Yazar : 493 Hayyam Celilzade - Tasavvuf Ontolojisi Üzerine Birkaç Not-3
20 Temmuz 2018 Cuma

Tasavvuf Ontolojisi Üzerine Birkaç Not-3

Hayyam Celilzade

13-02-2018 12:09

Tasavvuf Ontolojisi Üzerine Birkaç Not-3

Beşinci mertebe, misâl âlemidir. Tasavvuf geleneğimiz, misal âleminin mahiyetini kevnî eşya olarak açıklamıştır. Ancak sözü edilen eşya kesif mahiyete sahip değildir. Kevnî eşya mürekkep mahiyette olmadığına göre latiftir. “Bu eşya, latif-hayalî cüzlerden oluşur; bu cüzler, parçalanmaz, yâni cüzleri kendilerinden ayrılmazlar. Bunun yanı sıra cüzler birbirlerinden de ayrılmazlar, bunun nedeni mürekkep olmayışlarıdır.[1] Ahmed Avnî’ye göre rüyalarımız sözünü ettiğimiz beşinci âlemle irtibatlıdır. “Ve letâfet ve nûrâniyyetinden nâşî el ile tutulmaz ve bıçakla kesilmez ve eczâya tefrik edilemez. Rü’yâda görülen suver bu âlemdendir.”[2] Bu bağlamda İsmail Hakkı Bursevî şu bilgiyi serdetmektedir: “İnsan hayal kuvveti sayesinde misal alemine dahil olup, orada temessül etmiş gayb manalarına muttali’ olur. Görülen bu suretlerin bazıları tabire muhtaç olur, bazıları da tabir gerektirmez.”[3]

Altıncı mertebeyse, cisimler âlemidir. Bu âlemdeki var olanlar 4 unsurdan müteşekkildir. “Cisimler âlemi, bölünmeyen fakat cüzleri birbirlerinden ayrılabilen unsûrî parçalardan meydana gelmiştir. Cisimler âlemini oluşturan cüzler, birbirlerinden ayrılabilirler.[4]

Yedinci mertebe zikredilen mertebeleri birleştiren mertebedir. Buna binaen bu mertebe Mutlak Varlığın son tecelli mertebesidir. “Bu mertebe Zât’ın hariçte görülen cisimlerin suretinde tecellisidir.[5]Abdülganî en-Nablusî hazretlerine göre bu mertebe, son ilahî açılmadır ve mutlak insanın mertebesidir.

“İnsan, hüviyetinin himmeti ve kendisiyle kaim olduğu Rabbinin kudretiyle yükselip, zâhir ve bâtın sûretin ezelî kudretten kadîm meşiyetinin gereğine göre sâdır olan fiiller olduğunu görmekle zâhir ve bâtın sûretini görmez hale geldiğinde, ona yâni zikredilen özelliklerle nitelenmiş insan insan-ı kâmil denir; çünkü kendisinde ait kemal o insanda zuhûr etmiştir.[6]

İnsanın var olanlar arasında özel yeri haiz olmasının sebebi cismanî ve ruhanî keyfiyette olmasıdır. İnsan-ı kâmil[7], Mutlak Varlığın tecellîyatını idrâk etme kabiliyetini haizdir. Zira insan-ı kâmil bu idrâki gerçekleştiren kimsedir. “Tecelliyât-ı ilâhiyyenin sonunu gören göz doğru görebilir ve kasd-ı tecellîyi hakkıyla idrâk edebilir.[8] Bu bağlamda Mustafa Tahralı hocamızın dikkatimizi çektiği şu noktayı zikretmekte fayda vardır: “İnsân-ı kâmil bütün ilahî isimlerden ibaret olan ilahî sûreti kabule müsait bir taayyüne sahiptir. İlahî emaneti taşımaya ehil olarak yaratılmıştır. Kendisinde ilahi sıfat ve isimlerin hükümleri fiilen zâhir olur.[9]

Sonuç

Felsefe tarihinde birlik-çokluk sorunu etrafında şekillenen tartışmaların ve bu soruna getirilen çözümlerin sayısı belirsizdir. Ancak kanaatimizce birlik-çokluk sorununa getirilmiş en orijinal çözüm, tasavvufî düşünce tarafından sunulmaktadır.

Şu halde Hakk ve halk veya bir ile çokluk arasında bir ayırım, tasavvufî zevkin değil aklın öngördüğü mantıkî bir ayırımdır… Varlık aleminde çokluk telakkisi, sadece bizim varlıklar hakkında verdiğimiz bir hükümden ibarettir; oysa varlıkların hakikati birdir.[10]

Vahdet-i vücûd nazariyesini dikkate aldığımız zaman birlik-çokluk sorunu bağlamında geliştirdiği “ayniyet ve gayriyet fikri” üzerinde durulması gereken temel bir meseledir. Çalışmamızın sınırlarını aşmamak kaydıyla şunları zikredebiliriz:

..Ayniyet ve gayriyet mes’elesi göz önünde bulundurulmalıdır. Gölge ve gölge sâhibi arasında bir bakıma ayniyet olduğuna göre, gölgenin fiil ve hareketleri gölge sâhibi olan Hakk’ındır. Diğer bakımdan ise gölge ve gölge sâhibi arasında bir gayriyet bulunduğuna göre, gölgelerin varlıkları Hakk’ın gayrı olduğu gibi, onların fiil ve hareketleri de kendilerine izâfe olunur.[11]

Varlık mertebeleri ve bu görüş etrafında şekillenen nazariyeler hiçbir şekilde Varlıkla var olanlar arasında ittihadın olmasına müsaade etmemektedir. Zira ittihadın gerçekleşmesi için en az iki müstakil varlığın olması gerekmektedir. Varlığı mertebelere ayıran görüşse sadece bir tek Varlığın olduğunu savunmaktadır. “Varlık ise, birdir, onda hiçbir şekilde çokluk yoktur; taaddüt, âriflerin zevkinin ve vicdanlarının şahitlik ettiği gibi, sıfatlardadır.[12]

Varlık mertebelerinden bahseden tasavvuf risaleleri sadece 7’li taksimi nihaî açıklama tarzı olarak kabul etmiyor. Zira buradaki rakam mutlaklık ihtiva etmemektedir. “Mesela bazı muhakkikler sadece 4 isimle bunları icmal etmişler ve adlarına Lâhut, Ceberût, Melekût ve Nâsut demişlerdir…[13] Çalışmamıza konu edindiğimiz mertebeleri 5’li taksimde de ele alan tasavvuf risaleleri mevcuttur. Örneğin Ahmed Avnî Konuk, 6’lı taksimi dikkate alarak tasnif yapmıştır.[14]Bu mektep mensuplarının yaptığı bu tertip çalışmaları içerisinde bunları daha çok 5’li veya 7’li tasnif altına topladıkları göze çarpacaktır.[15] Varlık mertebelerinin farklı şekillerde taksim edilmesi, tasnif faaliyetinin keyfî uğraş olduğuna işaret etmemelidir. “İşte bu irtibatları kurma bilgisi de hâsseten ehlullah’ın ilminde bulunur. Bu iş yalnızca, bilimleri sadece fenomenlerin zahiri görüntülerinden çıkaran bilim adamlarının kanunlarını takib etmez.[16]

Ancak her hangi bir taksime dayanan tasnif Varlığın hakikatini değiştirmemektedir. Bütün mertebeler bir anlamda izafîlik mahiyetine sahiptir. Zira O’nun varlığı dışında başka bir şey yoktur. “…Tüm mutasavvıflar aynı şeyi söylemişlerdir. Tamamı tevhide vâsıl olmayı, fenâ kapısından Allah’ın birliğini idrâk ermeyi arzulamışlardır. Ki bu onlar için nihaî açıdanLâ ilâhe illallâh”ın anlamını dirakten başka bir anlama da gelmemektedir.”[17] Dolayısıyla Varlığın mertebelere taksim edilmesi tevhit inancımıza zıt olmamanın yanı sıra tevhit inancımızı daha iyi şekilde anlamamızı sağlamaktadır. “Bütün mertebelerin merkezinde bulunan o nokta-i Hak bütün mahlûkatın çekim merkezidir… Şu halde âlem ve içerisindeki her şey Allah’a muhtaçtır fakat O âlemlerden müstağnidir.”[18] Buna binaen vahdet-i vücûd nazariyesini kabul eden insanın şirk ve sapıklıktan uzak kalabilmesi mevzu bahistir. “Vahdet-i vücûda inananlar Cenâb-ı Allah’ın vücûd ve vahdaniyetini isbat etmek için delil getirmeye muhtaç değillerdir. Çünkü onlara göre Cenâb-ı Allah’tan başka hakiki varlık yoktur.”[19] Bu hakikatlerin farkında olan ârif, peygamberler kadar ve peygamberler gibi olmasa da umuma hitap edebilme kabiliyeti kazanıyor. “…İşte böyle mânâ dilini bilen ârif, muhalifleri uzlaştırır, birleştirir. Onlara gayelerine vasıl olmada yardımcı olur. Ârifler, mânâyı gözeterek sözü güzel söyler. Söz güzel olunca takipçisi de hâliyle çok olur.[20]

 

          Kaynakça

  1. Abdülganî en-Nablusî, Ariflerin Tevhidi, ter: Ekrem Demirli, İz Yay., İstanbul 2003.
  2. Abdülganî en-Nablusî, Gerçek Varlık; Vahdet-i Vücûd’un Müdafaası, ter: Ekrem Demirli, İz Yay., İstanbul 2003.
  3. Abdülkerim Cîlî, Meratib-i Vücûd ve Beyan-ı Hakikat-i İbtida-i Küll-i Mevcud, ter: Abdülaziz Mecdi Tolun / haz: Ahmet Faruk Güney, Furkan Yay., İstanbul 2006.
  4. Ahmed Avnî Konuk, Fusûsu’l- Hikem Tercüme ve Şerhi, haz: Mustafa Tahralı, Selçuk Eraydın, İFAV Yay., İstanbul 1999.
  5. Ahmed Avnî Konuk, Mesnevî-i Şerîf Şerhi, haz: Selçuk Eraydın, Mustafa Tahralı, II. Cilt, Gelenek Yay., İstanbul 2004.
  6. Ebu’l- Alâ Afîfî, Fusûsu’l- Hikem Okumaları İçin Anahtar, ter: Ekrem Demirli, İz Yay., İstanbul 2000.
  7. Ebu’Alâ Afifî, Tasavvuf; İslam’da Manevi Devrim, ter: H. İbrahim Kaçar, Murat Sülün, Risale Yay., İstanbul 1996.
  8. Ekrem Demirli, İslam Metafiziğinde Tanrı ve İnsan, Kabalcı Yay., İstanbul 2009.
  9. İsmail Fenni Ertuğrul, Vahdet-i Vücûd ve İbn Arabî, haz: Mustafa Kara, İnsan Yay., İstanbul 2008.
  10. İsmail Hakkî Bursevî, Allah’a Yakın Olmak, Varlık Mertebeleri ve İnsan-ı Kâmil, haz: Muhammed Bedirhan, Hayykitap Yay., İstanbul 2012.
  11. Mahmut Erol Kılıç, Muhyiddin İbnu’l- Arabî’de Varlık ve Mertebeleri, Marmara Üni. Sosyal Bilimler Ens. Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı, Tasavvuf Bilim Dalı,  Yayınlanmamış Doktora Tezi, tez danışmanı: Prof. Dr. Mustafa Tahralı, İstanbul 1995.
  12. Mustafa Tahralı, “Mânâ Dilini Bilen Ârif Muhalifleri Uzlaştırır, Birleştirir”, Tasavvuf Seni Çağırıyor, haz: Ercan Alkan, Hayykitap Yay., İstanbul 2008, ss. 138-143.
  13. Mustafa Tahralı, “Vahdet-i Vücûd ve Gölge Varlık”,  Fusûsu’l- Hikem Tercüme ve Şerhi, haz: Mustafa Tahralı, Selçuk Eraydın, İFAV Yay., İstanbul 1999, ss. 9-63.
  14. Ömer Mahir Alper, Varlık ve İnsan, Klasik Yay., İstanbul 2010.
  15. René Guénon, Varlığın Mertebeleri, ter: Vildan Yalsızuçanlar, Etkileşim Yay., İstanbul 2008.
  16. Safer el- Muhibbî el- Cerrâhî, Istılâhât-ı Sofiyye fî Varan-ı Asliyye, Tasavvuf Terimleri, haz: Derya Çakır Baş, Kırk Kandil Yay., İstanbul 2013.
  17. Selahaddin ed- Dimeşkî el- Ekberî, Metinlerle Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, ter: Zafer Enginli, Nurettin Ödül, Salih Sabri Yavuz vb., Kalem Yay., İstanbul 2006. 
  18. Seyyid Hüseyin Nasr, “Hikmetin Kalbi Allah’tır”, Tasavvuf Seni Çağırıyor, haz: Ercan Alkan, Hayykitap Yay., İstanbul 2008, ss.108- 115.
  19. Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, Marifet Yay., İstanbul 1991. 
  20. Yusuf Şevki Yavuz, “Adem”, DİA, C: 1, Diyanet Vakfı Yay., İstanbul 1988, ss. 356-357.
  21. Yusuf Şevki Yavuz, “Vücûd”, DİA, C: 43, Diyanet Vakfı Yay., İstanbul 2013, ss. 136-137.

 



[1]Abdülganî en-Nablusî, Ariflerin Tevhidi, s. 39.

[2]Ahmed Avnî Konuk, A. g. e., I. C,s. 111.

[3]İsmail Hakkı Bursevî, Rûhu’l- Mesnevî, C. I, ss. 134-135; Mustafa Tahralı, “Vahdet-i Vücûd ve Gölge Varlık”, s. 20’den naklen

[4]Abdülganî en-Nablusî, A. g. e., s. 40.

[5]Mustafa Tahralı, A. g. e., s. 21.

[6]Abdülganî en-Nablusî, Ariflerin Tevhidi, s. 41-42.

[7]İnsân-ı kâmil, (kendi başına değil) Allah’ın bekâsıyla bâkîdir. Ayrıca o, başka bir şeyle değil, ancak Allah’ın ibkasıyla (kendisi bâkî kılmasıyla) da bâkîdir. ; (tashih) Selahaddin ed- Dimeşki el- Ekberi, Metinlerle Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, ter: Zafer Enginli, Nurettin Ödül, Salih Sabri Yavuz vb., Kalem Yay., İstanbul 2006, s. 473.

[8]Ahmed Avnî Konuk, Mesnevî-i Şerîf Şerhi, haz: Selçuk Eraydın, Mustafa Tahralı, II. Cilt, Gelenek Yay., İstanbul 2004, s. 190. 

[9]Mustafa Tahralı, “Vahdet-i Vücûd ve Gölge Varlık”, s. 23.

[10]Ebu’Alâ Afifî, Tasavvuf; İslam’da Manevi Devrim, ter: H. İbrahim Kaçar, Murat Sülün, Risale Yay., İstanbul 1996, s. 213.

[11]Mustafa Tahralı, “Vahdet-i Vücûd ve Gölge Varlık”, s. 42.

[12]Abdülganî en-Nablusî, Ariflerin Tevhidi, s. 54.

[13]Mahmut Erol Kılıç, Muhyiddin İbnu’l- Arabî’de Varlık ve Mertebeleri, s. 200.

[14]Ahmed Avnî Konuk, Fusûsu’l- Hikem Tercüme ve Şerhi, I. C, ss. 109-115.

[15]Mahmut Erol Kılıç, A. g. e., s. 200.

[16]Mahmut Erol Kılıç, A. g. e., s. 202.

[17]Seyyid Hüseyin Nasr, “Hikmetin Kalbi Allah’tır”, Tasavvuf Seni Çağırıyor, haz: Ercan Alkan, Hayykitap Yay., İstanbul 2008, s. 110.