu engellemeye çalışan biri olarak Peygamberimiz (sav)’den, Ehl-i Kitab’a şu teklifi yapması istenmiştir:

“Sana gelen asıl bilgiden sonra, kim seninle bu (hakikat) hakkında tartışırsa de ki: ‘Gelin! Çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağırıp biz de siz de toplanalım sonra (hep birlikte) gönülden Allah’ın lanetinin (aramızdan) yalan söyleyenlerin üzerine olmasını dileyelim.’ ” (Âl-i İmran suresi, 61. ayet)

Önceki ayetlerde söz konusu hakikatten kasıt, İsa (as)’nın durumunun Âdem (as)’e benzemesidir. (4) Bilindiği gibi Allah’ın oğlu olduğu iddiası şirkin en ağır örneklerinden biridir. Oysa Allah, Ulûhiyetini kimseyle paylaşmaz. Bu parçalanamayan ve paylaşılamayan otorite, beraberinde birbiriyle eşit haklara sahip özgür bireyler inşa eder. Dolayısıyla İslam toplumu, birbiri üzerinde tahakküm kurmayan adil bir yapı arz etmelidir. Burada aile bireyleriyle girişilen bu teşebbüs, bir yandan insana özgü soy bağının Allah’a isnadındaki garabeti gözler önüne sererken diğer yandan yalanın topum ilişkilerini sarsan olağanüstü etkisine dem vurur.

Yukarıdaki ayet, tabiri caiz ise Allah’ı tek otorite olarak işin içine bir hayli canlı bir işlevsellikle dâhil eder. Hakikatin akıl ve vicdanlar tarafından davet edilmesidir bu. Nitekim onlara “Allah’ın lanetinin (aramızdan) yalan söyleyenlerin üzerine olmasını dileyelim.” demek, İsa’yı bahane ederek gasp ettiğiniz yetkilerle nasıl ayrıcalıklar elde ettiğinizi biliyoruz.” manasına gelir. Müşrikler, yalan söyleyerek gökten transfer ettikleri itibarı, aralarında paylaştıklarının farkında olduklarından bu teklifi kabul edememişlerdir. Gökten yere uzanan hiyerarşi, tasarruf yetkisini bir takım özel, tanımlanmış insanlara ait bir üstünlükle devam ettirir. Onlar bu oğul iddiasının kendilerine sağladığı imtiyazı ve bunun toplum içinde yol açtığı yıkımları tartışmaya yanaşmamaktadırlar. Gerçeğin ağırlığını, sözün gücünü ortaya koymak, insanın doğru düşüncelerinin saf ve temiz davranışlarına tanıklık etmesi, yani gözün gördüğünü gönlün de tasdik etmesi budur işte. Başka bir ifade ile yalanın laneti çağırması…

Bugüne gelince…

Peki, yakalarına ayrıcalık ve imtiyaz yapışmış bu papaz tiplerin bizim topraklarımızda ne işi var! Açlık ve güvenlik endişelerimiz neden kahramanlar üretiyor hâlâ! Şirkten temizlenmiş adil, özgür ve eşit bir yapı oluşturmadan bu çağrıya nasıl cevap vereceğiz şimdi!

Bu kadar açık ve temiz bir arka plan ve geçmişe rağmen bugünün müslümanları olarak bizler bu cesareti gösterebilir miyiz dersiniz? Yeterince temiz ve gereğince doğru şeyler yapıyor muyuz? Rabb’imizi ve melekleri çağırabilecek ve onları şahit tutabilecek kadar rahat mı vicdanlarımız? Yüzümüz ne tarafa bakıyor? Zalim müşrikler, hâlâ adaletsiz davranmalarının korkusunu taşıyor olabilirler de biz hakkı savunmanın ve yaşatmanın verdiği özgüvene sahip miyiz acaba!

Şüphesiz lanet, kimin peşinden gideceğini bilir. Yaptıkları haksızlıklarla yeryüzünü yaşanmaz kılanların peşini bırakmaz. Yalancının mumu da yatsıya kadar yanar. Ve elbette şafak, tevazu içinde gönülden yalvarabilen şirkle kirlenmemiş temiz fıtratlar üzerine doğar.

Yüzyıllara baliğ de olsa Allah’ın izniyle tarih, notlarını düşüp kimin lanete uğradığını ve bundan sonra da lanetin kimin peşine takılacağını yazacaktır yazmasına da.

Bizim elimizde şimdilerde mecrasını bulmakta zorlanacak gibi gözüküyor…

Dipnotlar:

(1) Râgıb.

(2) Kitap’ta gerçeği örtenlere (2/159–162), yalan söyleyenlere (5/64, 11/18, 24/7), yeryüzünde fesat çıkaranlara (13/25), puta tapanlara (4/52), çeşitli vesilelerle birbirlerini kandıranlara (29/25), aşırı gidenlere (5/78), sözünde durmayanlara (5/13), zalimlere (11/18) vs. lanet edildiği bildirilir.

(3) Allah’ın kâfirlere, münafıklara, zalimlere, dinî konularda yalan söyleyenlere, kasten adam öldürenlere, akrabalık bağlarını koparanlara, iftiracılara ve bozgunculuk yapanlara lânet ettiği, onlara kötü bir varış yeri olarak cehennemi hazırladığı (el-Feth 48/6) bildirilir. Ayrıca şeytan (Sâd 38/78), Ad kavmi (Hûd 11/60), Hz. Mûsâ’ya ve Tevrat’ın hükümlerine karşı gelen Yahudiler (el-Mâide 5/13, 64, 78), Firavun ve beraberindekiler de (el-Kasas 28/42) lânetlenenler arasında zikredilmiştir. Tefsir âlimlerinin çoğunluğu Bakara suresinin 159. ayetinde yer alan “lâinûn” (lânetleyenler) kelimesinin melekleri, peygamberleri ve sâlih kimseleri kapsadığı, “Kur’an’da lânetlenmiş olan ağaç” ifadesinin de (el-İsrâ 17/60) zakkum ağacına işaret ettiği görüşündedir (Fahreddin er-Râzî, IV, 164; XX, 236). Hadislerde de lânet kelimesinin hem “Allah’ın rahmetinden mahrum bırakılma” hem de “beddua” manalarında geçtiği görülmektedir. Hırsızlık, eşcinsellik, faizcilik, ana babaya karşı gelme gibi büyük günahları işleyenlere Allah ve Resul’ünün lânet ettiği belirtilmektedir. Ayrıca İslâm’a ve müslümanlara düşman olanların (Buhârî, “Feżâǿil”, 12), atış taliminde canlı hayvanı hedef olarak kullananların, arazi sınırlarını değiştirenlerin, karaborsacılık yapanların (Buhârî, “Zebâiĥ”, 25; İbn Mâce, “Ticârât”, 6) lânetlendiği bildirilmiştir. Hadislerde lânete konu olan hususların genellikle toplum düzenini, insanlar arasındaki huzur ve güveni bozan, dinî ve ahlâkî çöküntüye sebep olan veya bunlara zemin hazırlayan davranışlar olduğu anlaşılmaktadır. (İslam Ansk. “lanet” mad.)

(4) Surenin 64. ayeti şu şekildedir: “De ki: “Ey geçmiş vahyin izleyicileri! Sizinle bizim aramızdaki şu ortak ilkeye gelin: Allah’tan başka kimseye kulluk etmeyeceğiz, O’ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız ve Allah ile birlikte insanları rab edinmeyeceğiz.’ Ve eğer yüz çevirirlerse de ki: ‘Şahit olun ki biz kendimizi O'na teslim etmişiz!’” (M. Esed Meali)

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA