Yazar : 213 Arif Arcan - 31 Mart Vakası; Osmanlı Aydın/Bürokratlarının Siyaset Güreşi
20 Nisan 2018 Cuma

31 Mart Vakası; Osmanlı Aydın/Bürokratlarının Siyaset Güreşi

Arif Arcan

13-04-2018 11:47

31 Mart Vakası; Osmanlı Aydın/Bürokratlarının Siyaset Güreşi

31 Mart Vakası yakın tarihimizdeki önemli meşum siyasal olaylardan birisidir. Rumi takvime göre 31 Mart 1325 tarihinde başlayan olaylar silsilesi “31 Mart Vakası” olarak kavramsallaştırılmıştır. Miladi takvime göre Rumi 31 Mart 1325 tarihi, 13 Nisan 1909 tarihine karşılık gelmektedir. 31 Mart Vakası, nedenleri ve sonuçları itibarıyla ideolojik yaklaşımların gölgesinde hakkıyla tartışılamamıştır. 31 Mart Vakası Türkiye siyasi tarihi açısından önemli bir olaydır. Bu kısıtlı yazıda olaylar bütün bir serencamı ile anlatılmayacaktır elbette. Dikkat çekilecek noktalar; olaylara neden olan olgular ile olaylara açık bir şekilde taraf olanlardan daha çok, örtük/gizli taraflar ile bu tarafların girişmiş oldukları siyaset güreşinin toplumsal alanda açmış olduğu derin yara ve travmalardır.

İttihat ve Terakki Cemiyetinin (İTC) etkin muhalefeti 23 Temmuz 1908 tarihinde başarıya ulaşmış, II. Meşrutiyet ilan edilerek anayasal parlamenter düzene geçilmiştir. III. Selim ile başlayan ıslahat hareketleri II. Mahmud ile yaygın reformlarla devam etmiş, Tanzimat dönemi ile birlikte modernleşme hareketlerine dönüşmüştür. Osmanlı Devletinin modern bir devlete dönüşme çabaları dolaysız olarak bir üst yapı dönüşümüdür. Değişim ve dönüşümün aktif yürütücüsü devlet olunca değişim ve dönüşüm iradesi üstten alta doğru cebri bir seyir izlemiştir. Bir “devlet işi” olan dönüşümün aktif yürütücü öznesi ise devlet aygıtını oluşturan sivil ve askeri bürokrasidir İTC böylesi bir değişim ve dönüşümün ürünüdür.

Türkiye’de siyaset yapma biçiminin ana yönelimi; izzet ve ikbalin biricik kaynağı devlet katını etkilemek ve nihayetinde onu ele geçirmek olduğu için devlet aygıtını oluşturan bürokrasi unsurları aralarında sürekli olarak çatışmışlardır. Tanzimat dönemindeki yüksek bürokrasi diktasına bir tepki olarak alt ve orta sınıf bürokratlar tarafından kurulan “Yeni Osmanlılar Grubu” süreç içerisinde İTC’ne dönüşmüş, toplumsal muhalefeti temsil yeteneğini de kazanan İTC bu çatışmadan başarı ile çıkarak iktidara el koymuştur.

Herhangi bir devlet tecrübesi olmayan İTC kadroları kurdurduğu hükümetlere girmemiş ancak dışarıdan müdahil olmuştur. Güdümlü hükümetlerin icra açısından başarısızlıkları ve Osmanlı Meclisindeki etkin muhalefete karşı koyamamaları nedeniyle oluşan hükümet krizleri iktidara geçişi daha yeni olmasına rağmen halk nezdinde İTC’ne karşı bir güvensizliğin oluşmasına neden olmuştur.

Fransız Burjuva Devriminden etkilenen İTC, bu devrimin Jakoben tavrını keşfetmekte gecikmeyecektir. Fransız Devriminde olduğu gibi kendisini “Yeni Rejim”, II. Abdülhamid’in temsiliyetindeki rejimi de “Eski Rejim” olarak ilan eden İTC, Fransız Burjuva Devriminin Jakoben tavrı olan Yeni Rejimi koruma ve kollama adına iktidarını siyasal şiddet kullanarak pekiştirme faaliyetlerine girişmiştir. 31 Mart Vakası bu pekiştirme faaliyetlerine uygun bir zemin hazırlamıştır.

31 Mart Vakası “Din elden gidiyor!” ana temasının merkezinde alaylı askerlerin başrolde olduğu organize olmayan halk ayaklanması süsü verilen meşum bir harekettir. 31 Mart Vakası elbet İTC’nin bir tertibi değildir ama İTC bu hareketi mahir bir şekilde kullanmıştır. 31 Mart sürecine nasıl gelindi? 31 Mart Vakasının arka planı nedir?

1- Osmanlı Devleti bürokrasisinin sacayağı olan Askeriye, İlmiye ve Mülkiye aşırı bir şekilde siyasallaşmıştı ve bu siyasallaşmanın nedeni bizatihi İTC’nin kendi siyasallığıdır. İTC iktidarı ile birlikte özellikle askeriye içinde siyaset yapmak yasaklanmışsa da İTC böylesi bir geleneğin temsilcisi konumunda olduğu için askere siyaset yapma yasağını yürütmekte başarılı olamamıştır. Kaldı ki 31 Mart Vakasında zinde bir güç olarak kendisini gösteren “Hareket Ordusu,” İTC’nin neredeyse özel ordusu olarak algılanmıştır.

2- İTC iktidarı ile birlikte devlet görevlerinden el çektirilen, tenzili rütbe ile görev yerleri değiştirilen, memurluktan çıkarılan yüzlerce alt, orta ve yüksek sınıftan bürokrat el altından veya açıkça İTC aleyhine faaliyet göstermişlerdir. Bu faaliyetlerin en etkili ve can alıcı noktasını ise din merkezli söylemler oluşturmuştur. İTC mensuplarının Müslüman olmadıkları, İslam Dinine düşman oldukları ve Şeriatı ilga edecekleri propagandaları İTC tarafından itibarsızlaştırılan bu bürokratlar tarafından yapılmıştır. Osmanlının aydın kesimini oluşturan bürokrasi sınıfı daima siyasal kavgalarına halkı ortak etmeye çalışarak kendi siyasal haklılık ve meşruluklarını sağlamaya çalışmışlardır. Türkiye’nin bölünmüş bir toplumsallığa sahip oluşunun ana nedenlerinden birisi işte bu aydın/bürokrat sınıfının siyasal faaliyetlerine halk nezdinde bir zemin arayışı çabalarının patolojik üretimleridir.

3- İTC’nin iktidarı ile birlikte devlet katından beslenen yeni ekonomik örüntüler eskilerin elbet tepkisini çekmiştir. İTC’nin “milli ekonomi” söylemi doğrultusunda oluşturmaya çalıştığı “Türk Burjuvası” yeni bir vurguncu tipolojisinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. En büyük satın alıcı konumundaki devletten menfaatleri kesilen eskiler 31 Mart Vakası yangınına kara propagandaları ile odun taşımışlardır. İTC’nin Türk burjuva sınıfı oluşturma gayretleri salt ekonomik örüntüler ile açıklanamaz. İTC kendince Fransız Burjuva Devriminin bir benzerini yaptığını iddia ediyordu ama bu devrimin burjuvası yoktu. 

4- II. Abdülhamid döneminde sürgünde olanlar geri dönmüşler ve siyaset yapmaya devam etmek istemişlerdir. İTC bu şahısların çoğuna kapılarını kapatmıştır. Diğer taraftan başından beri İTC içerisinde olup da İTC’nin iktidarı ile birlikte artık kendisine yer bulamayanlar İTC’ne küsmüşler ve mühim bir küskünler topluluğu oluşmuştur. Hem İTC siyasi saflarına giremeyen eski rejim muhalifleri hem de İTC’nin küskünleri İTC aleyhine muhalefet yapmışlardır. 31 Mart Vakasının arka planında bu nitelikteki siyasilerin büyük etkisi vardır.

5- 31 Mart Vakasında başrolü oynayan askerleri ayaklanmaya sevk eden saikler nelerdi? Mecburi askerlik sürelerini tamamlamış olmalarına rağmen terhis edilmeyen erlerin tepkisi üst seviyedeydi. İTC iktidarı ile birlikte değişen ordu nizamnamesi oldukça ağır askeri talimleri öngörmekteydi. Bir türlü terhis edilmeyen erat üstüne üstlük bu ağır talimlerden oldukça şikâyetçiydi. Subaylar arasındaki mektepli-alaylı çekişmesi ordu içinde öteden beri temel bir çatışma alanını oluşturmaktaydı. İTC’nin alaylı subayları tasfiye ederek yerine mektepli subayları yerleştirme gayretleri alaylı subaylar arasında mektepli subaylara karşı husumet ve nefreti katmerli olarak arttırmıştır. Diğer taraftan II. Abdülhamid’in iktidarı döneminde saray muhafız gücünü oluşturan Türk etnik unsurlarından oluşmayan askerler ile diğer askerler arasında etnik husumet de mevcuttu. 31 Mart Vakasında ayaklanmaya katılan askerlerin kahır ekseriyetinin Arnavut, Çerkez ve Arap etnik unsurlardan oluşması tesadüfi değildir. Kaldı ki İTC’nin Türk milliyetçiliği eğilimleri bilinen bir gerçektir.

6- Devletin aktif yürütücülüğünü yapmış olduğu sürekli ve cebri değişim ve dönüşüm çabaları halk kesiminde her zaman için belirli bir direncin oluşmasına neden olmuştur. İTC’nin sosyal mühendisliğe varabilecek hızlı ve şiddetli değişim ve dönüşüm baskısı bu tepkiyi iyice açığa çıkarmıştır. Devlet neredeyse bir yüzyıldır kendisine sürekli bir yön tayin etmeye çalışıyor ama hayat bir türlü olağan akışına girmiyordu. Önemlisi İTC’nin güçlü bir ordu kurma isteği uzun yıllardır yıpratıcı savaşlarla bitap düşmüş halkı tedirgin ediyordu. Silahaltındakiler terhis edilmediği gibi yeni askere alma söylentileri halktaki tedirginliği tepkiye dönüştürüyordu.

31 Mart Vakası süreci muhaliflerin İTC’ni köşeye çıkıştırarak iktidardan alaşağı etme çabalarının sokağa yansımasıdır. 31 Mart Vakasında sayısız cinayetler işlenmiştir. İTC Hareket Ordusunu kullanarak ayaklanmayı çok kanlı bir biçimde bastırmıştır. Bu bağlamda 31 Mart Vakasının sonuçları nelerdir?

1- İTC özgürlükçü söyleminden vazgeçerek iktidar tahkimini baskıcı bir mahiyete taşıma zeminine ve meşruluğuna kavuşmuştur. 31 Mart Vakasından sonra İTC siyasal şiddet dozunu arttırmış, meclis, hükümet ve parti organları baypas edilerek en hayati kararlar parti oligarşisi katında alınmıştır.

2- İTC II. Abdülhamid’in muhalefeti merkezileştirerek tekrar etkin bir güç olarak geri döneceğinden korkmuş ve 31 Mart Vakasını bahane ederek II. Abdülhamid’i padişahlıktan indirerek “hal” etmiştir.

3- İktidar tahkimi ve muhalefet unsurlarına karşı önemli bir baskı unsuru olarak “irtica sopası” keşfedilmiş ve oldukça kullanışlı bir araç olarak siyasal hayatımızda başköşedeki yerini almıştır.

4- 31 Mart Vakasında güya İslam Dinini ve Şeriatı temsil ettiğini iddia eden şaibeli şahısların büründükleri çarpık tipolojiler, Müslümanların siyasallığının karikatürize edilmesine yol açmıştır. Önemlisi ayaklanmada başrol oynayan bu çarpık tipolojilerin alenen işledikleri vahşi cinayetler seküler ve laik yaklaşımlara bir haklılık ve meşruiyet zemini oluşturmuştur.

31 Mart Vakası yakın tarihinizde vuku bulmuş meşum siyasi bir olaydır. Hülasa 31 Mart Vakası Osmanlı aydın/bürokratlarının aşırı şekilde siyasallaştırılmış bir zeminde haklılıklarını ve meşruluklarını halktan devşirmeye çalışarak girişmiş oldukları kanlı siyasal bir güreştir. Vesselam.

YORUMLAR
  • Arif Arcan   14-04-2018 13:16

    Aleykümselam İbrahim kardeşim. Katkın için teşekkür ederim. Burjuva kamusunun ürettiği aydın ve entelektüel ile bizim düşünce evrenimizin ürettiği aydın ve entelektüel arasında mahiyet farkı var ve bu mahiyet farkı herşeye rengini veriyor.

  • Arif Arcan   14-04-2018 01:23

    Mustafa Ağabeyim bende seni hasretle kucaklarım vesselam

  • ibrahim   14-04-2018 01:05

    Belkide siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel alanda yaşadığımız kimlik krizi/bunalımı angajmanı ve bağajı olmayan, toplumun daha sağlam bir kimlik inşaa etmesini sağlayacak aydın, münevver sınıfın eksikliğiyle alakalıdır. Daha doğrusu devlete ve iktidara mesafeli, (yakında olsa), gerçekleri ve hak olanı sadece rizay-ı ilahiyi ve toplumun ve insaların selametini gözeterek dillendiren güçlü seslerin olmayışıyla alakalıdır. Mesalla, Batı bu bağlamda, yani özgür ve eleştirel düşünen fikir adamlarının varlığı bakımından, daha avantajlı bir konuma düşmektedir, çünkü bu durum ona modern ve post modern dünya yı inşaa etme şansını vermiş ve diğer tüm medeniyet iddiası olan toplumları peşinden sürükleme şansı vermiştir, her nekadar bu iki olay dünyayi ve bizi olumlu ve olumsuz anlamda derinden etkilemişse de. Mesala, Socrates, Platon ve Aristoteles’ten Nietzsche, Kant, Hegel ve Americakalı siyaset bilimci John Rawls’a kadar düşünür silsilesi böyle bir aktif düşünce havzasının meyveleridir. Haksızlık etmeden ifade edeyim ki, bizde de Kindi’den Farabiye, Maverdi’den ibn Haldun’a kadar benzer bir silsileden bahsedilebilse de, daha sonra gelen taklid ve şerh geleneği bu akımın belini kırmış, Osmalı düşüncesinin belkemiği oluşturmuş ve alternative bir düşünce alanina izin vermemiştir. Bu düşünsel sığlıkta, devleti 19 yy. da Batı’nın entellektüel meydan okuması karşısında çaresiz kalmıştır. Doğal olarak ta devlet vaziyet alarak suni bir ideologik direç noktası oluşturmak istemiş fakat bu kendi hırsları ve ikballeri peşinde koşan, az mürekkep yalamış brokrat kesimini iktidarın tek hakimi haline getirmiştir. (Afin Abi, sadece 31 Mart Vakası’nı anlama bakımında bir katı olsun diye, Selamla İbrahim)

  • Mustafa Öner   13-04-2018 14:03

    31 Mart vakası vakti zamanı olan yıl dönümününde, geçmiş dönemlerde durulduğu kadar gündeme getirilmedi her nedense! sanki ironik bir gönderme mi yapıldı tam çözemedim; hani derler ya tarih tekerrürden ibarettir diye! ve İTC kısaltması oldukça yabancı kaldı ve sempatik bulmadım. her geçtiği cümlede İttihat ve Terakki Cemiyeti olarak tekrar edilse idi çok daha anlaşılır bir çalışma olurdu diyorum vesselam.

Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA