Yazar : 501 Ramazan Kayan - Ene’nin Egemenliği
24 Eylul 2018 Pazartesi

Ene’nin Egemenliği

Ramazan Kayan

13-04-2018 11:11

Ene’nin Egemenliği

Modern zamanları, benliklerin kışkırtıldığı “enaniyet çağı” olarak tanımlarsak herhalde abartı yapmış olmayız… Zira liberalizmin toplumları dönüştürücü gücü kişisel özgürlükler bağlamında bireyselleşmeyi ve bencilleşmeyi sistematik olarak besliyor… Kolektif ruhun yerini katı bireycilik alıyor… “Ego”ların egemenlik savaşları sınır, kural, kriter tanımıyor… Toplumsal tesanüdü ifsat ve iğfal eden egoizm, salgın bir virüs gibi yayılmaya devam ediyor...

Egoizm insanı şımartıyor, azdırıyor, saptırıyor…

“Ego”su ile çamurlaşan ve çirkinleşen insanlar ne kadar da çok! Bencillikle büyüklenmiş, behimi arzularla büyülenmiş, şehvani arzularla dizginlerinden boşalmış çağın insanı kontrolsüz… Artı bir o kadar da kavgacı, kaprisli ve kompleksli… Asabi, gergin ve acımasız… Doyumsuz, güvensiz ve huzursuz…

Peki, egoizm nedir?

Herkesi ve her şeyi kendi çıkarı için kullanma isteği… Bunun ileri aşaması ise: Egosantrizm; kendini üstün görme, kendini her şeyin amacı olarak kabul etme eğilimi… Kendi üstünlüklerini sayıp dökme çabası… Kendini eşsiz görme, kendinde mutlak üstünlük vehmetme illeti… Ve bu marazın bir sonraki evresi narsizm; kendine hayran, âşık… Adeta kendine tapınmacı ruh hali… Ve son aşaması: Heva’nın ilahlaştırılması… İşte insanoğlunun derununda devam eden Hak-Batıl savaşı… Belki de savaşların en zorlusu…

İnsanı şeytanın maskarası kılan egoizm… İblis’in en güçlü silahı; insanı enaniyeti üzerinden vurmak…Allah adına değil kendi adına hareket etmek…

Enaniyet vadilerinde koşanların temel felsefesi: “Kendim için varım.” İlişkide bulunduğu herkes ve her şeyi kendi yararına kullanma hırsı… Kendini kutsama, kendi kendini fetişleştirme girişimi…

Birçok insanın iç dünyasındaki gizemliliklerde gezindiğiniz zaman “ene”ler üzerinden depreşen nice “ben merkezci” algılara tanıklık edebilirsiniz…

O hep kendini seçilmiş, korunmuş, sonsuz nimetlere mazhar olmuş görür… Kendi dışındakiler sıradan, boş-beleş insanlardır… Hor-hakir varlıklardır… Güdülmeye, kullanılmaya yatkın yaratıklardır… Sadece kendisi misyon adamıdır… Allah’ın bu topluma bir lütfudur…(!)

Öyle ki, enaniyet sınır tanımaz, kendini hiçbir kalıba sığdırmaz… Tek haklı kendisi… Tüm doğrular da kendisinde… Kendi dışındakileri ne görebilir, ne bilebilir, ne de duyabilirler… Kendisinin olmadığı yerde her şey batmıştır, bitmiştir…

Başarının, zaferin, kazanmanın, üstünlüğün odağında hep kendisi vardır… “Ben yaptım” edası, “Çözüm bende” cakası…

Bazen de enaniyet hızını alamaz, daha üst perdeden kendine paye biçer:

“Ben Mehdiyim.”

“Ben Mesih’im.”

“Ben Müceddidim.”

“Ben Gavsım.”

“Ben Kutubum.” Hezeyanları halkın zihnini çelme operasyonlarına dönüşür… Bu hafakanlar hakikat yoluna döşenmiş dinamitlerdir… Belki de megalomanik ruh halidir… Etrafındaki yalakalar, yandaşlar, yağcılar, yardakçılar pohpohladıkça, nefislerini okşadıkça, alkışladıkça “ne oldum delisi” oluverirler… Kırıp-dökerler… Ezip-geçerler… Varsa, yoksa sadece kendileri…

Tevhit ve takvada karar kılmayanlar için “ene” derin bir gayya, dipsiz bir girdaptır…

Esfele çakılı kalanlar genelde “ene”nin gurur, kibir, çalım ve cakasına takılı kalanlardır…

İman ve ihlasla konumlandırılmayan “ego” nefret, hiddet ve şiddet yatağıdır…

Benlik zindanı bireyi bitiriyor… Kendini eşsiz ve üstün görme hali tükenişin tetikleyicisi oluveriyor…

Bazen de gizli benlikler örtülü enaniyetler takva elbisesi, tevazu görüntüleriyle yapacaklarını yaparlar. Sureti haktan görünerek gizli emellerini sürdürürler...

Evet, enaniyet nefsin kötüye kullanılmasıdır... İnsanın kendini suistimal etmesidir... Kulluğun riya, süm`a, ucubla kirletilmesidir... İyilikleri, güzellikleri kendinden bilmek bir anlamda "şirk-i hafi"dir... Şükrün, hamdın olmadığı, insanın haddini bilmediği yerde artık gizli şirkin ve nankörlüğün kapısı açılmıştır...

Hâlbuki; “bütün iyilikler Allah`tan, kötülükler ise insanın nefsindendir.

Tahdis-i nimette bulunmayan, nefs-i emmarenin egemenliğine boyun eğmiştir...

Kendilerini bulunmaz Hint kumaşı sananlar, sahaya indiklerinde işte o zaman kumaşları ortaya çıkar.

Her şeyi kendilerinde bilenler önce kendilerine zulmediyorlar... Kendilerini öne çıkarmakla Allah`a karşı saygısızlıkta bulunuyorlar...

O İblis değil miydi yaratılış maddesini öne çıkararak, “ben ondan hayırlıyım” edası ile istikbarda bulunan...

Bugün de enaniyetlerimizi ayaklar altına aldığımız zaman birlikte yol alabiliriz... Kardeşliğimizi kundaklayan enaniyetlerimiz değil midir?

Bencillerin ne aidiyeti, ne cemaati, ne vahdeti, ne kardeşliği, ne de ümmeti olur. Varsa yoksa sadece kendileridir ve özelleridir...

Egoistlerde kolektif ruh, paylaşım bilinci aramayın; merhameti tüketmiş, kardeşliği bitirmişlerdir...

Kendi başına buyruk, kimseyi takmayandan ne hayır umulur?

Ben merkezciliğin meşum sonuçlarını az yaşamadık... Gurup, hizip enaniyet ve asabiyetlerinden dolayı az bedel ödemedik...

Artık “ene”lerimizi, bir “abd” bilinci ile kontrol altına almamız elzemdir...

Özgüven sahibi olabiliriz ama öncelikle Allah’a güvenmek zorundayız...

İnsan aczini, fakrını, zaafını anlamadıkça kendini beğenmişlikten kurtulamıyor... Veb, buhl, fahr, şuh, kibir yakasını bırakmıyor...

Burada olması gereken “ben”in “biz”e inkılabıdır...

Tevazu, takva ve tevbe ile teskiye sürecimizi tamamlamaktır...

Kendimizi öne çıkarmadan, Müsebbibü’l-Esbaba yönelmektir...

Ve şu duayı yaşamın serlevhası yapmaktır:

Allah`ım! Beni göz açıp kapayıncaya kadar bile nefsimle baş başa bırakma.

Kalıcı çözüm; istiaze, istiane ve i’tisam ile Allah`a bağlamaktır...

YORUMLAR
  • Mustafa Öner   23-04-2018 16:17

    Alimlerin, fikir adamlarının, maneviyat önderlerinin, yöneticilerin, komutanların "ben"lerine yenik düşmeleri insanlığın en büyük felaketlerindendir. hasbihaliniz için teşekkürler hocam.

Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA