Yazar : 493 Hayyam Celilzade - Tasavvuf Nedir, Ne Değildir? -2
17 Temmuz 2018 Salı

Tasavvuf Nedir, Ne Değildir? -2

Hayyam Celilzade

19-01-2018 11:23

Tasavvuf Nedir, Ne Değildir? -2

İngiliz Müslüman düşünür Martin Lings de Rene Guenon’la aynı görüşü haizdir.

“Tasavvuf, med dalgalarının en güçlüsü ve en merkezi olanıdır ki İslami Vahiy’den müteşekkildir ve şimdiye kadar söylenilenlerden açığa çıkmıştır ki bunu teyid etmek bazılarının düşündüğü gibi onun değerini düşürmek anlamına gelmez. Tersine, bu tasavvufun hakikatinin ve müessiriyetinin bir teyididir.”[1]

Titus Burckhardt’sa tasavvufun İslam menşeli olduğunu şu şekilde dile getirmektedir:

“Tasavvuf, İslam’a sonradan girmiş olamaz. Çünkü bu durumda İslam’ın ruhsal yöntemlerine göre dışta kalan bir mahiyette olması gerekirdi. Oysa tam tersine, tasavvuf, bu ruhsal araçların beşer üstü kaynaklarına zahirilikten daha yakındır ve tümüyle içsel olmakla birlikte, bu geleneksel biçimi doğuran ve hayatta kalmasını sağlayan tecelli ettirici işleve doğrudan katılmaktadır.[2]

Tasavvufun İslam kaynaklı olmadığını savunanlarsa genel olarak Yunancadan Arapçaya tercüme edilen eserler sayesinde tasavvuf diye adlandırılan ilmin ortaya çıktığını savunuyorlar. “…Tasavvufta bilhassa ilahî marifet konusunda ve Allah’la kulun münasebetinin tanziminde Yeni Eflatuncu tesirin büyük olduğu söylenmektedir.”[3] Bir başka tezse tasavvufun İran ve Hindistan kaynaklı olmasıdır. Bu tezi savunanlara göre Müslümanların İran ve Hindistan’da mevcut olan dinî ve mistik nazariyelerden etkilenerek tasavvuf ilmini geliştirmişlerdir. “…İslam tasavvufundaki “fena” anlayışı ile Hindlilerin “nirvana”sı arasında tamamen olmasa da benzerlikler olduğu belirtilmektedir. Bu yönüyle İslam tasavvufuna vahdet-i vücud akidesinin doğup gelişmesinde Hind ve İran tesirinin büyük olduğu kabul edilmektedir.”[4] Bir başka teze göreyse tasavvuf, Hıristiyanlığın etkisiyle ortaya çıkmıştır.

“Genellikle müsteşrikler İslamî zühd ve tasavvufa Hıristiyanlığın büyük tesiri olduğunu iddia ederler. Buna sebep olarak da Hıristiyanlığın Hz. Muhammed’in (s.a.v) peygamberliğinden önce Arap diyarlarına bunu ektiğini, birçok rahibin zühdü yayma çalışmalarını, Hz. İsa’nın (a.s) ve Hıristiyan zahidlerin suf’dan elbise giymelerini gösterirler.”[5]

Tasavvufun Hindistan’da mevcut olan mistik geleneklerden ve yeni Eflatunculardan etkilenmesini Martin Lings kabul etmekle birlikte bu etkileşimin tasavvufun bir İslam ilmi gibi teşekkülünden sonra gerçekleştiğini ileri sürmektedir.

…İslam’ın Asya kıtasında Hindistan yarımadasına yerleşmesiyle Sufiye ve Brahmanlar arasında entelektüel alış-verişler olmuştur ve zamanla tasavvuf neoplatonizm’den belirli terim ve fikirleri uyarlayarak almıştır. Fakat tasavvufun temelleri önceden atılmıştı ve onun sonraki akışı, harici veya benzer diğer mistik etkilerin görülmesine kadar değişmez bir biçimde sabit kalmıştır.”[6]

Bir başka grupsa tasavvufun, İslam’dan önce mevcut olan mistik nazariyelerin sadece İslamî libas giymiş biçimi olduğunu ileri sürüyor. Mistisizmle tasavvuf arasındaki benzerlikleri çoğu tasavvuf araştırmacısı kabul ediyor. Ancak mistisizmle tasavvuf arasındaki benzerliklerin olması aralarında farkların da olmayacağı anlamına gelmemekle birlikte mistisizmi tasavvufun menşei de yapmaz. “Ancak yine de ortada ince bir fark kalır ki bu, kendi içinde düşünülen mistik sözcüğünün öneminden bir şey götürmemekle birlikte, bu terimin tasavvuf yerine kullanılmasının bütün bakış açılarından neden doyurucu gözükmediğini açıklar.[7]

Mistisizmle tasavvuf arasında kurulan “ilişkiye” Rene Guenon çok sert bir şekilde karşı çıkmaktadır. “…İslam tasavvufunun mistisizm ile uzaktan yakından ilgisi yoktur… Her şeyden önce, mistisizm tamamen Hıristiyanlığa özgü bir şeydir.[8] Mistisizmle tasavvufun temel farklarını göz önünde bulundurursak birincisinin ikincisine kaynak teşkil ettiğini söylemenin çetin olduğunu görmüş olacağız. Mistisizmle tasavvuf arasında 5 temel farka dikkat çeken Mustafa Tahralı’nın “Tasavvuf Mistisizm Farkı[9] isimli makalesi, tasavvufun mistisizmden neşet etmediğini savunan araştırmacıların referans kaynağı olduğunu belirterek tasavvuf ilmini konu alan yeni bölümümüze geçiş yapalım.

4.

Belirttiğimiz üzere tasavvuf, Hz. Peygamber (s.a.v) döneminde amelî olarak yaşanmasına rağmen daha sonraları ilim haline getirilmiştir. Tasavvufun ilim haline gelmesi serüvenini öğrenmemiz için klasik tasavvuf eserlerini bilmemiz gerekmektedir. Haris b. Esed Muhâsibî’nin er- Riâye li- Hukûkıllâh’sı, Hakîm Tirmizî’nin Hatmü’l- Velâye’si, Ebu Nasr Serrâc’ın el- Luma’sı, Kelâbâzî’nin et- Ta’arruf’u, Ebu Talib Mekkî’nin Kûtü’l- Kulûb’u, Kuşeyri’nin er- Risale’si, Muhyiddin İbn Arabî’nin Fusûsü’ Hikem’i ve el- Fütûhâtü’l- Mekkiyye’si tasavvuf nazariyatının oluşmasına yani ilim haline dönüşmesine sebebiyet vermiştir. 

Tasavvufun yeni bir aşamaya geçmesini sağlayan Sadreddin Konevî’dir. “…O metafizik için “ilm-i ilahi, mârifetullah, ilm-i tahkîk” gibi tabirler kullanıyor.”[10] Sadreddin Konevî Miftâhu’l- gayb isimli eserinde metafizik ilminin konusunu, mesele ve ilkelerini belirliyor. Sadreddin Konevî’ye göre metafiziğin konusu Allah’ın (c.c) varlığıdır. Modern dönemlerde de metafizik olarak tasavvufun konusunun Allah (c.c) olduğunu savunan düşünürler mevcuttur. Bunlardan biri Martin Lings Sadreddin Konevî’yle aynı görüşü paylaşmaktadır: “Tasavvuf her şeyden önce Kadir-i Mutlak, Ezeli ve Ebedi olan ile ilgilidir.[11]

Sadreddin Konevî, Allah-âlem ilişkisinin metafiziğin meselesi olduğu söylüyor. “Ona göre metafiziğin meselesi Tanrı-âlem irtibatını açıklamaktır.”[12] İlahî isimlerinse (Esma’ül Hüsna) metafiziğin ilkeleri olduğunu ileri sürüyor. Dolayısıyla Sadreddin Konevî’yle birlikte tasavvuf ilmi metafizik araştırmalarının konusuna dönüştü. “Ona göre metafizik bütün tasavvufî bilgileri, keşifleri, ilhamları ve müşahedeleri değerlendiren, onları tashih eden ilim olduğu gibi metafizik yapan muhakkik de bütün sufileri ve onların bilgilerini değerlendirebilecek konumdadır.”[13]

Tasavvufun temel konusunun Allah’ın (c.c) varlığı olduğunu unutmamakla birlikte, Allah (c.c) -Varlık-İnsan ilişkisinin mahiyetinin de tasavvufun konuları arasında yer aldığını söyleyebiliriz.

Keşf, ıyan, vecd ve vicdan itibariyle Cenab-ı Hakk’ı zat, sıfat, şüun ve fiileriyle tanımaktır (ma’rifet-i ahiyye). İnsanın ruh ve nefs itibariyle yapısı, ruhun tasfiyesi, nefsin tezkiyesi ve ahlakın yüceltilmesi tasavvufun konusudur. Bu yüzden mutasavvıflar, tasavvufun konusunu “tahalluk ve tahakkuk” olarak özetlemişlerdir.[14]

Tasavvufun konuları arasında yer alan Allah-Varlık-İnsan ilişkisi en güzel şekilde vahdet-i vücud ve vahdet-i şühud nazariyelerinde dile getirilmiştir. Vahdet-i vücud ve vahdet-i şühud nazariyeleri hakkında bilgi vermek konumuzun sınırlarını aşmakla birlikte şunu belirtelim: Sözünü ettiğimiz her iki nazariye, İslam’ın temel şiarı olan Tevhid’i en güzel şekilde temsil etmeye çalışmaktadır.

5.

Mevcudiyet âleminde her bir şeyin gayesi var. “Tasavvufun gayesi, insanı kötü ahlaktan, çirkin huylardan uzaklaştırmak, güzel vasıflarla bezemek, Allah ve Resulü’nün ahlakını benimseterek Hz. Peygamber’e tam ittiba ile “insan-ı kâmil” yetiştirmektir.”[15] Tasavvufun gayesinin insanın tabiatına uygun olduğunu da söyleyebiliriz. Zira insan tabiatı gereği ölümsüz olmaya çalışmakta ve ebediyeti haiz olmak istemektedir. Bu sebepledir ki tasavvuf insanı ebediyete ulaştırıyor. Fena fillah makamında yok olan ferdî varlığımız beka billâh makamında Allah’ın varlığında ebediyet kazanıyor. Beka billâh makamına ulaşmanın yoluysa aşktan başlıyor. Tasavvuf ilmi bize Allah (c.c) sevgisini öğretiyor. Allah’ın (c.c) sevgisini kazanan Müslüman’a Allah şu müjdeyi vermektedir. “Ben kulumu sevince onun gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum.”[16] Bu küdsi hadiste zaten beka billah’ın mahiyetinin ne olduğu en güzel şekilde sevgili peygamberimiz tarafından dile getirilmiştir. Dolayısıyla tasavvuf ilmi bize Kur’an ve Hadis’te mevcut olan batını hikmetin yani Vahiy’in özünü öğretiyor. “Tasavvuf, amacını kendi içinde saklar. Tasavvuf öncesiz ve sonrasız olan’ın aracısız bilgisine götürür. Bu bilgi, konusu ile birleştiği için insanı bireysel varoluşların uğursuz tahakkümünden kurtarır.[17]

Tasavvufun aslında Allah (c.c) tarafından yeryüzündeki halifesine bahşettiği nimet olduğunu söyleyebiliriz. Zira biz, tasavvuf vasıtasıyla kelimenin tam anlamıyla bizleri yeryüzünün halifesi yapan Rabbimizi (c.c) bilebiliriz. “Tasavvuf güçlüdür, çünkü kişiyi her şeyin üzerinde güç sahibi Kadir-i Mutlak’a ulaştıracak İlahi Vasıta’dan başka bir şey değildir.”[18]

6.

Hâl ilmi olan tasavvufla nasıl hemhâl olunabilir sorusuna cevap aramaya çalışalım. Tasavvufu tarih içinde dönemlere ayırmak gerekirse; tasavvufun, Hz. Peygamberimiz (s.a.v) zamanında zühd dönemini yaşadığını söyleyebiliriz. Daha sonra tasavvuf tarikatlar dönemi yaşamaya başlamıştır. Tarikatlar, adeta tasavvufun eğitim kurumları rolünü oynamaktadır. “Lüğatte “gidilecek yol, izlenecek usul, hal ve durum” gibi anlamlar ifade eden “tarik” ve “tarikat” kavramı, insanların manevi kabiliyetlerini geliştirmek için kurulan manevi yoldur.”[19] Tasavvufun tarikatlarını konu edinmek yazımızın sınırlarını aşmakla birlikte bazılarının isimlerini zikretmekte fayda vardır. Kadiriyye, Yeseviyye, Rifaiyye, Sühreverdiyye, Mevleviyye, Nakşibendiyye vs. gibi tarikatlar tasavvufun öne çıkan ve günümüze kadar devam eden tarikatlarındandır. Tasavvufi eğitim kurumlarının yanı sıra tasavvufi sosyal kurumlar da İslam toplumlarının hayatında tayin edici yer edinmiştir. Tekkelerin, tasavvufi sosyal kurumlar olduğunu söyleyebiliriz. Bir de bunların yanında tasavvufun mesleği kuruluşları olan fütüvvet ve ahî birliklerinin isimlerini zikredebiliriz.[20]

İslam dini, tevhit dinidir ve tevhide dile getirilen bir tek hakikat vardır. İslam ilimleri bu hakikati, her insanın tabiatını ve buna binaen toplumu da dikkate alarak ifade ediyor ve toplumun bekası için bazı temel ilkeleri öngörüyor. Fakat toplum hayatını şekillendiren fert olduğuna göre toplumun bekası da belli ölçüde ferdin mükemmelliğine daha doğrusu ne ölçüde mükemmel olabilmesine / olabileceğine bağlıdır. Tasavvuf ister epistemolojisiyle isterse de ontolojisiyle sözünü ettiğimiz ferde yönelmektedir. Dolayısıyla tasavvuf, “insan” inşa etmeyi amaçlamaktadır. Tasavvuf ilminde tayin edici kavram olan insan-i kâmil’in hakikatinin özü budur. Hâsıl-ı kelam, tasavvuf kendimizi bilmenin yollarını bize öğretiyor. Zira kendisini bilen insan, Rabbini (c.c) de bilmiş olur. İlmin de nihaî gayesi bu değil midir?

                                                               

 

                                                               Kaynakça

1.     Ahmet Yıldırım, Tasavvufun Temel Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları, TDV Yay., Ankara 2000.

2.     Ekrem Demirli, “Sadreddin Konevi”, DİA, C. 35, TDV Yay., İstanbul 2008, ss. 420-425.

3.     H. Kamil Yılmaz, Anahatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar, Ensar Neşriyatı, İstanbul 2007.

4.     İbn Haldun, Mukaddime, ter: Zakir Kadiri Ugan, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1986.

5.     İlhan Kutluer, Yitirilmiş Hikmeti Ararken, İz Yay., İstanbul 2011. 

6.     İmam Gazzali, El-Munkizü Mine’d Dalâl, ter: Salih Uçan, Kayıhan Yay., İstanbul 1990. 

7.     Kelâbâzî, Doğuş Devrinde Tasavvuf / Ta’arruf, haz: Süleyman Uludağ, Dergah Yay., İstanbul 1979.

8.     Kuşeyri, Tasavvuf İlmine Dair Risale, haz: Süleyman Uludağ, Dergah Yay., İstanbul 1981. 

9.     Martin Lings, Tasavvuf Nedir, ter:?, Akabe Yay., İstanbul 1986.

10.  Mustafa Tahralı, “Tasavvuf Mistisizm Farkı”, Akademi Mecmuası, İstanbul 1981, ss. 21-36.

11.  Ömer Rıza Doğrul, İslamiyetin Geliştirdiği Tasavvuf,  Ahmed Hâlis Kitabevi, İstanbul 1948.

12.  Rene Guenon, İslam Maneviyatı ve Taoculuğa Toplubakış, ter: Mahmut Kanık, İnsan Yay., İstanbul 1989.  

13.  Titus Burckhardt, İslam Tasavvuf Doktrinine Giriş, ter: Fahreddin Arslan, Kitabevi Yay., İstanbul 1995.

 


[1]Martin Lings, Tasavvuf Nedir, ter:?, Akabe Yay., İstanbul 1986, s. 14.

[2]Titus Burckhardt, İslam Tasavvuf Doktrinine Giriş, ter: Fahreddin Arslan, Kitabevi Yay., İstanbul 1995, s.16.

[3]Ömer Rıza Doğrul, İslamiyetin Geliştirdiği Tasavvuf,  Ahmed Hâlis Kitabevi, İstanbul 1948,  ss.39-45; Ahmet Yıldırım, Tasavvufun Temel Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları, s. 17’den naklen.

[4]Birûnî, Tahkiku mâ li’l-Hind, Beyrut 1958, ss. 38-51; Ahmet Yıldırım, Tasavvufun Temel Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları, s. 17’den naklen.

[5]Miguel Asin Palacios, L’Islam Christianise Etude sur le Soufsme d’ Ibn Arabî de Murcie, Paris 1982, ss. 7-22; Ahmet Yıldırım, Tasavvufun Temel Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları, s. 17’den naklen.

[6]Martin Lings, Tasavvuf Nedir, s. 15.

[7]Titus Burckhardt, İslam Tasavvuf Doktrinine Giriş, s. 24.

[8]Rene Guenon, İslam Maneviyatı ve Taoculuğa Toplubakış, ss. 33-34.

[9]Mustafa Tahralı, “Tasavvuf Mistisizm Farkı”, Akademi Mecmuası, İstanbul 1981, ss. 21-36.

[10]Ekrem Demirli, “Sadreddin Konevi”, DİA, C. 35, TDV Yay., İstanbul 2008, s. 421.

[11]Martin Lings, Tasavvuf Nedir, s. 111.

[12]Ekrem Demirli, A. g. e.,  s. 421.

[13]Ekrem Demirli, “Sadreddin Konevi”, ss. 421-422.

[14]H. Kamil Yılmaz, Anahatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar, ss. 65-66.

[15]H. Kamil Yılmaz, A. g. e., s. 67.

[16]Buhari, Sahih-i Buhari, “Rikak”, 38.

[17]Titus Burckhardt, İslam Tasavvuf Doktrinine Giriş, s. 15.