Yazar : 493 Hayyam Celilzade - Tasavvuf Nedir, Ne Değildir? -1
20 Nisan 2018 Cuma

Tasavvuf Nedir, Ne Değildir? -1

Hayyam Celilzade

11-01-2018 15:03

Tasavvuf Nedir, Ne Değildir? -1

Kısa Bir Bakış

0.

Müslüman’ın ilim hayatını, Kur’an’daki ilim öğrenmeye teşvik eden ayetlerle birlikte “İlim, Müslüman’ın yitik malıdır. Nerede bulursa alsın.[1] hadis-i şerifi şekillendirmiştir. İslam ilimlerini tahlil etmeye bu hadis-i şerifi dikkate alarak başlarsak bir sıra sorunlar veya sorun gibi gözüken arızı haller kendiliğinden çözülür. İslam ilimlerinin kaynağı muhakkak Kur’an ve Sünnet’tir. Buna binaen bütün İslam ilimlerinin gayesi Müslümanları Allah’a (c.c) daha da yaklaştırmaktır. İslam ilimleri toplumun her kesimine hitap etmektedir. Yani İslamî ilimler her insanın istidat ve kabiliyetini dikkate alacak şekildedir. Bunun sebebi İslamî ilimlerin insan tabiatına mutabık olmasıdır. Zira İslamî ilimler, ilahî kaynaktan neşet etmiştir. İslamî ilimlerin her insanın istidat ve kabiliyetini dikkate aldığına dair en büyük delil, ilimlerin zahir ve batın diye ikiye taksim edilmesidir.

Bütün geleneksel öğretiler arasında, İslam öğretisi, zahiri ve batını diyebileceğimiz kavramları çok açık bir biçimde ayıran öğretidir. Bu iki kavram birbirini tamamlar. Arap dilinde bu iki terim şöyle ifade edilir: şeriat; yani sözlük anlamıyla herkese açık, büyük ana yol; hakikat; yani iç gerçek ki seçkin zümreye özgüdür.[2]

Yazımızda Rene Guenon’un da tabiriyle seçkin zümreye özgü batın ilmini konu edineceğiz.

1.

Batın ilimden kastımız tasavvuftur. Tasavvufun mahiyetinin ne olduğunu kitaplardan öğrenmek çetin meseledir. Bu çetinliğin sebebi, tasavvufun hâl ilmi olmasıdır. “Tasavvuf kitabî bir ilim değildir. Yani bir kimse tasavvufa dair yazılmış kitapları okuyarak sufi ve şeyh olamaz.[3] Aynı hakikati İmam Gazzali de şöyle dile getirmektedir:

Böylece ilmi maksatlarının özüne vakıf oldum; onların yolu ile ilgili olarak öğrenerek ve işiterek elde edilebilecek her şeyi elde ettim. O zaman açıkça gördüm ki, onların en önemli özelliği, başkalarında en az bulunan imtiyazları, öğrenme yolu ile ulaşılamayan: ancak tadarak, yaşayarak ve sıfat değiştirerek varılabilen yanlarıdır.[4]

Hâl ilmi olan tasavvufun kelime anlamı her zaman müzakere konusu olmuştur. Tasavvufun kelime anlamının ne olduğuna dair çeşitli tezler mevcuttur. Tasavvuf kelimesinin “ashâb-ı suffenin suffesinden, bir çöl bitkisi olan sufâneden, duruluk ve temizlik anlamına gelen safvetten, saff-ı evvelden, kendilerini halka hizmete veren benu’s-sûfeden, ense saçı demek olan sûfetü’l kafâdan, sıfat kelimesinden, yün anlamına gelen sûftan”[5] geldiği ileri sürülmüştür. Ancak tasavvuf kelimesinin Yunanca kelime olan sofia’dan geldiği tezi tasavvufun İslam ilimlerine sonradan dâhil edildiğini savunanlara dayanak noktası olmuştur. “Birûnî ve onun ardından bazı Batılı müsteşrikler, sufi kelimesinin Yunanca “hikmet” anlamına gelen “sofia”dan alındığını öne sürmüşlerdir.”[6] Ancak tasavvuf kelimesinin sofia kelimesinden alınması makul düzeyde değildir. “…Birûnî’nin bu iddiasını müsteşrik Nöldeke (ö.1930) Yunanca ve Arapça arasında sofostan sufi kelimesine doğru bir gelişmeyi izah edecek hiçbir şekil bulunmadığını göstererek suf’un kaynağının sofos olduğu görüşünü reddetmektedir.”[7]

“…İslam filozoflarına “hakîm” ya da “feylesuf” denilerek “sufi” denilmediğine bakılırsa, bu iddianın da kabulünün mümkün olmadığı anlaşılmış olur.”[8] Ta’arruf’un yazarı olan Kelâbâzî’nin tasavvufun kelime anlamının ne olduğuna dair görüşlerine baktığımız zaman tasavvuf kelimesinin sofia kelimesinden geldiğine dair tezi eserinde zikretmediğini görmekteyiz.[9] Kuşeyri’yse Risale’sinde tasavvuf kelimesinin nereden geldiğine dair tartışmalara değinmeden şunları zikretmektedir: “…Bunun neticesi olarak her nefeste Allah Taala ile olma halini koruyan ve kendilerine arız olan gaflet musibetlerinden sakınmaya çalışan Ehl-i sünnetin ileri gelenleri Mutasavvıf adını alarak öbürlerinden ayrılmışlardır.”[10] İbn Haldun da Mukaddime’sinde tasavvuf kelimesinin ne anlama geldiğini izah ederken bu kelimenin Yunanca sofia’dan geldiği tezini zikretmemektedir.[11] Kanaatimce tasavvuf kelimesinin Yunancadan veya her hangi başka bir dilden alınması tasavvufun, İslamî ilim olmadığı anlamına gelmez. Ancak bununla birlikte tasavvuf büyüklerinin eserlerinde tasavvufun kelime olarak da İslam’la irtibatlı olduğunun ileri sürüldüğüne şahit olabiliriz. “Zaten bunun Yunan, Hint ya da İran gibi yabancı bir kökenden olduğu varsayımının da İslam tasavvufuna özgü anlatım biçimlerinin, Arap dilinin yapısıyla sıkı ilişkisi olduğu göz önünde tutulursa, kesinlikle yanlış olduğu görülür.[12]

2.

Tasavvuf kelimesinin nereden geldiğine dair görüş birliğinin olmadığı gibi tasavvufun tarifinin de ne olduğuna dair görüş birliği yoktur. Tasavvufun; zühd, güzel ahlak, kalp temizliği, Allah’a ulaşma yolu vs. olduğu ileri sürülmekle birlikte İslam’ın 3 entelektüel boyutundan biri olduğunu unutmamamız gerekmektedir.

Gerçekte dinin üstün değer olarak kavrandığı ve İslam medeniyetinin de neşv ü nemâ bulduğu kültür coğrafyalarında medeniyetler üç temel entelektüel perspektif ortaya koymuşlardır: Theologia, Philosophia ve Gnosis. Tahmin edilebileceği gibi bu perspektiflere İslam medeniyeti bakımından tekabül eden entelektüel gelenekler kelam, felsefe ve tasavvuftur.[13]

Tasavvufun ne olduğunu “Cibril Hadis”i şerifiyle açıklamak tasavvuf kitaplarından tercih edilmiş ve kanaatimce en uygun yöntem de budur. Zira Hz. Peygamber (s.a.v) döneminde tasavvuf her ne kadar ilim haline gelmemişse de hayat şekli dolayısıyla amelî olarak mevcuttu ve tasavvuf tarikatlarının farklı sahabeler (r.anhum) üzerinden Hz. Peygamber’e (s.a.v) ulaşması da tesadüfî değildir. Bahsettiğimiz “Cibril Hadis”inde İslam, iman ve ihsan temel kavramlardır. Tasavvufun ihsan kavramı etrafında şekillendiği savunulmaktadır. İhsan, “kişinin “Allah’ı görüyormuşçasına kulluk etmesi[14] anlamında ifade edilmektedir.”[15] Hz. Peygamberimizin (s.a.v) hadis-i şeriflerinde geçen, övülen ve tasavvufî hayatla örtüşen ifadelere benzer övgüler ve teşvikler Kur’an’da da yer almaktadır.

Kur’an’da pek çok ayet-i kerimede dünya hayatının geçiciliği ve çekiciliği anlatılmış1; insanları kandırmaması istenmiş2; önemsizliği ve ahiretin daha önemli ve hayırlı oluşuna dikkat çekilmiş3; dünya hayatının asla ahiret hayatına tercih edilmemesi emredilmiş4; dünya hayatına karşılık ahiret hayatının verilmesinin ağır bir azabı gerektireceği bildirilmiş5; mal ve evlat dünya hayatı, iyi ameller ise ahiret hayatı olarak değerlendirilmiştir6.”[16]

3.

Tasavvuf ilmin mahiyeti hakkında bilgi vermeden önce tasavvufun menşei meselesi üzerinde durmak gerekir. Tasavvufun menşeine dair farklı tezler mevcuttur. Bu tezleri 2 grup altında değerlendirebiliriz.

1. Tasavvuf İslam kaynaklıdır. Kur’an ve Sünnet’te tasavvufi hayat övülmüş ve Hz. Peygamber döneminde zaten Suffe ehli diye anılan sahabeler (r. anhum) tasavvufun ortaya çıkmasına –Hz. Peygamber’in gözetimi ve bizzat iştirakiyle- öncülük etmişlerdir.

2. Tasavvuf dış kaynaklıdır. Kur’an ve Sünnet’e dayandırılmaksızın da tasavvufun mahiyeti açıklanabilir. Tasavvuf, İslam’dan önce mevcut olan dinî ve mistik anlayışlardan neşet etmiştir.

İslam düşünürlerinin çoğu 1. şıkta ifade edilen tezi savunmaktadırlar. Örneğin Kelâbâzî’nin Ta’arruf’unda şu ibarelere rastlamaktayız: “Allah, nebisinin yanında bunları gizlemiş, dostu olan peygamberine bunları tavsiye etmiştir. Hz. Peygamber’in sağlığında ehl-i suffa diye bilinen, vefatından sonra ümmetinin en hayırlıları olan Müslümanlar bunlardır.[17] Bizzat şüpheyi yaşayarak hakikat arayışına talip olan İmam Gazzali’nin tasavvufun mahiyeti hakkında ileri sürdüğü görüşten, tasavvufun menşeiyle ilgili hangi tezi savunabileceği konusunda çıkarım yapabiliriz. “…Sözün kısası, doğrudan doğruya tadarak bu halden pay alamayan kimse nübüvvetin özünü kavrayamaz, onun sadece kuru kuruya adını belleyebilir. Hiç şüphesiz, velilerin kerametleri peygamberlerin başlangıç halleridir.”[18] Tasavvufun menşeiyle ilgili benzeri tavra İbn Haldun’un Mukaddime’sinde de rastlamaktayız. “Tasavvuf, ilk önce, ibadet ve taatten ibaret olup, şeyhler ve üstatlar ağzından nakledilmek suretiyle öğrenilen bir ilimken bu çalışmaların bir sonucu olarak, tefsir, hadis ve fıkıh ilimleri gibi İslamlar arasında teşekkül etmiş bir ilim oldu.”[19] Tasavvufun menşeinin Kur’an ve Sünnet olduğu tezi sadece klasik dönemde savunulan bir görüş değildir. Modern dönemde de bu tez savunulmaktadır. “Her şeyden önce sufilik, İslam öğretisine sonradan ilave edilmiş, dışarıdan gelmiş bir şey değildir. Aksine İslam’ın özüne ilişkin bir parçadır, çünkü bunsuz İslam öğretisi, ana ilkeleri konusunda bile eksik kalırdı.”[20] Buna binaen Rene Guenon şöyle devam etmektedir: “Gerçek şu ki, “sufi” sözcüğü Kur’an gibi Arapçadır; kuralları doğrudan Kur’an’dadır, ama bu kuralları Kur’an’da bulabilmek için, Kur’an’ın asıl özünü teşkil eden “hakikatler”e göre anlaşılıp yorumlanması gerekecektir.”[21]

Devamı var…

 

 


[1]Tirmizi, Sünen-i Tirmizi, “İlim”, 19, İbn Mâce, Sünen-i İbn Mâce, “Zühd”, 17.

[2]Rene Guenon, İslam Maneviyatı ve Taoculuğa Toplubakış, ter: Mahmut Kanık, İnsan Yay., İstanbul 1989, s.29

[3]H. Kamil Yılmaz, Anahatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar, Ensar Neşriyatı, İstanbul 2007, s. 27.

[4]İmam Gazzali, El-Munkizü Mine’d Dalâl, ter: Salih Uçan, Kayıhan Yay., İstanbul 1990, s. 177-78.

[5]H. Kamil Yılmaz, Anahatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar, s.29-30.

[6]H. Kamil Yılmaz, A. g. e., s. 32.

[7]L. Massignon, “Tasavvuf”, İA, XII / 1, s. 26 ; Ahmet Yıldırım, Tasavvufun Temel Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları, TDV Yay., Ankara 2000, s. 7’den naklen.

[8]H. Kamil Yılmaz, A. g. e., s. 32.

[9]Geniş bilgi için bkz: Kelâbâzî, Doğuş Devrinde Tasavvuf / Ta’arruf, haz: Süleyman Uludağ, Dergah Yay., İstanbul 1979, ss. 53-58.

[10]Kuşeyri, Tasavvuf İlmine Risale, haz: Süleyman Uludağ, Dergah Yay., İstanbul 1981,  s. 111.

[11]Geniş bilgi için bkz: İbn Haldun, Mukaddime, ter: Zakir Kadiri Ugan, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1986, ss. 541-542.

[12]Rene Guenon, İslam Maneviyatı ve Taoculuğa Toplubakış, s. 32.

[13]İlhan Kutluer, Yitirilmiş Hikmeti Ararken, İz Yay., İstanbul 2011, s. 68.

[14]Buhari, Sahih-i Buhari, “İman”, 37; Müslim, Sahih-i Müslim, “İman”, 1.

[15]H. Kamil Yılmaz, Anahatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar, ss. 24-25.

[16]H. Kamil Yılmaz, A. g. e., s. 36. (1. Âl-i İmrân, 3/ 185; 2. Lokmân, 31/ 33; 3. en-Nisâ, 4/ 77; 4. en-Nâziât, 79/ 38; 5. el-Bakara, 2/ 86; 6. el- Kehf, 18/ 46. )

[17]Kelâbâzî, Doğuş Devrinde Tasavvuf / Ta’arruf, s. 48.

[18]İmam Gazzali, , El-Munkizü Mine’d Dalâl, s. 185.

[19]İbn Haldun, Mukaddime, s. 545.