Yazar : 212 Veysel Ocak - Kaybederek kazanmaktan yorulmadık mı?
21 Agustos 2018 Salı

Kaybederek kazanmaktan yorulmadık mı?

Veysel Ocak

29-03-2018 16:02

Kaybederek kazanmaktan yorulmadık mı?

Muhalefet ve Eleştiri:
Muhalefet ve eleştiri kavramları farklı anlamlarda olmasına rağmen, düşünce dünyamızda genelde aynı anlamda anlaşılır. Şüphesiz bu iki kelimenin birbirine benzer ve ortak yanları vardır. Fakat bu iki kelime arasında nüans farklılığı gibi görünen ama oldukça önemli olan farklılıkları vardır. Bu özellikler o kadar önemlidir ki bu kelimelerin anlaşılmasındaki anlamlılığı oluşturan ve amacını belirleyen özgeliliği içinde barındırır.

Mesela muhalefet ile eleştiri arasındaki en belirgin farklılık ve ayrışma dirençtir, direniştir. Muhalefetin, muhalif olmanın içinde, duruşunda ve tavrında direniş vardır. Şüphesiz direniş önemlidir ve hem kavramsal olarak hem de koşullar açısından hayatta kalmayı sağlar. Fakat bu direnişçiliğin, düşünce ve tavırda ne kadar öncül ve baskınlığına bağlı olarak sizi çürütücü ontolojiyi de var edebilir.

Mesela, muhalefet ettiğimiz alana karşı direnişi çok ön plana çıkarırsan karşı tarafın iyiliğini göremez, iyi niyetini anlayamaz, onunla birlikte iyiyi bulma arayışına giremezsin. Hayatta kalabilirsiniz ama iyiye ulaşmada kendi direnciniz size de engel olur; arama körlüğü ve sağırlığı yüzünden sürekli varlık sorunu yaşarsınız. Var olma zeminsizliğiniz, ilkeli duruş gibi bir erdemi size sunmaz.

Fakat söz konusu eleştiri olduğunda, çok fark edilmese de paradigma değişir.

Eleştiri, eleştirinin yöneleceği alana veya tarafa bir şey söylemeden önce kendisine yönelmeyi edep olarak önceler.

Eleştiri, kendisine yönelmeden, başkasına yönlenmeyi episteme açısından hak olarak görse de ahlak açısından bunu kendi amaçlılığında içine sindiremez.

Dolayısıyla böyle bir edebi, hikmeti, varlığının içinde taşımayan söz yönlenmesi, mekanik görevini yerine getirir, en azından episteme açısından eleştiri olarak tanımlanabilir. Fakat sonuç açısından niyet tamamlanmaz.

Edepten mahrum söz yönlenmelerinde niyetin tamamlanması ve tanımlanması mümkün değildir.

Zira biçimsel olarak iki taraf olan duruş halinin bütünleşerek ve bütünlenerek, iyiye yönelmesi için iyi niyetin anlaşılması mutlak gerekliliktir.

Güven ortamı formüller ve ittifaklar yoluyla kurulamaz, akılla sürdürülemez, kalplerin sükun bulmasıyla alakalıdır.

Muhalefet ile eleştirinin ortak açmazlarından birisi, sınırlandırılma ve kendini sınırlandırma hastalığıdır.

Muhalefet de eleştiri de insanın düşünsel ve eylemsel boyutlarını sınırlayıcıdır. Zira bir yönlenme ve yöneliş içerir. Ve yönlendiği ve yöneldiği alan aslında onu sınırlandıran alandır

Sözün yöneldiği alan, koşulların ve sonucun meydana getirdiği bir durum olduğundan, her zaman sözü ve sahibini sınırlandırır. Sınırlanmaya mahkum eder. Söz ve sözün sahibi, bu yakıcı problemi aşacak köklü bir müktesebata sahip olması ve bu birikimi kullanma bilgeliğine sahip olması gereklidir.

Örneğin iktidar eleştirisi veya muhalefeti yapılıyorsa o iktidar onun önce düşünsel sonra da eylem sınırlarını belirleyici argümanlara sahip olduğundan çatışma kaçınılmazdır. Eleştiri ve muhalefetin duruş ve tavrı olur, tarafların nefisleri ve etkilendikleri sosyoloji vardır dolayısıyla, yönelişin, bu sorunlu durumu aşması gereklidir.

Muhalefet ve eleştiri sınırlandırılma ile çatışma içine çekildiğinde ve sınırlandırılmayı kıramadığında muhteremliğini kaybeder. Sonuç hüsran ve ayrışma olur.

İşte eleştiri ile muhalefet arasındaki fark burada ortaya çıkar.

Eleştiri muhalefet kısırlığından, dar kalıplılığından burada sıyrılır ve ayrılır. Yaslanılan düşünsel değerler sistemi, eleştiriye evrensel boyut kazandırdığı için yöneldiği alanın onu sınırlandırmasına müsaade etmez.

Eleştiri, muhalifliğin iticiliğinden edep sayesinde ayrışabilir.

Muhalefet, edebe, var oluş gerekçesi açısından ihtiyaç hissetmez; eleştiri ise edepsiz olamaz, bilakis edepten arındırılmış söz yönelmesi eleştiri tanımından çıkarak, muhalefete dönüşür.

Salt muhalefet edepsiz eleştiridir.

Eleştirinin muhalefete dönüşmemesi / dönüştürülememesi için, tarafların nefislerinin ve sosyolojisinin kuşatmasını yarmak için bir şey yapmak gerekir:eleştirinin yönü, yönlendiği alandan çok, yönlendirdiği alana işaret etmeli ve vurgu yapmalıdır.

Bir kere kimse kimseyi gölgeliğine çağırmamalıdır.

Bilinen sloganımız olan Allaha çağırmalıyız, hiç başaramamış olmamıza rağmen yapılacak tek şey Allaha çağırmaktır.

Yalnızca Allaha çağırıyor olmamızın kanıtı ise, Allah ile kurduğumuz ilişkinin görünürlüğüne bağlı olduğu için konu edepte düğümlenmektedir.

Edep bir mod hali değildir; Hakikate olan sadakat ve teslimiyettir.

İşte eleştirinin muhalefet ile yollarını ayırdığı nokta buradan başlar ve yöneldiği alanı, kendisiyle beraber hakikatin alanına taşıma gayreti olarak zuhur ederek inanılır hale gelir.

Allaha çağırmak doğru başlangıçtır ve en önyargısız alandır. Tarafların başlangıç yerini benimsemeleri başarıldığında, hakikatin gönülleri tutuşturacak ateşi yakılabilir ise sorunu çözmeye başlamışız demektir.

Burada Fussilet suresi 33 hatırlatmak gerekiyor.

Bir de muhalefet ile eleştiri arasında duygusal fark vardır ki, ikisi arasındaki farkın en büyüğü buradadır.

Akıl, bilgi, usul, formül, hepsi devre dışıdır ve kalp devrededir. Burada ne söylediğinden daha çok, ne hissettiğinin hissettirilmesidir ki, bu iklime hiçbir kalp direnemez.

Muhalefette ise ne söylediğin baskındır.

Eleştiride ise söylediklerimizi / söyleyeceklerimizi, ne hissettiğimizin içine koyarak yönlendirilmesi olmazsa olmaz şarttır. Taraf, eleştiricinin ne hissettiğini hissederse, iyiye ve doğruya teslim olur; dostluk, kardeşlik gerçekleşir.

Karşısındakini kazanmaktan daha çok kaybetmeme duygusu hissettirilmelidir. Muhalefet böyle duygulara çok uzaktır.

Eleştiride öncelik kaybetmemektir; hem hakikati, hem hakikat yolunu hem de sözün yöneldiğini kaybetmemek kazanmaktan daha önemlidir.

Kaybederek kazanmaktan yorulmadık mı?

Selam ve dua ile

Veysel Ocak

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA