Yazar : 342 Cahit Ezerbolatoğlu - Sınavın İşlevi Eğitimi Dönüştürmek mi?
25 Mayis 2018 Cuma

Sınavın İşlevi Eğitimi Dönüştürmek mi?

Cahit Ezerbolatoğlu

22-01-2018 10:36

Sınavın İşlevi Eğitimi Dönüştürmek mi?

Kimi zaman göz yumulmasından kimi zaman baş edilememesinden, daha çok görev dışı işlerle uğraşılmasından şehirler kendi kaderine terkedildi. Göçün nedenleri, çözüm yolları üzerinde durulmadı fakat gün geldi fiilî durum, kitabına uyduruldu ve imar planı yapıldı. Halkın kendi imkânına göre düzenlediği gecekondu semtleri sil baştan yenilendi lakin meskûn mahalde yapılan alt yapı çalışmaları pek çok sıkıntıya sebep oldu. Bu sıkıntıları ister kurumlar arası koordine zafiyetine bağlayın ister insana değer verilmemesinin sonucu deyin sonuçta şehirleşme yine gecekondu mantığıyla yapıldı. İmara göre yollar genişletilirken bir elektrik direği uzun bir süre yolun ortasında bırakıldı fakat herhangi bir önlem de alınmadı. (Söz konusu vaka, yurdun ücra bir köşesinde değil TBMM’ye üç beş kilometre mesafede yani başkentte geçiyor.) Trafiğe açık bu yolda bir gün hususi bir araç caddenin göbeğindeki direğe çarptı. Olaya şahit olan dolmuş yolcuları, sabahın onunda, boş yolda, gündüz gözüyle kaza yapan şoförü ittifakla suçlu ilan ettiler. Hiçbirinin aklına, bu direğin burada ne işi var, diye sormak gelmedi oysa asıl soru buydu.

Ölçme, tartma, karşılaştırma gibi fiiller, alma, tanıma, karar verme ve değerlendirme esnasında kendiliğinden gerçekleşir. Yeterlilik, yetkinlik, işlevsellik vb. ile ilgili her türlü merak bu türden işlemlerle giderilir. Bu günlük işlerle kurumsal düzeyde işe koşulan ve amaca erme oranını tespit etme, gerekli nitelikleri haiz olanı ayırma gibi gayelerle başvurulan daha teknik ve uzmanlık gerektiren ölçme araçları işlevleri açısından birbirine benzer. Bunlardan işlevine uygun kullanılan kadar yolun ortasında öylece bırakılan elektrik direği misali var oluş amacını aşana da rastlanır. Seçme, seviye belirleme, sıralama vb. nedenlerle başvurulan sınav, kendi sınırları içinde kaldığı, sınadığı kişinin ruh ve beden sağlığını tehdit etmediği sürece itiraz konusu olmaz. Aksi halde gerekli olmasına rağmen sorun olmaya başlar. Nitekim merkezi sınavlar sorun olmakla kalmamış pek çok sorunun bizzat kaynağı olmuştur. Buna rağmen doğal sınırlarına çekilecek gibi gözükmüyor zira bulunmaz Hint kumaşı muamelesi görüyor. Bu yüzden onun bir demir direk gibi miadını doldurduğunun kabul edilmesi bir hayli zaman alacağa benziyor.

Yukarıdaki direk misali eğitimin bağrına çöken merkezi sınav sistemi, ona istediği gibi hükmediyor. Maalesef milyonlarca genç ona çarpıyor veya onun tarafından çarpılıyor ve yüksekokula gidemeyen kadar giden de kavruk kavruk hayata atılıyor. Durum bu olmasına rağmen sınavla ilgili tartışmalara bakıldığında insanın, delinin biri eğitim kuyusuna bir sınav atmış, kırk akıllı bir araya gelmiş çıkaramamış, diyesi geliyor. Yıllardır uygulanan bu sınavların yol açtığı sonuçlar araştırıldığında sebep olduğu tahribat için ayrı bir fasıl açılacaktır zira o, sadece sınava girenleri değil ailelerini ve toplumsal ilişkileri de etkilemektedir. Sınav kaygısı gençlerin, onların kazanamama, kazansa da istediği yere yerleşememe endişesi velilerin ruh sağlığını bozuyor. Çoğu ebeveynin ev düzenini değiştirip misafir kabulüne ara vermesi kişisel tercih olarak değerlendirilebilir fakat derslerin işlenişinden sınav tarzına merkezi sınav endeksli okullarda gözlenen değişim mecbur kalınan bir teslimiyete benziyor. Resmî olarak sistem aynı olmasına rağmen sahadaki uygulamaların fiilî olarak değiştiğini fark etmek için işin içinde olmaya gerek yok.

Sistemi değiştirme gücü olmayan velinin, çocuğunun geleceği hatırına evinin düzenini, misafir kabul rejimini değiştirmesi anlaşılabilir bir hâldir. Anlaşılır olmayan bazılarının, çocuğuyla arasının gerilmesini hiçe sayarak, onun sağlığının bozulmasını fark etmeyerek belki de göze alarak sınav odaklı ve tamamen fiili durumdan yana tavır koymasıdır. Sınav dışında bir seçme sisteminin gündeme getirilememesi, getirildiğinde ilgi görmemesi, ilgilenenlerin aklına haksızlıkların artacağı endişesinden başka dişe dokunur bir itiraz gelmemesi düşündürücüdür oysa kayırma vb. haksızlıklar sistemden daha çok, insanla ilgilidir. Hakkı olmayana göz koyan insanlar var olduğu sürece haksızlıklar olacaktır ve onların suçunu başkasına yıkmak da bir başka haksızlıktır. Kaldı ki uygulamadaki de dâhil herhangi bir sistemin zaaflarını gidermek için kafa yorulmasının önünde bir engel yoktur. Üstelik her sistemin, bir insan ürünü olması hasebiyle güçlü yanları kadar zayıf yanları da vardır ve bu yüzden hiçbiri mükemmel değildir ve olamaz. O hâlde açık arama direnci değil üstünlük ve zaafları ortaya koyan eleştirel duruş tercih edilmelidir.

Altını çizelim ki günlük ve sıradan bir işlem olan sınamanın kurumsal düzeyde olmaması savunulamaz. İster eğitim kurumlarında ister iş hayatında arz talepten fazla ise ister istemez sınav ya da bir başka yolla seçme yapılır. Ayrıca söylemeye gerek yoktur ki eğitim varsa ölçme de vardır. Eleştirilen husus bir eğitim aracının amaç hâline gelmesi ve onun bir sistemi dönüştürmesidir. Dönüştürme iddiasını abartılı bulunlar için birkaç hususu hatırlatalım: Merkezî sınavların pratik ve anlaşılabilir nedenlerle tercih ettiği çoktan seçmeli soru tarzı, okulların zamanla kendi sınav tarzını terk etmesine yol açmıştır. Değişiklik, eğitimin bir gereği olarak veya hedef kitleyi daha iyi ölçme kaygısıyla değil bir sınavın peşine takılarak yapılmıştır. Yoksa sınama yolu tek olmadığı gibi sınavın tarzı, neyin sınanacağına göre değişir. Diğer bir husus, son sınıflarda sınavın belkemiğini oluşturan dersler dışında ders işleme imkânının kalmadığıdır. Alt sınıflarda, soru sorulmayan dersleri üniversite sınavının önünde engel olarak gören öğrenci, onlara angarya muamelesi yapmakta ve bunun yol açtığı gerilim, verimli ders yapma imkânını ortadan kaldırmanın ötesinde tarafları karşı karşıya getirmektedir. Yine herkesin malumu ki son sınıfları, sınava birkaç hafta kala okulda tutmak mümkün olmamış ve fiili duruma veli izni formülü bulunmuş ve böylece büyük bir kitle, rapor alma usulsüzlüğünden ve zahmetinden kurtarılmıştır. Uzatmadan dersin içeriğini, işleniş yöntemini, sınavın tarzını belirlemek, ölçme ve değerlendirme aracı olan sınavın görevi mi diye sorup geçelim. Devamsızlık konusunda yönetmeliğin delinmesine, idarecilerin işi kitabına uydurmak için girdikleri sıkıntılara girmeyelim.

Dünyanın her yerinde kendini bir konuda yetersiz hisseden öğrenci özel ders alır ve bunu kimse yadırgamaz. Eğer eğitim zorunlu ise ve ne okuyacağı sorulmuyorsa bir öğrencinin bazı derslerde zorlanması kadar normal bir şey yoktur. Zorlananların da okul içinden veya dışından yardım almaları, eksiklerini tamamlamaları doğaldır. Normal olmayan, yardım sınırlarını aşan bu uygulamanın neredeyse ilkokul birinci sınıftan başlaması, üst sınıflara çıkıldıkça sayının katlanarak devam etmesi ve son sınıflarda öğrencilerin tamamının kendilerini dershaneye gitmeye mecbur hissetmesidir. Dershanenin tercih ediliş nedeninin eksik tamamlamak olduğu söylenemez. Ayrıca özel sektörün eğitimle ilgilenmesi ve “dershane” vb. kurumlar kurması yanlış değildir. Yanlış olan bir eğitim sisteminin, neredeyse öğrencilerinin tamamını yardım almaya muhtaç etmesidir. Bu, okulların varlık sebebini ortadan kaldıran ve sorgulanmasına yol açan haklı bir nedendir. Kaldı ki söz konusu dönüşüme, daha kaliteli eğitim vermek gibi bir gerekçe değil bir ölçme ve yerleştirme aracı neden olmaktadır.

Merkezi sınavlar, milyonlarca kişinin hayatını doğrudan veya dolaylı etkilemesine rağmen nelere yol açtığının merak edildiği söylenemez. Kendi imkânlarıyla çocuklarının gelecekleri arasında kalmanın ailelere, özellikle dar gelirlilere yaşattıklarını araştırmak büyük bir kitleye ne kadar gadredildiğini açık seçik görmeye yeter. Üstelik öğrencilere pür zihin muamelesi yapmak en hafif ifadesiyle indirgemeci bir yaklaşımdır. Geçinmek için iş sahibi olunması gereken bir dünyada eğitimin neredeyse tamamının akademik donanıma hitap etmesi anlaşılır bir durum değildir. Meslek sahibi yapılmayacaksa bir çocuk niçin yıllarca dört duvar arasına mahkûm edilir? Niteliksiz eleman yetiştirmek(!) için on iki yıl okutmaya gerek var mıdır? İşverenlerin nitelikli eleman bulamamaktan yakındıkları bir ülkede vasıfsız diplomalı gençleri devasa sınav sektörünün müşterisi hâline getirmenin makul bir izahı yapılabilir mi?

Şüphesiz yürürlükteki uygulamanın avantajları olabilir ancak dezavantajları yanında onların lafı bile edilemez. Onun yararları, omuzuna fazladan yüklenen ekonomik külfetin altında ezilen çoğunluğun umurunda değildir. Velhasıl bütün bunlar, liseye geçiş ve üniversiteye kabul sisteminin ve hatta topyekün eğitimin insani bir felsefeye göre yenilenmesi gerektiğini gösteriyor. Üst eğitim kurumlarına geçişte öğrencinin okul performansını esas alan bir değişiklik, okulların asıl işlevlerine dönmelerine yol açacaktır. Böyle bir değişikliği veliye izah etmek de desteklerini almak da kolaydır. Kaldı ki üniversiteye giriş sınavını kaldırmak mecliste grubu bulunan partilerin seçmenlerine seçim vaadidir. Bu durum halkın böyle bir değişikliğe hazır olduğuna yorulabilir.

Eğitim, doğuştan getirilenleri (fıtratı) esas almaz, muhatabı sayısınca çeşitliliğe açık ve esnek olmaz, okulu hayattan tecrit eder, yeterlilik ve yetkinliği hedeflemez, ihtiyaçları gözetmez, yol yordam öğretmek yerine sadece bilgi yüklerse kendisine teslim edilen özneleri birer nesneye dönüştürür. Nesne de direği yolun ortasında bırakanı değil ona çarpanı sorgular.

YORUMLAR
  • zeki yıldız   31-01-2018 07:12

    Uzun bir eğitimin sonunda bir sınav yapıyorsun kazandınız yada kaybettiğiniz ..Oysa binleri aşan sınava girmiş.. Bu süre zarfında hiç değerlendirilmemiş , yönlendirilmemiş kısaca yeteneği keşfedilemeden kendini, çevresini ve dünyayı bile tanımadan büyüttük mezun ettik...Bu sınavları aklını kullanmayı ve yeteneklerini ortaya çıkaracak şekilde neden düzenlemezde böyle gereksiz istihdam edip sınıflara mahkum ederiz. Gelin yarı acık cezaevi gibi yapın bari meslek edinsinler..! Üstadım umarım bu çığlıklarınızı birileri duyar..Tıpkı hz Yusuf un zindan arkadaşına dediği gibi...

  • Mustafa Öner   26-01-2018 12:30

    halen gerçek ve hatta meşru addedilenler karşısında hak ve hakikate dair ortaya konulacak olanları her zaman kuramsal faraziyeler görüp mahkum etmekte ve de ilklerden olmayı göze alamamaktayız! çağdaş uygarlıklar dünyasından bilmem kimlerin eğitim, öğretim teoriler baş üstünde tutulurken yerin ve göğün sahibinin kurtuluş reçeteleri kompleks konusu edilmektedir! yorulmadan, cesaretle kutlu yolun yolcuları olmaya sabır lazım gelir değil mi hocam?

  • Cahit Ezerbolatoğlu   22-01-2018 20:05

    Öner ve Hüner dostlarıma iltifatları için teşekkür ediyorum. Umarım bir gün eleştirinin ötesine geçilir ve hem kurumsal hem kuramsal çalışmalara imza atılır. Dilerim insani teoriler imal ve onları pratize edecek rahmet erleri yetişir. selam ve hürmetle...

  • Şevket Hüner   22-01-2018 13:56

    insanoğlunun özne olması gerekirken eğitim adına nasıl birer nesneye dönüştürüldüğünü fark etmeme sebep olduğunuz için müteşekkirim.İyi ki varsın üstadım

  • Mustafa Öner   22-01-2018 11:33

    nesli nasıl değersizleştiririzin ötesine geçemeyen eğitim süreçlerine dair esastan bir değerlendirme yapmışsınız hocam. eğitmekten çok çocukların ve gençlerin öğütülerek hedefsizleştirildiği mahkumiyet alanlarına dönüşen eğitim sistemine itiraz ediyorum. dertlerimize tercüman olan tespitleriniz için teşekkür ediyorum. düşüncelerinizden daha sık istifade etmek istediğimizi de bilmenizi isterim.

Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA