Yazar : 236 İsmail Kılıçarslan - Din güncellenmez, günceller
22 Haziran 2018 Cuma

Din güncellenmez, günceller

İsmail Kılıçarslan

10-03-2018 08:07

Din güncellenmez, günceller

İslam, 1.400 yıllık bir güncelleme paketini de beraberinde geliştirmiş, büyütmüş, yaşatmış bir dindir. Hem değişen şartlar açısından böyledir bu, hem de karşılaşılan yeni durumlar açısından. Hatta bunun kavramsal bir karşılığı da vardır ıstılahta: “Tecdid.” Belki şaşırtıcı gelebilir size ama misalen tasavvuf, başlı başına bir tecdid müessesesi olarak gelişmiştir İslam dünyasında.

Tecdid, “yenilenme, güncelleme” demektir ve şöyle anlaşılsa gerektir: İslam âlimi dediğimiz insanlar ya da İslam âlimleri dediğimiz topluluk, karşılaştıkları her yeni durum için bizatihi dinin içinden bir yorum üretirler. Böylelikle “zamanın çocukları”na zamanın sorunları için çözümler bulurlar.

Anlaşılsın diye söylüyorum. Bir “dini bilgi kaynağı” olarak kıyas ve icma, tam da bu tecdid meselesine yarar. Sözgelimi “şarap ve benzer bir iki içki dışında içki bilmeyen” Arap Müslümanlar, kanyakla karşılaştıklarında “içki yasağı” hükmünü kıyas yoluyla ona da uygularlar. Sözgelimi güzelleşmek için estetik ameliyat yapmak icma ile sakıncalı, organ nakli icma ile helaldir.

Biraz derinleştirelim meseleyi. Bugün “fıkıh arkeolojimizin” en değerli kitaplarından biri, belki de birincisi olan Fetavayı Hindiyye bir tecdid hareketidir. Hindistan coğrafyası ile karşılaşan, etkileşime giren Müslümanların yeni durumlara karşı ürettiği bir “çözümler bütünü”dür aynı zamanda bu eşsiz kitap.

Rahatça anlaşılabileceği gibi, din, kendisini güncellemez. Ancak karşılaştığı her durumun hükmünü kendisine nispetle günceller. Din dili, İslam düşüncesi, fıkıh ve hukuk bahsinde bu böyledir.

Hatırlayacaksınız. Diyanetin ve sair İslam ulemasının verdiği son fetvalardan biri “bitcoinin haram olması” fetvasıdır ve tam olarak bir tecdid örneğidir. Dünyanın gündemine yeni girmiş bir kavrama karşı dinin pozisyonunu belirlemesidir çünkü. Şurası da vardır bir taraftan. Sanmam ama gelecekte karşılaşılan yeni bilgiler ışığında bitcoinin aslında caiz olduğuna dair bir kıyas, bir icma, bir fetva ortaya çıkarsa bu da bir tecdid meselesi olacaktır.

Bazen şaka yollu, bazen de ciddi ciddi sorduğum kimi sorular vardır. Mesela “DM’den yürümek caiz mi?” Mesela “seri favlamanın hükmü nedir?” Mesala “arkadaşımızın geliştirdiği knight online karakterini parayla satın alabilir miyiz?” Mesela “toplumsal fayda dahi olsa bir kişisel bilgisayarı hacklemenin dini hükmü nedir?”

Bu sorular, dinin doğrudan cevap üretmesi gereken sorulardır ve siz ister farkında olun, ister olmayın İslam alimleri halihazırda bu soruların tamamına cevaplar üretmekte, yani dinin güncellemesi işinde hizmet vermektedirler. Sözgelimi kendisiyle sürekli didiştiğim (ki bu didişmenin gerekçelerini zaman zaman kaleme de aldım) Nurettin Yıldız Hoca, trafik fıkhı, kamusal alan fıkhı, sosyal medya fıkhı gibi meselelere kafa yormakta, bu konulardaki görüşlerini derli toplu şekilde anlatmaktadır. Yani dini, bilgisi ve görgüsünce tecdid etmektedir. Burada şunu söylemek de gerekir elbet. Bana kalırsa Nurettin Yıldız ve benzer gayretler içerisinde olan bazı hocalarımızın ıskaladığı asıl yer “zamanın çocuğu” olma hususudur. Örneği aslın önüne yerleştiren din dilleridir. Bugünün yarasına çözüm üretmekteki çabalarının isabetsizliğidir. Bugünü tam olarak anlamadan bugüne dair konuşamazsınız. İşte tam da bu noktada şu girer devreye: “Fıkıh yaşar, fıkıh arkeolojisi ise müzelerin konusudur.”

Bakın size nefis bir örnek: Akdi nikâh yaparak (gerdeğe girmek kesinlikle yasaktır bu modelde) yaşı küçük çocuklarla nikâhlanabilmek Ortaçağ’da toprağı korumak, yetime sahip çıkmak, kan davasını önlemek gibi gerekçelerle uygulanabiliyordu. Buna cevaz vardı. Fakat 1917’de Osmanlı uleması bir kararname ile akdi nikâh müessesini kaldırarak nikâhın sadece kavli, fiili olabileceğini söyledi ve nikâh yaşı belirledi. Çünkü akdi nikâhı kaldırmak için (pedofili başta olmak üzere) elinde yeteri kadar delil vardı.

Ezcümle din değişmez, güncellenmez. Aksine, sürekli güncelleyerek, her duruma cevap vererek devam eder yoluna.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın “dinin güncellenmesi” konusunda sarf ettiği sözler bana bu yazdıklarımı çağrıştırdı. Doğrusu bu ya Cumhurbaşkanımızın da “dinin güncellenmesi” bahsinde bundan ayrı düşünmediğini biliyorum. Zaten Cumhurbaşkanı sözcüsü İbrahim Kalın’ın “ezmânın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz” şeklindeki Mecelle kuralını paylaşarak yazdığı “zamanın değişmesiyle içtihadi hükümler ve yorumlar değişir ve yenilenmeye ihtiyaç duyar. Kur’an ve Sünnet’in koyduğu hükümler ise sabittir. Kastedilen budur” mesajı, meselenin netleşmesini sağlamıştır. Buradan bir kriz üretmeye çabalamak beyhudedir.

Bu arada bir çıkma: Dinin tecdidi konusunda bir şaheser niteliğinde olan Mecelle’nin içeriğine şiddetle karşı çıkan bir topluluk da olmuştur vakti zamanında. Yani bu mücadele yeni değildir. Oldukça kadim bir meseledir.

Meselenin ek yeri ise şurasıdır. Kendisiyle didişmekten de, kendisini zaman zaman eleştirmekten de geri durmadığım Nurettin Yıldız Hoca’nın bir konuşmasının kuşa çevrilerek hakkında re’sen savcılık soruşturması başlatılması bir akıl tutulmasıdır. Bu akıl tutulması karşısında zil takıp oynayacak kıvama gelen bazılarının durumu ise ibretliktir.

Entelektüel düzlemde ilerlemesi gereken bir meseleyi soruşturmaya konu etmek de akıllara “savcıların başka bir amacı mı var?” sorusunu ister istemez getirmektedir.

NOT: Aslında yazmayacaktım, ama kendimi bir bakıma muhatap hissettim. Mehmet Ocaktan ve Akif Beki Hece Öykü Dergisi’ndeki Selahattin Demirtaş güzellemesine tepkisini gösteren herkesi “fanatik” ilan eden yazılar yazdılar peş peşe. Meselenin “edebiyat içerisinde” değerlendirilmesi gerektiğini savundular. Yazar Kemal Gündüzalp, Demirtaş güzellemesi yapmak yerine “edebiyatın içerisinde” kalmayı başarsaydı haklı olunabilirdi belki. Fakat bunun böyle olmadığı yazıda açıkça görülüyor. Üstelik buna tepki vermemiz ne Hece’ye saygısızlıktır, ne de Hüseyin Su ve arkadaşlarının kurduğu bu okul-dergiye vefasızlık. Tepki tepkidir yani bazen. Sadece tepkidir. Bu kadar abartmanın ve “fanatizm” suçlamasının âlemi var mı? Fanatizm, bizatihi bu yapılan değil midir?

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA