Yazar : 493 Hayyam Celilzade - Nurettin Topçu’da İrade Ne Anlama Gelmektedir?
20 Eylul 2018 Perşembe

Nurettin Topçu’da İrade Ne Anlama Gelmektedir?

Hayyam Celilzade

28-12-2017 10:56

Nurettin Topçu’da İrade Ne Anlama Gelmektedir?

   “İrade, üç âleme sığınma kuvvetidir: Hemcinsine, kendi samimiyetine ve Allah’a (c.c)”[1]

N. Topçu’ya göre irade vasfına tam anlamıyla sahip olan yegâne varlık, Mutlak İrade’dir. Diğer bütün irade sahipleri, iradelerini Mutlak İrade’ye borçludurlar. Fakat insanın varlık hiyerarşisindeki yeri diğer var olanlardan farklı olduğu için insan kendi iradesini hem kötü hem de iyi istikamete yönlendirebilir. Eğer insan kendi iradesini Nâmütenahi’ye doğru yönlendirirse o zaman insanın iradesi Mutlak İrade’de iştirak etmiş olur ve bu da insanı kâmilleştirir. İnsanın Mutlak İrade’ye katılarak değer kazanmasını N. Topçu temel olarak 3 biçimde; ontolojik, epistemolojik ve ahlak biçimlerinde ele alıyor. İnsanın bu üç alanla doğrudan irtibatı vardır. Dolayısıyla insan bu 3 alanda da Mutlak İrade’ye katılabilir. N. Topçu’ya göre her 3 alanda da Mutlak İrade’ye katılan insan kâmil insandır. Mutlak İrade’ye katılmak nasıl olacak? N. Topçu’ya göre bu hareket sayesinde mümkün olmaktadır. Hareket hem varlık hem bilgi hem de ahlak düzeylerinde gerçekleşmelidir. N. Topçu’ya göre insan, kendisinin muhtaç varlık olduğunu idrak ettiği andan itibaren varlık düzeyinde harekete başlıyor.

İnsanın muhtaç olduğunu idrak etmesi nasıl vuku buluyor? Filozofumuza göre bu ıztırap sayesinde gerçekleşiyor. Iztırap, insanın kendi kendisiyle karşılaşmasıdır. N. Topçu’ya göre hikmet’in temel mottosu olan “kendini bil” aslında ıztıraba sahip olmadan gerçekleşemez. Iztırap yok olma endişesidir. Yok olma endişesinden kurtulmak en mükemmel varlığa ulaşmakla mümkündür. Bu nasıl gerçekleşecektir? İnsanın kendi iradesini, Mutlak İrade’ye katmasıyla gerçekleşecektir. İnsanın bilgi yapısında ıztırap duyması, kendisinin cahil olduğunu kabul etmesiyle başlıyor. N. Topçu’ya göre her şeyi bildiğini iddia eden kişi aslında hiçbir zaman ıztırap duymamıştır. Iztırap sahibi kimse her zaman ilim arayışındadır. Dolayısıyla ilmi harekettedir. İnsan, ahlak sayesinde zamanının ona dayattığı yaşam tarzına baş kaldırıyor. Bu başkaldırıya N. Topçu isyan ismini vermektedir. İsyan, N. Topçu’ya göre Allah’ın (c.c) insandaki hareketidir.

Hülasa, insanın hem varlık hem bilgi hem de ahlak alanlarında harekete başlaması onun irade sahibi olduğuna işaret etmektedir. Çünkü irade yoksa hareket de yoktur. İnsan irade sayesinde zincirlerini kırabiliyor. Fakat N. Topçu’ya göre her irade bizi esas gayeye ulaştırmamaktadır. İrademizin esas gayesinin ne olduğuna ve buna nasıl ulaşacağımıza bakalım.

İnsan ilk önce bir ferttir, bir ailenin, bir milletin bir devletin üyesidir. Dolayısıyla N. Topçu’ya göre insanı ele alırken bu çerçevede ele almamız icap eder. Devlet, insanın ait olduğu fert, aile, millet kategorilerini içermekle birlikte bunların üzerinde ama onlardan bağımsız olmayan bir üst var oluş biçimidir. Fert olmadan devletin olmayacağını göz önünde bulundurursak o zaman bütün mesele dönüp dolaşıp fertte yani insanda bitiyor. Dolayısıyla N. Topçu düşüncesinin merkezinde insan vardır. İnsan, muhtaç olduğunu idrak ettiği an harekete başlıyor. İnsanın idrak etmesi ve harekete geçmesi onun iradeye sahip olduğuna işaret etmektedir. İnsan iradesinin hareket gayesi nedir? N. Topçu’ya göre Mutlak İrade’ye yani Nâmütenahi’ye ulaşmaktır. Dolayısıyla Nâmütenahi’ye ulaştırmayan irade bizi gerçek hedefe ulaştırmamış olacaktır. N. Topçu’ya göre Schopenhauer’in iradesi hedeften yoksundu. Yani Nâmütenahi’ye yönelik değildi.

İrademizi Mutlak İrade’ye ulaştıran tayin edici şey, dindir. Peygamberler en çok ıztırap duyan ve ıztırabı yaşayan kimselerdir. Onların Mutlak İrade’ye yolculuk etmesinde sırdaşları din’dir. N. Topçu dinden ne anlıyordu? Ona göre din, iradenin en çok tecelli ettiği alandır. İbadetler, emirler bunlar aslında irade’yi şart koşuyor. Dolayısıyla emirlere uymamız ve ibadetleri icra etmemiz bizdeki iradeyi aslında terbiye ediyor ve bizi her an bir az daha Nâmütenahi’ye ulaştırıyor. Nâmütenahi’ye doğru yönelmiş irademizin geçtiği bazı güzergâhlar vardır. Bu güzergâhlardan ilki millettir. N. Topçu milletin tanımını şöyle vermektedir: “Millet, kökleri mazide, gövdesi hâlde bulunan, dalları ve yaprakları istikbale uzanan, geçmişte, hâlde ve gelecekte hatırları, temayülleri ve tasavvurlarıyla birleşmiş bir varlıktır.”[2] Millet aslında N. Topçu’ya göre ben’den doğar ama ben’den ibaret değildir. “Ben’i de içerisine alır; benden geçer ve ebediliğe doğru akar.”[3] N. Topçu’ya göre millet aşamasında iradeni, hedef ve gayesinden yayındıran birçok şeyler vardır. Bunlardan ilki milleti oluşturan değerlerin terkidir. Değerler dış baskı ve iç çöküş neticesinde terk edilmektedir. Filozofumuza göre milletin özünü dil, din[4] ve tarih oluşturuyor. Bunların tahrip, imha edilmesi milletin iradesine zarar vuruyor. Bu 3 unsura karşı yapılan tahrip hareketleri milletin kendi kendisini unutmasına yol açıyor.

N. Topçu’ya göre sefalet içinde olan millet iradesi Mutlak İrade’ye ulaşamaz. Ona göre Türk milletinin (Türkiye Cumhuriyetinde yaşayanlar kastedilmektedir.) günümüzdeki durumu çok vahimdir. Dolayısıyla Türk millet iradesi, Mutlak İrade’ye doğru hareket etmemektedir. Fakat bunun çözümü vardır. Milletimizi oluşturan unsurların yeniden ihyasıyla Türk milletinin iradesi Mutlak İrade’ye yönelebilir. N. Topçu’ya göre geleneğimizin ihyasını gerçekleştirdiğimiz zamanı Batı’da Rönesans sonrası gelişen düşünce hareketlerini de ihmal etmemeliyiz. Dolayısıyla kendi geleneğimizi yeniden ihya ettiğimiz zaman kendi geleneğimize dayanmakla birlikte Batı düşüncesinden de faydalanmalıyız.

“N. Topçu’ya göre milletimizin içine düştüğü telâtüm, felaket ve musibetlerden çıkma, düşünüldüğü kadarıyla zor bir iş/mesele değildir. Bu noktada yaptığı bir benzetme çok ilgi çekicidir. Osmanlı’nın daha da umumileştirirsek Osmanlı cemiyetinin kurulması sürecinde Anadolu coğrafyasının binaenaleyh İslam dünyasının durumu şimdiden pek de farklı değildi. Moğol baskınları, Anadolu beylikleri arasındaki dâhili çekişmeler, düşünce yapısının bozulması vs. gibi menfi hâller Osmanlı cemiyetinin oluşmasına yakın zamanlarda yaşanıyordu. O dönemin dini, ahlaki, siyasi yaşantısının nasıl olduğunu öğrenmemiz için Yunus Emre’yi dinleyelim:

Ahır Zaman

İşidün ey ulular, ahır zaman olusar,

Sağ Müslüman seyrektür, ol da güman olusar.

Danışman okur tutmaz, derviş yolun gözetmez,

Bu hâlk öğüt işitmez, ne sarp zaman olusar.

Gitti beyler mürveti, binmişler birer atı,

Yediğü yoksul eti, içtiğü kan olusar.

Ne acayip sergüzeştler, bağrım dolu serzenişler,

Durmaz akar kanlı yaşlar, aksa gerek şimdiden gerü.

Anadolu’nun umumi manzarası Yusun Emre’nin de ifade ettiği şekilde olsa da Osmanlı’lar bu manzarayı değiştirmeyi başardılar. İslam’a dayalı nizam oluşturdular. Bunu manevi ve maddî değerlere sadık kalarak, bu değerlere dayanarak, bu değerlerden ilham alarak başardılar. Bunun neticesinde Müslümanların tabiatına uygun olan yapılar oluşturdular. Maarif, siyaset, iktisat, ahlak, sanat vs. alanlar bu istikamette terakki etti.

N. Topçu’ya göre bunu geçmişte yapan Anadolu insanı bu gün de yapabilir. Bu günkü Anadolu insanı, Malazgirt savaşını kazanan, Haçlı ordularını bozguna uğratan, 3 kıtada fetihler yapan “insanların” torunlarıdır.

Hulasa N. Topçu, bir milletin terakkisini yalnız kendi özüne sahip çıkmasıyla mümkün olabileceğini müdafaa etmektedir.[5]

Devamı var…



[1]Nurettin Topçu, Var Olmak, yayına haz: Ezel Erverdi-İsmail Kara, Dergâh Yay, İstanbul 2013, s. 140

 

[2] Gündoğan 2007: 132; Necmeddin Kemal, N. Topçu’nun Düşüncesinin Kaynakları, Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Sakarya 2009, s. 12’den naklen

ANKET - ARAŞTIRMA