Yazar : 256 Abdulaziz Tantik - Düşünce ve Ahlak Sosyolojik Değişimi Besler
21 Agustos 2018 Salı

Düşünce ve Ahlak Sosyolojik Değişimi Besler

Abdulaziz Tantik

03-05-2018 08:31

Düşünce ve Ahlak Sosyolojik Değişimi Besler

Düşünce merkezli ahlaki yapıyı önceleyen sosyolojik bir harekete ihtiyaç vardır. Değişim önce bireyde, sonra toplumda, sonra siyasal olanda gerçekleştiğinde kurgusal olmaktan kurtulur. Bu yüzden sosyolojik bir hareket daha ahlaki bir zemini muhafaza edebilir.

Ama doğru bir diyalog kurabilecek bir vasatı istiyorum... Ahlaktan kastım güvenin zemini düşünceden kastımda en azından istismara ve çıkara engel teşkil edebilmektir... O kadar…

Peygamber çıkışını ne üzerinden yaptı? Bu soru ve elzem bir sorudur. Cevabını da çok doğru bir şekilde vermekte fayda vardır. İlk iman edenlerin dördü; Hz. Hatice, Hz. Ebubekir, Kölesi Zeyd ve Evinde kalan Hz. Ali peygambere iman ettiklerinde daha ortada hiçbir şey yok… Peygamberi en yakından tanıyan bu dört insan da peygamberin el emin oluşuna ve ahlaki yapısının güvenirliliğine yönelik olan güven ile inandılar… Daha sonrakilerde el emin oluşunu sağlayan ahlaki yapısı üzerinden iman ettiler... Örneğin, inananların sırf inandıkları için karşılaştıkları işkencelere dayanma gücünü sağlayan şey bu peygambere olan güvenden başka bir şey değildi… İşkence altında olanlara yönelik ilk tepki dayanın, sabırlı olun, Allah mükâfatınızı verecektir. Buna rağmen insanlar, yaşadıkları bütün işkence ve tarizlere rağmen imanından geri adım atmadılar… Bu çok önemli… Çok güzel bir örnek olan Peygamberin Ebu Kubeys Dağında Mekke de yaşayan aşiretlere hitap ederken; ‘size şu dağın arkasında düşman var dersem inanır mısınız?’ sorusuna verilen cevap peygamberin ahlakına olan güvendir. İlk karşı çıkan ise amcası Ebu Leheb’tir. Niye peki Ebu Leheb? Çünkü bir iktidar mücadelesi olarak gördüğü için ve eğer Muhammed’in peygamberliğini kabul ederse liderliğinin elden gideceğini biliyor, aynı şey diğer Mekkeli liderler içinde geçerli; Ebu Cehil olarak tesmiye edilen şahsın tepkisinin altında yatan temel gerçeklik de burada yatmaktadır. Yani peygambere yönelik itiraz şahsına dönük bir itiraz değil, elinden kaçıp gidecek olan iktidara yönelik bir kaygının beslediği itirazdır.

Kuran ilk dönemdeki Eleştirisini ise düşüncenin oluşturduğu sosyolojik sorunlara ve olumsuz ilişkilerdeki yapıya dönük gerçekleştirmektedir. Örneğin, Leyl suresinde iman ile verme olayını eş değer kılması ve birbirinin mütemmim cüzü olarak dile getirmesi… Maun suresinde dini yalanlamanın yetimi, miskini ve isteyeni hor görme olarak betimlemesi… Kulluğun da bu dile getirilen eylemleri yerine getirmediğinde bir şov oluşuna yaptığı vurgu ve komşusunun en küçük bir isteğini geri getirenin dini yalanlamanın bir zemini olarak tanımlaması, bunu açık bir şekilde göstermektedir.

Kuran, tek bir ilahın varlığına yaptığı gönderme ile değerin kaynağının bir oluşuna vurgu yapıyor. Bu da tartışmayı bitiren temel bir unsur, gönderilmiş peygamberin elini güçlendiren bir olgudur. Allah’ın yaratıcı, kudret ve irade sahibi oluşu ile peygambere karşı çıkmanın Allah olan Yaratıcıya karşı çıkış olarak tanımlanmasını beraberinden getirmiş ve psikolojik vasatı güçlü bir hareketin varlığını kesinlemiştir. Bu da sahip olunan sosyolojiyi belirlemiş ve güçlü bir yapı ortaya çıkmasına zemin oluşturmuştur. İlk Mekki dönem, imanlarının sınanmasını ve bireysel dindarlığın tavan yaptığı bir zemini işaret eder. Güçlü bir sosyoloji için bireylerin kendi inançlarına dayalı bir katılımı ön gördüğünü bize göstermektedir.

Sağlam bir güven, sağlam bir bireyi inşa etmiştir. Her türlü saldırıya karşı dayanıklı, her türlü baskıya karşı dirençli bir birey, kemikleşmiş bir toplumsal yapının harcını oluşturuyor. Eğer bu düzeyde bir sosyolojiye sahip olmasaydı, daha ilk Medine’ye hicret edilirken, dökülmeler başlardı… Yani sağlam bir sosyoloji için birçok sınavdan geçirilen müminler topluluğu dünyaya rehberlik edecek bir tanıklığın mimari haline geldiler…

Anlama, anlayış ve karşılıklı düşünce alışverişini öne almayan her hareket siyasallaşma ve parçalanma evrelerinden kurtulamaz...

Düşünce, insanı başkaları ile iletişim ve diyaloga yönelterek mutlaklığı aşmayı ve başkası ile birlikte var olmayı sorumluluk olarak kişiye yükler. Bu yüzden düşünmek, kendi düşünceni mutlak kılmak değil, bu düşüncenin birey ve toplum için ne kadar işlevsel oluşuna yapılan gönderme ile beraber ele alınmasını gerektirir. Düşünce ekseni dikkate alındığında kişiyi, doğal olarak özgür kılmayı sağladığı gibi mutlaklığı aşmayı ve paylaşımı öne çıkarmayı sağlayacağını doğrular… Düşünce yeni bir sosyolojinin varlığını müjdeler. Bu sosyolojinin sahih ve sağlıklı bir şekilde oluşumuna katkı sunmayı düşüncenin sorumluluğu olarak düşünebiliriz.

Bugün de sahip olunması gereken temel unsur; imanına olan güvenin bir ahlaki duruş olarak varlık kazanmasına zemin oluşturacak bir sosyolojiyi inşa etmektir. Bu sosyoloji üzerinden bireyin sağlam ve karakterli bir kişiliğe ve sahip olduğu inanca taalluk eden her baskıyı göğüsleyecek bir inanca sahip olmasına zemin oluşturulmalıdır.

Bir başka yerde de yazmıştım; sosyoloji; bireysel dindarlığın gücü üzerine inşa edilme zorunluluğunu taşımalıdır. Ve her birey kendi dindarlığı ölçüsünde bu sosyolojiye destek vermelidir. Örneklik üzerinden kurulacak olumsal yaklaşım, nefret, kin ve buğz gibi olumsuz psikolojik vasatları geriletmelidir. Tartışma, kavga, çatışma ise mümin olmanın vasfı ile örtüşmez. O yüzden bütün bunların gerçekleşebilmesi için kişi, güçlü bir ahlaki zemine sahip olmalı ve bu ahlaki zeminini herhangi bir korkusuna, çıkarına, yararına vesaire heba etmemelidir.

Bu ahlaki zemini güçlendiren şey istikamettir: istikameti Allah’ı razı etmek olarak kabullenmek ve ona uygun davranmayı iman etmenin ilkesi haline getirmektir.

Bu istikameti belirleyen şey samimiyettir… Samimiyet; istikamet esnasında her türlü bela ve musibete karşı koyarken salt ilahi rızaya bağlılığından hiç vazgeçmemektir. Özelikle bunu psikolojik vasatta gerçekleştirebilme gücüne sahip olmaktır.

Samimiyet ise sadakattir… Sadakat ise; istikametini samimiyet ile perçinleyerek her türlü yoldan çıkarıcı ve tahrik edici sebeplere inat inancına tanıklığını sürdürme çabasına süreklilik sağlamaktır.

Yolda birlikte yürüdüğün insanlara ise yardımcı gözüyle bakabilmek ve eksiğini tamamlayan parça olarak görebilme istidadı bizi sahih ve sahici bir sosyolojinin kurulmasına taşıyabilir. Böylece parçalayıcı olmak yerine bütünleştirici olmayı bir ilke olarak hayata aktarmak elzem hale gelir. Bütünleşmek ise kendi içinde tek tek bireylerin sağlayacağı enerjiyi çok katmanlı bir şekilde hayata geçirmek anlamına gelecektir. İşte böyle bir sosyoloji kendisine yönelik her saldırıyı geri püskürtürken, iyiliği, adaleti ve hakkaniyeti ise toplumsallaştırarak insanlığa örnek bir sosyal yaşam pratiği gösterebilir. Küfrün beli kırılır. Deizim, ateizm, faşizm, sekülerizm vesaire izmler tarihin karanlık sayfalarına gömülecek bir zaman dilimine tanıklık ederler…

Allah dileğini en iyi bilendir…

YORUMLAR
  • Osman Baharçiçek   04-05-2018 09:34

    Eğer inandığınız gibi yaşamasanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız. Ellerin dert görmesin Allah razı olsun hocam.Selam ve Dua ile

  • Sinan tekir   03-05-2018 10:15

    Eyvallah hocam

Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA