Yazar : 256 Abdulaziz Tantik - İlişkinin Mahiyetine Dair…
24 Mayis 2018 Perşembe

İlişkinin Mahiyetine Dair…

Abdulaziz Tantik

23-03-2018 11:26

İlişkinin Mahiyetine Dair…

İlişki öznenin içe ve dışa açılımıdır.

Öznelerin ilişkisi olabilir. Diğer varlıkların zorunlu hallerini yaşadıkları bir zeminleri olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Ancak insan iradi olarak tavırlar geliştirdiği ve bu tavırları bir maksada binaen yaptığı için ilişki diyoruz. İnsan, kendi içine bir yolculuk yapar, tıpkı dışına yaptığı yolculuk gibi… İnsan içini keşfetmeden dışını keşfetme aşamasına geçemiyor. O yüzden Platon’un Akademya’sının girişinde ‘Kendini Bil’ yazardı. Sufiler bunu ‘Kendini bilen Rabbini bilir’ mottosuna taşıdılar. Ruhsal gelişimin dinamiği de içerden gerçekleştirilen seyrüsefere bağlıdır. Bir ilişki eğer içe ve dışa yönelik bir tutarlılığı ve prensipler bütünlüğünü de dikkate alıyorsa sorunu çözme konusunda önemli bir adım atmış olur. Ayrıca da nitelikli bir ilişkinin zeminini de kurmuş sayılır. Enfüste ve afakta ayetlerin gösterildiği şahsiyetin bu ayetlere aynı özelliklerle dikkat kesilmesi gereklidir.

İlişkide şahsiyet sahibi olmakla feragat etme ahlakını cem eden insan olur ve huzurlu olmanın imkânını bulur.

Genelde birey olmanın hep kendini düşünmek ve kendi çıkarını öncelemek olduğu söylenir. Buna ilişki denmez, ancak tek yönlü bir ilişki biçimi olur ki bu da sorunlu bir ilişkidir. Çünkü ‘keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner’… O zaman da sorun başlar. O yüzden şahsiyet sahibi kişi, hem özgürlüğünü elden bırakmaz hem de başkasını düşünerek kendi dışına ahlaki bir çıkış yapar. Çünkü onun özgürlüğü tam olarak başkasına yönelik geliştirdiği ilişkide billurlaşır. Yani başkasının ihtiyacını gördüğünde veya başkasına kendi ilkesel yapısı üzerinden bağ kurduğunda özgürlüğünü de hitama erdirmiş olur. İşte sağlam bir karakter, başkası için kendinden feragat ederek varlığın huzurunu sağlama konusundaki iradesini ortaya koyana aittir. Bu da doğal olarak huzuru sağlamaya matuf eylemleri kendisinin de huzuruna zemin oluşturur. Zaten insan, kendinden vazgeçince kendisi olabilen yegâne varlıktır. Bu yüzden içe dönük bakışı ona dışa dönük bir iradeyi harekete geçirme imkânı bahşeder.

Her halükarda bir ilişkiyi nitelikli kılan ise aşkınlık üzerinden kurulacak ilişkidir.

İşte ilişkinin mahiyetinin billurlaştığı zemin burasıdır. Aşkınlık, kişinin kendisini aşan bir gücün varlığının idrakinde olduğu gerçeğini tebellür eder. Bu idrak eylemlerinin mihenk noktasını oluşturduğunda kendisini bir tarafa bırakarak başkasına yönelik ilgisini canlı tutar. Çünkü aşkınlık üzerinden kurulacak ilişki, kibri, bencilliği, kin ve nefreti dışarıda bırakır. Yani ilişkinin mahiyetini beklentisizlik üzerine kurmuş olacaktır. Bu beklentisizliği de ancak aşkınlığı dikkate aldığında sağlayabilecek bir vasata sahip olacaktır. Daha anlaşılır olması için; ilahi rızaya dayalı eylemler, beklentisizliği gerek şart kılar. Çünkü sadece Allah’ı razı etmeye yönelik bir eylem ve niyet, varlığın herhangi bir katmanına dair bir beklenti içine girmesine engel teşkil edecektir. Yani ilişkinin niteliğini belirleyen şey rıza-i bariyi hesaba katan ilişkidir.

İlişkiyi ilişki olmaktan çıkaran şey ise insanın kibir, bencillik ve kötü emellere sahip olmasıdır.

İlişkinin kötülük üzerine kurulu olmasını sağlayan şey ise kendi rızasını ve beklentisini dikkate alan ilişki biçimidir. İnsan, duygusal bir varlıktır. Bu duygusallığın içinde kin, nefret, korku, sevgi, istek ve arzuyu da taşır. İnsan, ister korkusundan ister sevgisinden ister nefretinden ister kininden veya arzusundan bir eylemde bulunsun, o eylem sınırlı ve sorunlu olur. Çünkü başkası için olmayan şey kendisine de hayır getirmez. Bu yüzden kötü niyetlilikten beri olarak eylemlerimize sahip çıkmalıyız. Niyetin her amelin niteliğini belirlediğini dikkate sunduğumuzda bu mesele de vuzuha kavuşmuş olur.

İnsanın ilişkisi ruhunun dışa vurumudur.

Tam bu noktada insanın sahip olduğu ruhun kendisi açısından ne kadar önemli olduğu gerçeğine dikkat çekmek lazım… İnsan iki temel benliğe sahiptir. Asıl benliği kurucu benliktir. Yani fıtratının üzerinde bulunduğu benliktir. Yaratılış gayesine matuf bir iradeyi ve düşünmeyi içeren benliktir. Yani bütün benliklerin dönüp dolaşıp kendisine döneceği benlik bu… Bu benlik aynı zamanda ruhun makamını oluşturur. İkinci benliği ise kurulmuş benliktir. Hani her çocuk içine doğduğu kültür tarafından belirleniyor ya… Yani Yahudi, Hıristiyan, Müslüman veya modern kültürün içine doğan öncelikle o kültürün karakteristik özelliklerini edinir. Bir başka benliğe geçiş için kendi kurucu benliğine yöneldiğinde bir kültürden başka kültüre yönelir. Veya kültürel benlikler arasında da geçişler mümkün… Bu da o kültürel benliğin sahip olduğu akıl ve mantıki tutarlılık ile ilişkilidir. Ruh aşkınlıkla bağ kurduğu gibi içkinlikle de bağ kurar. Ve ruh her benliğin oluşumuna katkı sunar. Bu yüzden ilişkilerin niteliği ruhun hangi zeminde kendine yer bulduğuna göre biçim kazanır. Kab içindekini dışa vurur derler ya öyle işte ruhun dışa vurumu olur ilişkilerinin niteliğini belirleyen şey…

İnsan ilişkileri ile insan olma liyakati kazanır.

İlişkileri bozuk olan insanın insanlığı da bozuk olmaya mahkûmdur. İlişkide suçlu olan insanlığını kaybeder. İlişkileri bir bütünlük üzere algılamak ise kaçınılmaz olmalıdır. İlişkilerinin mahiyeti insanlığını belirliyor. İnsan olmanın yolu doğru ilişkiler kurmada yatıyor. Eğer, büyüklenme göstererek kendini başka türlü kabul ederek ilişki kurarsan kendini kaybettiğin gibi insanlığını da kaybedersin. O yüzden aklıselimi, kalbi selimi ve zevki selimi hiç kaybetmeden ilişkilerini gerçekleştirmelisin ki insanlığını tanıklık düzeyinde tutma becerisine sahip olasın…

İnsanın diğer insanlarla ve varlıkla ilişkisi nasılsa Rabbi ile ilişkisi de aynı mıdır?

Bu soru bize yukarıdan itibaren anlattığımız temel gerçekliği yeniden düşünmemize imkân tanır. İnsan Rabbi ile doğru bir ilişki kurduğunda bu diğer ilişkilerine de yansır. Ama yanlış bir zeminde Rabbi ile kurduğu ilişki diğer ilişkilerine de sirayet eder. Yani tevazu sahibi bir kul, Rabbi ile haddini bilerek kurduğu ilişki, kendi sınırlarına haiz bir insan olarak diğer insanların sınırlarını da gözeterek insan ve dolayısıyla varlık ile kurduğu ilişkide verici bir ilişki kuracaktır. Bu da onu nitelikli ve doğru bir ilişkinin mahiyetine taşıyacaktır.

İlişkinin mahiyeti bağlamında tek özneden hareketle çıktığı için bozuk çıktığında her tarafa sirayet eder.

Sonuç olarak ilişki bir bütünlük içerir. Ve insan bu bütünlüğü dikkate alarak ilişki kurmayı denemelidir. İnsan tevazu ve şükür sahibi olmakla yükümlüdür. Ve bu yükümlülük üzerine ilişkilerini kurmalı ve geliştirmelidir. Varlıkla kurduğu ilişkinin mahiyetini de bu tevazu ve şükrü hesaba katarak gerçekleştirmelidir…

Allah muradını en iyi bilendir…

YORUMLAR
  • abdulaziz tantik    26-03-2018 01:29

    ne olacak ki önce bu yazı iyice hazmedilecek ki yeni yazılar ortaya çıksın, ilişki belli, samimiyet ve saflık üzerinden aldatmayı ortadan kaldırdığımızda ilişki kendi normal konumuna yükselir. yani ilişki aldatma ile birlikte negatif bir boyuta taşınır. bu yüzden tedip ve adap ile ilgili ilkeleri hayatımızın nirengi noktası kılmalıyız. yani hayatımızda ilahi hükümleri hüküm ferma kılabilirsek ilişkiyi zemininde kurmayı başarabiliriz... ezcümle aldatmayı her alanda hayatımızdan çıkarmalıyız. taktik veya stratejik unsurların da bu aldatmaya meşruluk kazandırmaması koşuluyla tabii ki...

  • Mustafa Öner   25-03-2018 20:22

    sorun olan meseleye yine sorunsallık üretme potansiyeli olan içerikler ile dikkat çekmiş, dikkat kesilmişsin emice... ee; nasıl olacak?

Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA