Yazar : 481 Ümran Yaka - Bir Hılfu’l Füdul Örneği:
21 Agustos 2018 Salı

Bir Hılfu’l Füdul Örneği:

Ümran Yaka

21-02-2018 10:00

Bir Hılfu’l Füdul Örneği:

Okullara Diyanet Temsilcileri Geliyor

Cezaevleri ve hastaneler için yürürlüğe konulan manevi rehberlik hizmetinin kapsamı genişletiliyor. Diyanet İşleri Başkanlığınca hazırlanan “Gençlik Çalışmaları Yönergesi” uyarınca okullarda yeni yapılanmaya gidiliyor. Söz konusu yönergede manevi rehberlik ve din hizmetlerinin gençlere, talep doğrultusunda ve tamamen gönüllülük esasına göre sunulacağı belirtiliyor.

Şubat ayının ilk günleriydi “okullara Diyanet temsilcileri geliyor” flaş ifadesi ile duyurulan haberi okuduğumda. Elbette sevindirici gelişmeler bunlar. Hele de uyuşturucu ile mücadelenin okul önlerinden başlatıldığı bir süreçte ayrı bir önem arz ediyor. Hükümetin özellikle gençlere yönelik çalışmalar zincirini 15 Temmuz sonrasında artırdığına kayıtlardan ulaşmak mümkün. Ak Partili belediyelerin bünyesinde hizmet veren gençlik merkezlerinin tarihi ise biraz daha gerilere gidiyor. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çemberi genişlettiği projenin ön adımında ise üniversite öğrenci yurtları vardı. Hasılı dört koldan bir çaba ile gençlere ulaşılmaya çalışılıyor. Lâkin ne hazindir ki ulaşmaya çalıştığımız gençlerle aradaki uçurum günden güne büyüyor. Umudu öldürmek istemem ama usul usul uzaklaşıyorlar sanki. Bu karamsar tablodan uzaklaşmak isterken geçtiğimiz yıllarda katıldığım tüm dünyaya iyilik taşıyan bir yardım kuruluşunun eğitim kampında duyduğum bir cümleyi hatırlıyorum: Savaş ve afet bölgelerine ulaşmakta acele etmezsek bizden önce misyonerler yetim çocuklara sahip çıkar. Vakıf başkanının sözü, son derece net bir hakikate işaret ediyordu. Bu hakikati harekete geçmenin ehemmiyetine vurgu yaparak ortaya koyuyor, adeta bir yol haritası sunuyordu. Öyledir, öyle de olmalıdır elbette. Zira herhangi bir vakıf kurarken dahi bir felsefe üzerine bina edilmesi ne denli elzemse söz konusu eğitim olunca mevzu daha fazla önem arz ediyor.

Bir tarafta hafızamın hatırlayışları öte tarafta zihnime sunmaya çalıştığım manevi rehberlik hizmetinin adımları var iken bir akademisyen köşe yazısında durum değerlendiriyor:

Ak parti iktidarının en başarısız olduğu alan eğitim konusudur. Ders müfredat ve programlarının içeriği bir tarafa her yıl yapılan değişikliklere bakmak durumun iç açıcı olmayışını anlamaya yeter.

Gençler ve eğitim. En önemli soru nasıl bir insan tipi yetiştirileceği ve hangi yöntem ve birikimle?

Tam da bu işte mevzumuz. Bir çalışmada felsefenin ehemmiyeti. Nereden baktığımız ne gördüğümüz de pek mühim tabii ki. Geçtiğimiz Pazar sabahı izlediğim belgeselin ismi okul yolu. Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan çocukların okula gidiş serüvenini konu alan belgeselde çetin ve zorlu bir yolculuk yansıyor ekranlara. Ebeveynlerin çocukların eğitimine karşı tutumları ise oldukça manidar: Mutlu olmak ve daha iyi şartlarda yaşayabilmek için muhakkak okumalısın.

Mutlu olmak ve daha iyi şartlarda yaşayabilmek.

Bu da bir hayat felsefesi.

Bu iki dünyevi hedefin filmler ve reklamlar kanalıyla sürekli empoze edildiği hepimizin malumu.

Meçhul olan daha doğrusu atlanan ya da kaçırılan ise bambaşka bir şey. Akademisyenin yaptığı saptama tam olarak buraya işaret ediyor sanki. Okul yolu belgeseli ve akademisyenin saptaması bir kenarda dursun. Sadece Türkiye’de milyonlarca öğrencinin gittiği okul yolunun bir de dönüşü var şüphesiz. Şimdi bu bağlamda şahit olduğum bir duruma değinmek istiyorum. Bir akşamüstü okuldan çıkan ilköğretim 7 ya da 8. sınıf öğrencisi olabileceklerini düşündüğüm üç kız benim de içinde bulunduğum tramvaya bindiler. Elimde yazının insan psikolojisine etkisi üzerine yazılmış bir araştırma kitabı var. Henüz bir sayfa okumuş, bir parça düşünme molası için başımı kitaptan ayırmıştım ki tramvaya birer birer girişlerini gördüm. Sonra tekrar kitabıma döndüm. Farklı bir hareketlilik hissedince başımı bir kez daha kaldırdım kitaptan. Sosyal ortamda, akşamüstü bir tramvayda bu kızlar nasıl bu kadar rahat davranabiliyor ya da ne yapıyorlar, dertleri dikkat çekmek herhalde dedirten cinsten bir hareketlilikti yaşanan. Üç kızdan her biri sırayla yere uzanıyor, tuhaf hareketlerle bir çeşit gösteri yapıyorlardı. Bir dönem İstanbul’da yaşamış olmama rağmen bir Karadeniz şehrinde şahit olduğum bu tabloya bir müddet anlam veremedim ve bir parça sarsıldım doğrusu. Ellerindeki telefona odaklanmış tramvay yolcuları ise hiç umursamaz haldeydi. Üç kız öğrenci ise birkaç durak sonra indiler zaten. Neden bahsettim bu hadiseden? Çünkü o ânda müdahil olup olmama tavrı ile acaba ne söylenir, ne eylenir kararsızlığındaki bir ruh hali mazeret olmamalı. Çünkü ivedilikle, evvelen bir Hılfu’l Füdul ruhuna ihtiyacımız var. Çünkü manevi rehberlik hizmetlerinin kurumsal bazda işlev görmesi ve fayda kesbetmesi her birimizin ferdi çabasına, duruşuna, bakışına bağlı. Tramvayda şahit olduğum üç kız öğrenciden ertesi gün bir program vesilesi ile görüştüğümüz üç kız öğrenciye bahsettim. İçlerinden bir tanesinin “utanmadılar mı” tepkisi asıl zemine işaret ediyordu. Haya imandandır uyarısını hatırladık Nebiyi Muhteremin ve Diyanet temsilcileri, gönüllülüğü esas alan bir ruhla her mekana, her gönle ulaşsın dedik.

Vakit sabah. Mevsim kış. Yağmur yağıyor. Cemrelerin ilki havaya düşüyor. “Benim kalbim saat gibidir” diyen anneannem hatırlatıyor cemrelerin düşme vaktini. Karadeniz 4. Kitap Fuarı başlıyor sonra. Ve bir cemre zamanı daha gündem telaşelerine kurban oluyor. Haber oluyor ama Mevlana’nın kast ettiği manada haberdar kılmıyor bir çok cânı. Velhasıl fuara gideyim de bakayım gençler ve çocuklar için neler yazıp çizmişler. Sonra cemrelerin vaktini beklerim ömür yettiğince. Hem belki cemreler kitap sayfalarına, okul yollarına, her birimizin yüreklerine de düşer.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA