Yazar : 212 Veysel Ocak - Hristiyan Ortadoğu’da Barış Olur muydu?
20 Nisan 2018 Cuma

Hristiyan Ortadoğu’da Barış Olur muydu?

Veysel Ocak

28-12-2017 13:13

Hristiyan Ortadoğu’da Barış Olur muydu?

Duygusallığı bırakarak aklımızı demokrasi, terörizm, savaş ve batının emperyalist düşüncelerine yoğunlaştıralım. Ve bir önceki yazımızın aksine Ortadoğu’nun tamamen Hristiyan ülkelerden oluştuğunu düşünelim. Orta doğu din olarak Hristiyan ülkelerin olduğu coğrafya olsun. Batı aklına göre, dünyayı Doğu Batı diye ayıracak sebepler ortadan kalksa bile, Ortadoğu barış içerisinde olur muydu?

Batıdaki sanayileşmiş Hristiyan ülkeler doğudaki yani Ortadoğu’daki Hristiyan ülkelerin kaynaklarını sömürmekten vaz geçer miydi?

Oraları da sermaye edinmek için yine savaşlar çıkarır mıydı?

İşgaller yapar mıydı?

Kurgumuzun gereği doğrultusunda tarihi hayal gücümüzü kullanıp kafamızda İslamsız bir Orta Doğu resmi canlandıralım.

Böyle bir durumda mevcut sorunlarımızın birçoğundan kurtulur muyduk? Orta Doğu daha barış içinde bir yer mi olurdu?

Doğu-Batı ilişkilerinin karakteri ne kadar farklı olurdu?

İslam olmadan, uluslararası düzen bugün olduğundan çok daha farklı bir tablo sunar mıydı?

Batının tarihine baktığımızda bu soruların cevabına ulaşmak çok kolay; İslam’dan önce bölgeye hakim olan Hristiyan dini iken tarihin en vahim çatışmaları Roma’daki Katolik Kilisesi ile İstanbul’daki Doğu Ortodoks Hristiyanlığı arasında yaşanmıştır.

Hristiyan İstanbul 1204 yılında Haçlılar tarafından yağmalanmıştır. Bu yağmalama Hristiyanlık dünyasının tarihindeki en utanç sayfalarından birisidir.

Hristiyan Orta Doğu’da bu sürtüşmenin bugün de var olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Zira batının gerçek yüzü budur.

Bu soruları makalesinde Graham E. Fuller de soruyor:

‘’ Peki ya Orta Doğu Hristiyan kalsaydı? Batı ile bir uyumun ortaya çıkmasını bekleyebilir miyiz? Bunu söylemek için genişlemeci orta çağ Avrupa dünyasının güç ve hegemonyasını komşusu şark’a ekonomik ve jeopolitik sebeplerle dayatmayacağını varsaymak durumundayız ki bu pek mümkün görünmüyor.

Mesela Haçlı seferlerinin sebebi politik, sosyal ve ekonomik ihtiyaçlardı. Hristiyanlık bayrağının sembolü altında, Avrupalıların dünyevî istekleri ve beklentileri yatıyordu. Batı’nın dünyadaki emperyalist tahakkümünde yerli halkın dininin çok önemli olduğunu söyleyemeyiz. Avrupa tutkulu bir şekilde “Hristiyan değerlerinin yerlilere aktarılmasından” bahsetmiş olsa da, asıl hedef sömürge karakolları oluşturarak büyük kentlere zenginlik aktarmak ve Batının güç projeksiyonuna zemin sağlamaktı.

Hristiyan Orta Doğu’da halkın, Avrupa filolarını ve silahlı tüccarlarını sevinçle karşılamayacakları muhakkaktır. Emperyalizm için de bölgenin karmaşık etnik mozaiği oldukça iştah kabartıcıdır. İslamsız bir Orta Doğu’da Avrupalıların yine kendi itaatkar yerel yöneticilerini, kendi ihtiyaçlarını sağlamak için yerleştireceklerini düşünmek yanlış olmaz.’’ (1)

Graham E. Fullerdevam ediyor varsayımlarına;

‘’ Zamanı şimdi ileri sarın ve petrol çağının Orta Doğu’suna gelin. Orta Doğulu devletler, Hristiyanlar da dahil, kendi bölgelerindeki Avrupa sömürgeciliğini hoş mu karşılayacaklardı? Hiç sanmıyorum. Batı, yine Süveyş Kanalı gibi, aynı kördüğüm noktalarını oluşturup kontrolü elinden bırakmayacaktı. Orta Doğulu devletlerin sömürge projelerine direnişinin kaynağı İslam değil, sınırlarının Avrupa jeopolitik tercihlerine uygun olarak yeniden çizilmesine karşı olmalarıydı.

Orta Doğulu Hristiyanlar da emperyalist Batının petrol şirketlerinin sırtını Batıcı naiplerine, diplomatlara, ajanlara ve ordulara dayamasını hoş karşılamazlardı. Bunu görmek için Latin Amerika’nın, ABD’nin kendi petrolleri, ekonomisi ve politikası üzerindeki dominyonuna gösterdiği reaksiyonun uzun tarihine bakmanız yeterlidir.

Orta Doğu’nun da kendi topraklarında, pazarlarında (ve kaynaklarına yönelik), yabancı arzulara karşı milliyetçi anti-sömürgeci hareketler kurup, karşı durması, kontrolü eline almaya çalışması tabiidir-tıpkı Hindu Hindistan’ın, Konfüçyüsçü Çin’in, Budist Vietnam’ın ve Hristiyan / Animist Afrika’nın yaptığı gibi.

Cezayir Hristiyan olsaydı da Fransızlar tarım bölgelerini gasp edecek ve yine sömürge kurmaktan geri durmayacaktı. Etyopya’nın Hristiyanlığı onları İtalyanlar tarafından zalimce yönetilen bir sömürge olmaktan onları kurtaramadı.

Orta Doğuluların Avrupa sömürge sistemine tepkisinin İslam’la veya İslamsız bu coğrafyada farklı olacağını düşünmek için hiç bir sebep yok.

İslamsız bir dünyada, Batı emperyalizminin Orta Doğu ve Asya’yı bölüp, istila etmesi ve egemenliği altına almaya çalışacağı aşikâr.

Bu tabloda Filistin yine yanacaktı.

Yine Filistinlilerin Yahudilere, Çeçenlerin Ruslara, İranlıların İngiliz ve Amerikalılara, Keşmirlilerin Hindistanlılara, Tamillerin Sri Lanka’daki Sinhallere, Uygur ve Tibetlilerin Çinlilere direndiğini görecektik. (1)

O zaman barıştan söz etmenin bir anlamı yok.

Sınırsız büyüme tutkusu, kötülükleri ve savaşları beraberinde taşımaya devam edecekse,

Endüstriyel uygarlık tüm insani alanları işgal etmeye devam edecekse,

Batı, sömürgecilikten vazgeçmeyecekse, sömürgeciliğine kılıf yaptığı faşizan histerilerini dünya halklarına dayatmaya devam edecekse,

Tarihin en ilkel dönemlerine bile rahmet okutan savaşlar, tüm ilişkileri belirleyen davranış olmaya devam edecekse,

Küresel istibdat, dünyanın batıdan ibaret olduğunu kabullendirmeden bitmeyecekse,

Karşımızda sahtekâr yalancı alçak, barbar vahşi ve insanlık düşmanı bir haydut, katil çetesi var demektir. Dolayısıyla bu haydutların hükümranlık mücadelesinin kanunları insanlığını yitirmemiş tüm insanlık için yasadışıdır.

Kanunsuz bir dünyada adalet için diyalog talep etmek insanlığın felaketini hızlandırmak demektir.

Adalet için bu azgın haydut ordusu ile savaşmalıyız.

Selam ve dua ile

Veysel Ocak

1.Yazan: Graham E.Fuller Çeviren: Ekrem Senai. derindusunce.org

 

 

 

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA