Yazar : 256 Abdulaziz Tantik - İslamcılığın Çözüm Arayışı
18 Temmuz 2018 Çarşamba

İslamcılığın Çözüm Arayışı

Abdulaziz Tantik

22-02-2018 09:10

İslamcılığın Çözüm Arayışı

İslamcılığın eleştirel bir tavırla hareket sahasına çıktığını biliyoruz. Hem modern dünyaya bir itiraz ve hem de geleneksel düşünüşün iz düşümü olan geleneksel yapıya itiraz ederek varlık sahasına çıkmıştır. Bu durumun, islamcılığın hem gücünü hem de zaafını oluşturduğunu bugün daha net bir şekilde gözlemleyebiliyoruz.

İktidar odaklı bir hareket olan İslamcılık, meselesini siyasallık üzerine kurgulamıştır. Bu kurgu, yaşanan yüz elli yıllık bir süreçten sonra iflas etmiş durumdadır. Ak Parti iktidarı ve uygulamaları da liberal politikaları aşamayınca ve ulus devlet formunu aşacak bir siyasal bakış, Pakistan, Sudan, Cezayir, İran, Mısır ve en son Türkiye örneğinde verimli olmayınca yeni bir arayış kaçınılmaz oldu. Bu arayışı geleneksel yapı ile doldurmak isteyenler ortaya çıktı. Ama bu şiddeti doğurduğu gibi; el Kaide ve Daiş vesaire ile Tarikatların başını çektiği, büyük cemaatlerin varlık gösterdiği bu alanda da modern sorunlara hem teorik hem de eylem sahasında bir cevap üretilemedi. Son dönem tartışmalara bakıldığında sorulara verilen cevapların anakronik durumu içler acısı… Modernliği eksene alan modern İslamı bakışın da bu sahada yasakları esnetmek ve mekruhları mübaha doğru sürüklemekten başka seçenek bırakmadığı aşikar.

Yani ezcümle bugün sahada olan bakışların müslümanların sorunlarını ve sorularını kuşatıcı bir şekilde itminan sağlayacak bir vasatı inşa ederek karşılamadığı apaçıktır. O zaman bu bakışların sorunlu olduğu kabulü esas olmalıdır. Bu kabul üzerinden yeni bir bakışı ikame etmek daha kolay olacaktır.

Ama önce yapılması gerekenler vardır: modern çağ çok gürültülü bir çağ; bu gürültü, hem üretim hem tüketim ve her türlü boyutu  hesaba katılması gereken tahrik unsurunu taşıyor. Bu yüzden ortaya çıkan gürültü sağır edici bir ses yapısına sahiptir. Konuşanlar çok yüksek sesle konuşmak zorunda kalıyorlar ve tabii olarak çok çabuk sesleri deforme oluyor. (Bu gerçeği bir yere not edelim…) Ayrıca çok hızlı bir yaşam var. Bu hıza ulaşmak için çok yorucu bir hayat tarzını tatmak zorunda kalıyor insanlar. Bu yüzdende çok güçlü bir yorgunluk beliriyor. Bu yorgunluk üzerinden bir isteksizlik ve dolayısı ile bir belirsizliğe kapı aralayan duygusal boyut öne çıkıyor. Bitkin, bedbin, bitik, ne olursa olsun modunda bir duygusal karmaşa sahibi insanlar…

Bu süreci tersine çevirmenin bir imkanı olarak önce durmalı, durulmalı müslüman…  Durmalı, ki ne olup bittiğini anlamaya zemin oluşsun, durulmalı ki neler oluyor ve neler bitiyoru sağlıklı bir zihni kavrayışla anlamak için vasatını hazırlasın. Durulmalı ki, kirlenmenin ne olduğunu kavrasın ve bu kirlerden kurtulmanın mümkünlüğünü kabule hazır olsun. Böylece hem durmalı ve durulmalı ki yeni bir harekete güç ve takat kazansın. İşte bu güç ve takat üzerinden ayağa kalkacak potansiyeli harekete geçirsin.

Evet, yeni bir bakış esas olmalıdır. Bu yeni bakışımız bize yenilenmiş bir düşünce oluştursun. Bu yenilenmiş düşünce ile hem geçmişimizi hem de geleceğimizi düşünecek bir akli muhakemeyi ve bu muhakemenin dayandığı usulü inşa edelim.

Sorularımız olmalı…

Mevcut düşünce ve eylemlilik potansiyelimiz bize niye yol gösterici bir hüviyet kazanmıyor. Şunu demek sorunu çözmüyor: ‘Ya ideal olanı söylüyoruz ama bu uygulamaya geçmiyor.’ Bu bir açıklama olmadığı gibi sadece bizi aldatır. Çünkü eğer idealleriniz varsa o ideallere uygun davranacak bireyleriniz de olmalı. Belki de bu ideal diye düşündüğümüz şeyleri biz tam olarak kavrayamadık. Bir örnek verelim: hala din ile dinin yorumu arasına bir mesafe koyamadık. Bunu dile getirenler bile dini yorumlama biçimini dinin yerine ikame etme girişiminden feragat etmiyorlar. Yani kim din adına bir şey söylese, önce bu din yanlış anlaşılmış diyor, sonra da kendisi dinin doğru yorumunu izleyicilerine aktarıyor. Ama bakıyoruz ki, soruna çözüm diye ortaya konan bütün görüşler ve bakışlar, istenilen ahlaki zemini insanlar üzerinde bir örnekliğe dönüştüremiyorlar. O zaman burada bir sorun var. Zamanın ruhu derken zamanın ruhunu ıskalama gibi bir durumla karşı karşıya kalıyoruz. İdealize edilmiş bir asrısaadet rüyasını görenlerin sakil tutumları ise asrısaadeti tartışma alanına taşıyor. Modern çözüm arayışları ise sadece dinin sekülerleşmesinin zeminini oluşturmaktan başka işe yaramıyor. O zaman açık sözlülükle ve açık yüreklilikle bütün bu bakışların işe yaramadığını bilelim. İşe yarayacak, her bakışı, yorumu, yöntemi kendi gerçeklik zemini içinde anlamlandıracak bir duruşumuz olmalı. Çoğulcu bir bakışı içselleştirerek, Allah’ın rolünü üstlenmeden bir kul olduğumuzun bilinci ile harekete geçmeli.  Düşünmeli ve yeni bir bakışın imkanlarını elbirliği ile konuşmaya başlamalıyız…

Önce adımlarımızı netleştirelim:

İlk adım durmayı becerebilmeliyiz. Durmadan hareketi ve harekete dahil olan unsurların neye tekabül ettiğini anlamakta zorlanırız.

İkinci adımda durumu kavradığımızda bu durumun neye tekabül ettiğini kavramlaştırmalı ve bu kavramlaştırma üzerinden zihni bir faaliyete başlamalıyız. Soru açıktır: eğer bugün sorunlarımızı çözüme kavuşturacak bir istidada ve düşünceye sahip değilsek, ki değiliz. O zaman mevcut durumu gözden geçirmeli, güçlü ve zayıf taraflarını tespit etmeli, yarın için bize faydalı olan taraflarını ortaya koymalıyız. Yoksa türedi bir düşünce, düşünce değildir. Düşünce, tarihsel bir arka plana sahip olmalı ve bu sürekliliği sağlamalıdır. Ama yeni bir yoruma ihtiyaç olduğu da aşikar. Bu yorumun gerçekleştirilecek ilkelerini usul ilim geleneğinin yeniden gözden geçirilmesi ve onunla sürekliliği sağlayacak bir tonda yoruma kavuşturulmalıdır.

Üçüncü adımda malzeme elden geçirilmiş olarak yola çıkılmalı… İşte yola çıktığımızda azık yapacağımız kavramlarımızı oluşturmalı ve içeriklendirme zorunluluğunu taşımalıyız. Ve bu kavramlar üzerinden ilke ve usulümüzü inşa etmeliyiz. Bu süreçte sürekli bir yorum faaliyetinde bulunduğumuzu unutmadan ve dinin sahibi olmadığımızı sürekli hatırlayarak istişareye ve katkıya açık olmalıyız.

Dördüncü adım artık umut etmeye ve umudu dirilterek yeni bir dünyanın mümkün olacağını dikkate alarak çalışmaları bu umudu besleyecek ve yeni bir dünyayı kuracak örnek bir şahsiyetin oluşumuna çaba ve gayretleri yöneltmeliyiz. Örnek şahsiyetin varlığı örnek bir toplumsallığın varlığına delil olacaktır. İşte örnek bir toplumsallık inşa edilmeli, kendi kendine yeterli, ahlaki kriterleri yerine oturmuş, güven ve sadakati  öncelemelidir.  Her türlü yanlışa ve haksızlığa dur diyecek bir zihni donanımı  kuşanmalı.  Merhamet ve şefkatle davranmayı ilke edinen insanlar yeni bir dünya kurarlar.

İstişare ve paylaşımı eksene almış, kendisi yerine başkasını düşünen, aklını kutsamadan başka akılların yardımına muhtaç olduğunu akıldan çıkarmayan, ahlaki olanı her şeyin üstünde tutan, bencil, tutarsız, kibirli olmamayı bir ön kabul haline dönüştürmüş şahsiyetlerin varlığı yeni dünyanın müminleri olacaklardır. Zaten mümin bir ayağa kalksa dünya ayağa kalkar. Güneş çıktığında karanlık kaybolur. Mesele, karanlığın kaybolacağı bir güneşi ortaya çıkarmaktır.

Meraklısına; bu yazıya şu itiraz gelebilir: Somut neler yapılacağı açık bir şekilde dile getirilmeli… O zaman bu yazı kendini inkar etmiş olur. Burada yol işaretleri ve en genel biçimiyle neler yapılacağı aşikar kılınmıştır. Ayrıca bu satırların yazarı dinin sahibi değildir. Kendi anlayışı çerçevesinde görüşlerini dile getirmektedir. Ve her türlü katkıyı canına minnet bilmektedir. Şükran vesilesi sayar…

Son olarak şunu da kayıtlara geçirmeliyim; kim ki madde madde somut durumları önümüze koyuyorsa ya peygamber olduğunu bize ispat etmeli veya kendi dinini kurduğunu deklare etmelidir.

Selam ve dua ile…

YORUMLAR
  • Recep Turgay   23-02-2018 13:22

    Konumunu güce; gücü ve iktidarı kaybetmemeye göre belirleyenlerin derdi; modern sorunlara çözüm bulmak değil ki.Kendilerini tıpkı kapitalistler gibi paylaşmamaya ve herşeyin sahibi olmaya konumlandıranlar, İslamcılığı çoktan terk etti haberiniz ola !! Kafası karışık İslamcıların hali, kaderi; karşı olduklarına benzemek.Bu halden zihni aydınlık ve reçetenin çıkması yıllar alır, Vesselam

  • abdulaziz tantik    22-02-2018 21:48

    aslında her yazım bir konum bildirmedir. eğer bir yazı konum bildirmiyorsa zaten sorunlu demektir. ama kastınız yerini ifşa ediyorsun diyorsun sanırım. ben kendimi bildim bileli aslında hep aynı yerde durdum, kesiştiğim kardeşlerimle veya yollarımın ayrıldığı kardeşlerimle de hep aynı yerden hareket ettim... selam üzerine olsun güzel kardeş, iyi dost... Şevket Hüner...

  • abdulaziz tantik    22-02-2018 21:46

    münir kebir bey, milli irade ve iktidar gücünü by pas ne demek anlayamadım. ortaya bir öneri koyuyorum. buna doğru diyorsunuz. sonra şunu veya bunu hesaba katmıyor diyorsunuz. onlar kendilerini hesaba katsınlar. milli irade diyorsanız. islamcılık en büyük milli iradedir. eğer iktidar gücü diyorsanız. onlarda bu öneriye destek versinler. daha güzel işler yapılsın. meramınızı tam olarak anlayamadım işin doğrusu.... neyse yine de ilginiz için teşekkür ederim...

  • Münir Kebir   22-02-2018 15:41

    Makale,ağırlıklı olarak tesbit ağırlıklıdır.Çözüm olarak ta,doğru ve fakat milli irade ve iktidar gücünü by-pass yapmaktadır.Peygamberimize ;"Aya gidilecek mi?" sorusunu yönelttiklerinde,O da ; "illa bi Sultan" diye buyurmuştur.Yani bir fiziki güçle varılır anlamında.Öyleyse Tesbitler doğru ve fakat çözüm eksiktir.Bu da örgütsüz bir millet olmamızın sonucudur.Herşeyden önce,her fikre açık ama bu açık fikirlerden İmam-ı Azam'ın "Zamanın değişimine göre ahkâm da değişir" fetvasını Usul-ü Din (Akaid) konusuna zarar vermeyecek derecede ortak payda oluşturmalıyız.Bireysel atılımı kitlesel atılıma dönüştürmenin yolunu mutlaka bulmalıyız.İnşallah buluruz. Saygılarımla,

  • Mustafa Öner   22-02-2018 12:49

    http://www.insaenstitusu.com/durum-farkindaligi

  • Mustafa Güven   22-02-2018 12:15

    İslamcılık, tıkandığını, çözümsüzlüğe boğulduğunu kabul etmeden çözüm arayışları beyhudedir. Çünkü hasta hastalığını, hastalandığını ve bir tedavi/çözüm/arayış içinde olduğunu kabul etmiyor. İslam dünyası, öyle bir kriz ve depresyon içinde ki, başkasını/şeytanı/üst aklı suçlamaktan bir türlü kendisini masaya yatırmıyor. Nasıl bir yoz izlenmeli ki, hasta hastalığını kabul etsin.

  • Şevket Hüner   22-02-2018 10:03

    Bu yazıyı bir konum bildirimi olarak okudum...

Diğer Yazıları

Günün Makaleleri

ANKET - ARAŞTIRMA