Yazar : 427 Hüseyin Akın - N’oluyoruz?!
26 Eylul 2018 Çarşamba

N’oluyoruz?!

Hüseyin Akın

17-04-2018 12:10

N’oluyoruz?!

Düne göre bugün yaşadığınız çevreyi yadırgıyor, insan davranışlarına anlam veremiyorsanız, bunu tespit ve teşhis etmek istersiniz elbet.

‘N’oluyoruz?’ sorusuyla ifade edebileceğimiz bir durumdur bu.

Türkiye nereye gidiyor?

Deizm’e, b)Ateizm’e, c) Hedonizm’e, d) Cuma’ya, e) Hiçbiri

Sizi bilmem, ama ben ‘e’ şıkkını işaretliyorum.

Çünkü seçeneklerin hepsi bir an önce bir cevap bulup zihni tatmin edip, doyurmaya yönelik. Çevremizde az ya da çok bir örnekle ilişkilendirip işin içinden sıyrılmak istiyoruz.

Tespit yapma ve teşhis koyma hastalığının tezahürü yani.

Türkiye’de çevre ve insan bazında gördüğümüz tezahürler İslami kimlik sahiplerinin sokağa yansıyan duyarsızlığıdır.

Sırıtan bir şey varsa budur. Diğer kesimlerin değişimi ve dönüşümü daha önce bulundukları yer itibariyle dikkat çekecek boyutta değildir.

Bu yüzden gençlerin deist olması diye sistemli bir şeyden bahsetmek çok mesnetli gözükmüyor.

Belli ölçüde gençler arasında görülen inanç hareketliği istatistiklere konu olabilecek cihette değildir. Asıl söz ve istatistik konusu edilmesi gereken sekülerleşen muhafazakâr ve İslamcı kesimdir.

Zira gerek ortam gerekse insan bazında bunun yansımalarını sıklıkla görebiliyoruz.

Haksızlığın ve haksızın karşısında durma reflekslerini önemli ölçüde yitirmiş bir muhafazakâr kesimle karşı karşıyayız bugün.

Son Amerika ve müttefiklerinin Miraç Gecesi Suriye’ye hava operasyonu yapması karşısında muhafazakâr ve İslamcı kesimin sanki bu durumu anlayışla karşılıyormuşçasına sessiz kaldığını herkes gördü. Yumruklar ne havaya kalktı ne de masaya indi.

Miraç Gecesi o göksel yolculuğa ayarlı bakışlarımız nasıl da Suriye’ye yönelen ABD füzelerini doğru kayıp gitti. Oysa o gece Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa gibi iki mübarek makamın mahzun hali bize bir şeyler söylemek için fırsat olabilirdi.

Dikkatimiz hedefine yönelen ABD füzelerine takılıp kaldı.

DÜNYA İLE GEÇ TANIŞTIK BE ÜSTADIM!

Geçen gün Kâğıthane’de bir dostuma rastladım. Bir dereyi geçer gibi caddeden öbür tarafa doğru geçmeye çalışıyordu. Durdurdum. Ayaküstü biraz laflaştık.

İkimiz de uzun süre uzak bir diyardaymışız gibi birbirimiz üzerinde kuracağımız ilk cümleyi aramaya çalıştık.

İyi ki şu, ‘N’aber, nasıl gidiyor?’ kelimeleri var.

Cevabı da hep aynıdır: N’olsun, koşuşturup duruyoruz’.

Sohbetin bundan sonrası biraz ustalık istiyor tabi. Günlerden Cumartesi, bir sürü konuşacak memleket meselesi var. Üstelik bahar gelmiş. Bunların hiçbirisini konuşmak için ne onda ne de bende iştah yok. Eski mahalle arkadaşlarını kastederek ‘kimlerle görüşüyorsun?’ sorusu imdadıma yetişti. Dostum biraz duraksadıktan sonra ‘hiç’ deyiverdi. Evet, sadece ‘hiç’. Aynı soruyu o da bana yöneltti tabiatıyla. Ben de sağıma soluma şöyle baktıktan sonra, cebimden bozuk para arıyormuş gibi bir tedirginlikle ‘hiç’ diyebildim. Dostluklar yaş ilerledikçe ve zaman geçtikçe daha bir ilerlemesi gerekir oysa. Tam tersi cereyan ediyor artık. Dostlukların, yoldaşlıkların, davadaşlıkların yerini şirket, kurum ve menfaat arkadaşlıkları alıyor. Zaten eline biraz para geçen kişi hemen daha varsıl muhitlere taşınıyor. Giderken arkamdan birine selam söyle gibi bir refleksle dönüp söylediği ‘ dünya ile geç tanıştık üstadım!’ sözünü düşüne düşüne kendimi kalabalıkların içerisine attım. Hiçbir şeyim olmayan kalabalıklara.

ŞİİR YAZIYORUM, ÇÜNKÜ ŞİİR SÖZÜNDE DURUYOR!

Şiir yazıyorum, çünkü beni diri tutuyor. Düzyazının çoğunu kalpazanlar şarlatanlar ele geçirdi, bu yüzden şiir herkesin ulaşamayacağı bir yerdeydi, ona uzandım.

Şiir yazıyorum, çünkü insanların sadece şiir yazarken yalan söyleyemeyeceğine inandım. Bu inanç beni kendimle konuşmaya götürdü. İçimin ne denli geniş olduğunu fark ettim.

Şiir yazıyorum, çünkü şiir yazmayan insanların şiire cevap yetiştirme imkânları yok!

Şiir yazıyorum, çünkü dünyanın yüzüne karşı bu dünyadan gitmeden önce söylemek istediğim bir çift lafım var. Ona hazırlanıyorum.

Şiir yazıyorum, çünkü bürokrasinin ilişemeyeceği, torpilin dönmediği en müstesna makam orası.

Şiir yazıyorum, çünkü şiirin sahici ve sahih bir ilmihal olduğunu, hâlin ilmini yansıttığını yaşayarak ve yazarak öğrendim.

Şiir yazıyorum, çünkü şiir bana yaşamanın vermediği şeyleri vermeyi vaat etti.

Şiir yazıyorum, çünkü şiir sözünde duruyor!

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA