Yazar : 493 Hayyam Celilzade - Devlet ve Adalet’in Değişen Doğasının Değişmez Olanla İrtibatı Üzerine-4
24 Haziran 2018 Pazar

Devlet ve Adalet’in Değişen Doğasının Değişmez Olanla İrtibatı Üzerine-4

Hayyam Celilzade

19-03-2018 10:53

Devlet ve Adalet’in Değişen Doğasının Değişmez Olanla İrtibatı Üzerine-4

Devlet: Devlet, yeryüzünde yaşama zorunluluğundan kaynaklı kaçınılmaz bir moment olarak insanın varoluşuna ilişkin bir entitedir. Devlet, insanın kendi başına olmama cihetinin telafisidir. Kanaatimizce, vahyin belirttiği cennet serüveninde insanın –arkeolojik anlamda cennet ve teleolojik olarak cennet- devlete ihtiyaç duymadığı, duymayacağı görüşünün başka şekilde mantıklı açıklaması verilemez. Zira cennet serüveninde insan, kendi başına olma ve olmama cihetini tam gerçekleştirebilme imkânına kavuşuyor ve cennette insanın sahne’yi var kılan büyük Öteki’yle kurduğu varoluşsal bağ dışsal değil, içsel mahiyet arz ediyor. İnsan yeryüzü serüveninde cennetteki büyük Ötekisi’nin yeryüzünde benzerini kuruyor. Bu benzerinin adı, devlettir. Dolayısıyla özel anlamda devlet genel anlamda insanın yeryüzünde oluşturmaya çalıştığı “varoluşsal tablo”, cennetteki serüveninin yeryüzündeki mimesisidir. Bu mimesis’in kopya olduğu unutularak, orijinalmiş gibi sahiplenilmesi ahlak alanında zulme, düşünce alanında paradokslara yol açıyor. Bu yeryüzünde oluşan/oluşturulan insani hayatın “varoluşsal tablo”su gerçek sahne’nin yerini nasıl alıyor? sorusu üzerinde durmamız icap etmektedir. Bahsettiğimiz mimesis’in kopya olmadığı, her dönemde ama özellikle modern dönemde daha şedit bir şekilde iktidar tarafından dolaşıma sokulmuş ve devletin ideolojik aygıtları tarafından insanlara bunun mutlak doğru olduğu telkin edilmiştir. Modern otoriter ve totaliter devletlerin oluşumunu, cennetteki serüvenin yeryüzü mimesisi’nin gerçek sahne’nin yerini alma teşebbüsünün radikalleştirilmesi olarak okuyabiliriz.

4.1

Devlet kurmak: Devlet kurmanın bir zorunluluk olduğunu belirttiğimize göre bu zorunluluğun mahiyetini irdelememiz gerekir. Yargı söz konusu olduğu zaman sıkça kullanılan bir deyimi, “adalet, mülkün temelidir”i zikretmek istiyoruz. Yani devletin en temel vasfı doğrudan adalet kavramıyla, adalet kavramıysa devletle irtibatlı; bu iki kavram arasında neredeyse ontik bir bağ söz konusudur. İnsanın cennet serüvenindeki büyük Öteki’nin zatında tecelli ettiğinden dolayı adalet ve otoriteyi bir ve tek şey olarak telakki edebiliriz. Adalet ve otoritenin ayrılması –ayrı ayrı şey olmasını kastetmiyoruz- insanın yeryüzü serüveniyle ilgilidir. Adalet ve otorite bir varlığın zatında cem olduğu için, insanın cennette adaletle ilgili sorunlar yaşaması teorik düzeyde mümkün olmakla birlikte böyle durumlarda, otoritesi her şeyin üstünde olan adil olan Öteki’nin, sorunu çözüme kavuşturması Zat’ı gereği zorunluluk arz etmektedir. Ancak insanın yeryüzü serüveni için aynı şeyi söylememiz zor neredeyse imkânsızdır.

Her ne kadar büyük Öteki, tarihe ve dünyaya müdahale etmiş olsa ve insana bir “imkân” sunmuş olsa da, hatta insan bu imkânın bilincine varıp, kabul edip ve gerçekleştirmiş olursa da müdahil olan’la kuracağı irtibat –yeryüzünde mevcut olmasından dolayı- dışsal olacaktır. Bu dışsallığın içselleştirilmesinin yeniden cennet serüvenine geçişe/dönüşe kadar mümkün olduğunu düşünmemekteyiz. Bu anlamda söz konusu “imkân”ın maksimum değerlendirilmesi ve istifadesi yeryüzü hayatında insana olabilecek en iyi, en ideal toplumu ve devleti kurmasına vesile olabilir ama hiçbir zaman yeryüzünde cenneti sahneleyemez. Yeryüzünün kendinde taşıdığı kabiliyet, böyle bir şeyin kurulmasına yetmiyor. Sahip olduğu her şeyi harekete geçirse bile, insanın böyle bir sahneyi yeryüzünde kurabilmesi kendisine bağlı olmayana sebeplerden dolayı imkânsızdır. Bu sebeple Müslümanların Asr-ı Saadet diye adlandırdıkları dönem bile cennetteki sahne’nin yeryüzünde kurulduğu/kurulması anlamına gelmiyor.

Meseleye böyle bir yorum getirmiş olmamız, insanın yeryüzündeki yaşam-dünyasını aşağıladığımız anlamına gelmemelidir. İnsanın, cennetteki serüvenini taklit etme girişiminin yanlış olduğunu düşünmüyor ve hatta taklit girişiminin insan için yegâne kurtuluş yolu olduğunu savunuyoruz. Ama bu taklidin orijinal sahnenin yerini tutmasının yanlış ve mutlaklaştırılmasınınsa yeryüzündeki varoluşu imha edici boyutu olduğu kanaatindeyiz.

Sonuç

İnsanın devlet kurma teşebbüsünü anlattıklarımız muvacehesinde ele alacak olursak, bu teşebbüsün, bir eksikliği giderme girişimi olduğunu anlayabiliriz. Devlet sayesinde insan kendi başına olma cihetinin yeryüzünde yol açtığı sorunları giderebilme imkânını elde etmiş oluyor. Hegel’in “devlet, iradenin yeryüzündeki hareketidir” ifadesini bu bağlamda ele almış olursak, devletin Tanrı’yı, -metinde kullandığımız tabirle insanın büyük Ötekisi’ni- temsil etme gücü yüksektir. Fakat Hegel’in olan’ı olması gereken olarak kabul etmesine katılmıyoruz, yoksa tespit ettiği noktanın doğruluk payını haiz olduğunu reddetmiyoruz. 

Bu anlamda devlet, insanın yeryüzünde cennet sahnesini kurma girişiminin en başarılı örneklerinden birisi ve en önemlisidir. Devletin meşruiyet kaynağının bu anlamda kendisinden kaynaklandığını düşünmekteyiz. Zira devlet kendisinde yeryüzünde cennetteki insanın bütün cihetleriyle kendisini gerçekleştirmesini sağlayan büyük Ötekisi’nin mimesis’idir. Devlet olmaksızın, insan yeryüzünde kendisini bütün cihetleriyle gerçekleştirme imkânından mahrum kalmaktadır. Devlet olmaksızın insan, bir anlamda insan olmaktan çıkar. İnsanın kutsal boyutunun garantisi olan devletin ortadan kalkmasının 2 anlamı mevcuttur ki bu anlamlar aynı anda aynı mekân için geçerli değildir. Bu iki anlamın birisi insanın cennetteki serüveniyle diğeriyse yeryüzü serüveniyle ilgilidir ve her iki mekânda devletin ortadan kalma zorunluluğu söz konusudur. Birinci mekândaki zorunluluk etik açıdan daha iyi, estetik açıdan daha güzel, ontolojik açıdan daha ontik/sahici aşamanın mevcut olduğundan dolayı insan lehine olan bir durumu imler. İkinci mekândaki zorunluluk, birinci mekâna geçme istikametinde insanın kendi başına olma ve olmama cihetinin tam gerçekleştiği, müdahilin sunduğu imkânın bütün boyutlarıyla gerçekleştirilmesi sonucunda vuku bulmuş ola bilir –ki birinci ihtimaldir. İkinci ihtimalse insanın, müdahilin ona sunduğu imkânı reddetmesi ve kendi başına olma cihetini en radikal boyutuna taşımasıyla, büyük Öteki’nin yeryüzündeki temsili olan fenomenin yani devletin yok olmasıyla olabilir.

 

 

 

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA