Yazar : 493 Hayyam Celilzade - Devlet ve Adalet’in Değişen Doğasının Değişmez Olanla İrtibatı Üzerine-3
21 Agustos 2018 Salı

Devlet ve Adalet’in Değişen Doğasının Değişmez Olanla İrtibatı Üzerine-3

Hayyam Celilzade

07-03-2018 17:17

Devlet ve Adalet’in Değişen Doğasının Değişmez Olanla İrtibatı Üzerine-3

Dışsal olan: İnsan kendi başına (kendi başına olmama cihetini dikkate almaksızın) toplumsal anlamda düzen oluşturamaz. Fakat modern dönemde insanın kendi başına olma cihetini radikalleştirerek kurduğu toplumsal yapılar söz konusudur. Bizim ileri sürdüğümüz görüş muvacehesinde modern toplumların mevcudiyeti açıklanmamış kalıyor. Bunun böyle olmadığını düşünüyor ve savunduğumuzun görüşün modern toplumların nasıl ortaya çıktığını da açıkladığı kanaatindeyiz. Nasıl? İnsan sadece kendi başına olma cihetini dikkate alarak toplum kurduğu dünyaya Tanrı’nın müdahalede bulunmasının hiçbir mantıklı açıklaması yoktur. Fakat vahiy bize Tanrı’nın dünyaya/tarihe müdahalede bulunduğunu bildirmektedir. Tanrı bunu, vahyin dilini kullanmış olursak, gönderdiği peygamberlerin/elçilerin eylem ve edimleriyle yapmaktadır. Dolayısıyla vahyin bildirdiği bu olgunun, aslında insanın kendi başına olduğu cihetiyle toplum kuramayacağı başka bir ifadeyle devlet de kuramayacağı, devlet söz konusu olduğu zaman en önemli kavram olan adalet’i gerçekleştiremeyeceği anlamına geliyor. Vahyin çizdiği tabloyu doğrulayan tarihsel verilere de sahibiz. Eski dönemlerde, ilk toplumların ortaya çıkışını analiz ettiğimiz zaman, meşruluk zemininin hep dünyanın ötesinde, tanrılar âleminde olduğunu görüyoruz. Bu durumun en güzel açıklamasını Marcel Gauchet’in Yurttaşını Arayan Demokrasi eserinde bulmaktayız.

Marcel Gauchet’e göre –ki meseleyi teolojik perspektiften ele almıyor ama ironik bir şekilde bizim tezlerimizi destekler görüşler ileri sürüyor- insan kendi başına hareket ederek, kendine dayanarak hiçbir zaman diğer insanlara hükmedemez, dahası insanlar kendi başlarına tamamen içsel koşullara referans vererek bir araya gelemezler. Marcel Gauchet’e göre insanları bir araya toplayan ve toplum kurmalarına vesile olacak dışsal etkenler olmaksızın hiçbir toplum veya devlet kurulamaz. Marcel Gauchet meseleye teolojik açıdan yaklaşmadığı için ona göre bu dışsal etkenlerin ontolojik olarak var mı yok mu olduğu pek ehemmiyet arz etmiyor. Ona göre esas olan böyle bir “yalan”ın mutlak doğru kabul edilmesidir. Bu fenomen sekülerliğin ortaya çıkması ve meşruluk kazanma sürecini de vuzuha kavuşturuyor. Zira seküler dönemde, insanlar ilkel dönemde dışsal olan etkenlerin insanlara içkin olduğunu ama böyle etkenlerin var olduğuna inandırıldılar. Dolayısıyla mahiyet itibariyle değişen bir durum söz konusu değil, değişsen sadece adlandırmayla ilgilidir, yoksa inanılan nesne aynı kalmaktadır. Seküler sahnede de insan kendi başına toplum kuramaz, “ilkel” yalanı yeniden devreye sokmak zorundadır.

Toplumun ve devletin meşruiyet kaynağı ilkel insanlardan bir sonraki aşamada Tanrıyı/tanrıları temsil eden dolayısıyla öte dünyanın temsilcisi olarak hükümdar figürü ön plana çıkmaktadır. Öte dünyayla irtibatı iptal eden kendine yeten cihetiyle insan, meşruluk kaynağını bu kez topluma içselleştirmekle birlikte yine meşruluğun kendinde olmadığını kabul etmiş olur. Yani kendi başına olma cihetiyle insan tıpkı ilkel/ilk döneminde olduğu gibi toplumun ve devletin meşruluk kaynağını kendi dışına atmaktadır. Görünürde her ne kadar meşruluğun kaynağı bizzat insanın kendisi görünmüş olsa da toplumsallığı içkin olan etkenlere (hiçbir şekilde de rasyonel şekilde açıklanamayan) referansla modern insan düzen kurmaktadır. Daha önce de belirttiğimiz üzere, insanın toplumsallaşması aslında onun kendi başına olma cihetiyle mevcudiyetini sürdüremeyeceği anlamına geliyor. İnsan, toplumsallaşması sayesinde büyük Ötekisi olanla kurduğu içsel bağın yokluğunu gidermiş oluyor.

Adalet: Araştırmamızın özünü oluşturan sorunun kilit taşı adalet kavramıdır. Kendi başına olan insanın adaletin, adil olanın ne olduğunu bilmesine imkân var mıdır? Yukarıda anlattıklarımızdan yola çıkarsak kendi başına olan cihetiyle hareket eden insanın böyle bir imkânı yoktur. Zira kendi başına olma cihetini radikalleştiren insanın adil düzen kurma adına adaletsiz bir düzen kurduğu göz önündedir. Adil düzen adına kurulan sahnenin etik açısından kötü, estetik açıdan çirkin, ontolojik açıdan inotantik olduğunu dikkate alırsak, kendi başına olan haliyle insanın adaletin ne olduğunu idrak etmesinin imkânı yoktur. Tanrı’nın dünyaya/tarihe müdahale etmesi sonucunda insan, adil olanın ne olduğunun bilincine varabilme imkânı elde ediyor. Zira bu müdahale sayesinde, insan kendi başına olmadığını yeniden idrak ediyor ve kendi başına olan cihetine “çeki-düzen” verme imkânı ortaya çıkıyor. Buradan, Tanrı’nın dünyaya/tarihe müdahale etmesinin zorunlu sonucu olarak insanın kendisine çeki-düzen vereceği ve yeryüzünde ideal toplumu, devleti kuracağı sonucu çıkmaz. Müdahale olgusu, insanın önüne sunulmuş varoluşsal ve epistemolojik bir imkân’dır. Bu imkânın bilincine varılması, kabul veya reddedilmesi ve gerçekleştirilmesi, insanın kendi iradesine bağlıdır. İnsan böyle bir imkân yokmuş gibi hayatına devam edebilir, bu o imkânın varoluşsal anlamda “yokluğu”, epistemolojik anlamda “geçersizliği” olduğu anlamına gelmez.

Adalet kavramı, adaletin tanımı insanın kendi başına olma veya olmama cihetlerinden birinin tarihsel süreçte ön plana çıkarılmasına mütevellit değişiklik arz etmeye başlar. İnsanın kendi başına olmama durumunun radikalleştirildiği dönem olan mitik evrede ve insanın kendi başına olma durumunun keşfedilmeye başladığı dönemde adalet kavramının ve bizatihi adaletin ne olduğunun nasıl anlaşıldığını irdelememiz gerektiğini düşünüyoruz. İrdelememize başlamadan önce, insanın kendi başına olma ve olmama cihetlerinin ne ilkinin ne de ikincisinin ön plana çıkartılmasını doğru bulmuyor ve her iki cihetin beraber yürümesi gerektiği –yeryüzünde hayat söz konusu olduğu zaman- görüşündeyiz. Dolayısıyla mitik evrede insanın kendi başına olmama cihetinin ön plana çıkartılması ve radikalleştirilmesinin tıpkı paralelindeki diğer radikalleştirme kadar zararlı ve yanlış olduğunu söyleyebiliriz.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA