Yazar : 256 Abdulaziz Tantik - Dengede Durma
19 Agustos 2018 Pazar

Dengede Durma

Abdulaziz Tantik

14-04-2018 01:42

Dengede Durma

Yürürken kendini hissetmiyordu. Dalmış, aklı başından gitmiş bir halde yürüyor, fakat yürüdüğünü veya nereye yöneldiğini dahi bilmiyordu. Tam kendinden geçmiş bir hali vardı; sadece ayakta durup adım atıyor, bazen yalpalasa da dengede durmayı beceriyordu. 

Bu hâlin ne kadar sürdüğünü anımsamakta zorlanıyordu. Ta ki bir ses onu kendisine getirene kadar! 

"Ooo dostum bu ne hal ya! Kendini kaybetmiş ve bulmaya çalışmayan bu halin ile nereye gidiyorsun?", seslenişi ile kendine gelmeye çalıştı. 

Kafasında bir şimşek çaktı. İnsanın kendisine gelebilmesi için yabancılaşma kaçınılmazdı. Bunu düşündü, ama düşündüğü şeyin mahzurlu tarafları da beynine hücum etti. 

Döndü, sese yöneldi:

"Çok mu belli oluyor ya?" dedi. 

"Evet, seni tanımasam bu meczup kim diye kendime sorardım", dedi sesin sahibi... 

"Ben de tam bilmiyorum, ama beynimi kemiren bir şey var... Sanırım o beni bu kadar etkiledi ve hiçliğin anaforunda gezinmeye çıktım. Belli bir güzergahım da yok zaten.. kendimle kavga ederken başka şeyi de görme yetimi kaybedeli çok oldu..."

Seslenen kişi, "Nedir seni bu kadar kendinden geçiren şey?", diye sordu...

"Hiç sorma! Senin de başın ağrır sonra..." diye cevap verdi. 

"Olsun!" dedi öteki, "Sen söyle belki birlikte kayboluruz, seni yalnız bırakacak değilim ya...".

"Şu ayrımlar, hayatla ilgili, düşünce ile ilgili metafizik ile ilgili felsefe ile ilgili vesaire... Çok somut bir şeyin çok soyut bir metafizik durumla ilgisi var mı, yok mu? Onu düşünüp duruyorum. Bütünlük, nasıl bir şey? Bu bütünlüğü parçalarının toplamı olarak mı algılayacağım, yoksa bütün parçalardan fazladır diye söylenen cümleyi mi dikkate alayım... Öyle işte düşüncede kaybolmuştum ta ki sen seslenene kadar..."

Güldü arkadaşı:

"Dert ettiğin şeye bak ya... Kim bulmuş ki sen kaybedesin... Sorun ettiğin şeyin tam bir karşılığı yok ki... Ancak kalbin derûnunda oluşan hads ile hareket ettiğinde, yani varlıkla karşı karşıya kaldığında hissettiğin o tecrübe var ya işte o, ki zaten dile getirilmesi bambaşka bir olay... Dile getirenlere de hâkim unvanı veriyorlar. Hem çok tabii güncel ve sıradan bir durumun çok sıra dışı ve olağanüstü bir durumun aynası olma ihtimali her zaman vardır da... Kendini kaybetmiş kişi, ama bu tecrübeyi başkası yaşamadığı sürece bu söylediklerini dahi anlatmak deveye hendek atlatmaktan daha zor oluyor. doğru.." dedi arkadaşı ve devam etti:

"O yüzden ma'kuliyet aranır düşüncede... Herkesin anlayabilmesinin şartlarını taşısın diye... Ama tecrübe, eğer ma'kul bir veçhesi ile dile konu edinilmezse anlaşılması çok zor olur."

"Hiçlik ile bir karşılaşman oldu mu?" diye sordu seslenilen kişi... 

"Hiçlik...", dedi, diğeri ve başladı anlatmaya:

"Hiç, öncelikle birden fazla anlama gelebilir. Kullanıldığı cümle içinde kendi anlamını bulur. Bu yüzden hiçliği tek bir anlama irca etmek doğru olmaz... Örneğin; biri arkadaşına; sen bir hiçsin dediğinde; kastettiği şey olup biten her ne ise o şey konusunda etkisiz eleman durumunda olduğunu betimlemektedir. Sufiler, hiçliği varlığını mutlak varlık karşısında yok mesabesine taşıdıklarında hiçliği yaşamış olurlar ve hakikat ile karşılaşmış sayarlar kendilerini. Öyle işte, görüldüğü gibi çok farklı anlamlarda kullanılabiliyor... "

Kendini yitirmiş kişi:

"Ya zihnimi tam olarak meşgul eden önemli konulardan biri de bu!" dedi... "Öyle bir an geliyor ki, bir kelimenin sonsuz anlamının olduğunu idrak ediyorum. Öyle bir şey ki kelime sonsuz anlama geldiğinde bunun anlamının tespiti çok mu zorlaşıyor diye hafakanlar geçiriyorum. Ama sonra bakıyorum, edebiyat metinlerine, felsefi metinlere, aynı kelime farklı anlamlarda kullanılıyor ve bir karmaşa da oluşturmuyor. O zaman teskin oluyorum, ama ahali, kelimeyi aynı anlamda kullandığında sorun başlıyor,  bir sürü eveleme ve gevelemenin nedeni haline dönüşüyor. Hâlbuki bilmemek bir anlamda bu konuda daha avantajlı olmalıydı, ama olmuyor... Aslında insanların hikâyesi olduğu gibi kelimelerin de hikâyesi var; öyle bir hikâye ki her duyguda her düşüncede ve her eylemde sürekli kendini yeniliyor ve yeni anlam katmanlarına zemin hazırlıyor. Fakat bunun fark edilmesi zor, yaşanılması ise kolaydır. Tıpkı hayat ile metafizik hayat arasındaki ilişki gibi..."

"Nasıl?" diye sordu arkadaşı.

"Sıradan bir insan düşün; dini duygusu güçlü, çok bilgiye ihtiyaç hissetmeden de ahlakı çok üst seviyede yaşayabiliyor. Ama o çok bilenler ahlak söz konusu olduğunda sınıfta kalmakta gecikmiyorlar. Bu belki de içinde mevcut hale geldikleri kültürel kodların sağladığı zeminle ilişkili olabilir, ama yine de farkındalık onları bu beladan uzak tutmalıydı, ama nerede!"

"Neyse seni durdum, ama bir çay içiremedim" dedi arkadaşı, 

"Yok ya en iyisi sen beni bırak, ben kendimde kaybolmaya devam edeyim... Bu konuşmadan da bir sürü şey aklıma takıldı. Çözüme devam, ya kaybolurum ya da ma'kul bir çerçeveye ulaştırabilirsem insanlığı aydınlatırım, bu yüzden kaybolmam, inşallah hayra tebdil olur..."

YORUMLAR
  • Fatih Yıldız   14-04-2018 22:17

    Abi yüreğine sağlık güzel olmuş. Ama kurgu ve araya girmeler işin akışını bozmuş sanki.

Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA