Yazar : 493 Hayyam Celilzade - Devlet teorisine iki yaklaşım: Hegel ve NurettinTopçu
20 Eylul 2018 Perşembe

Devlet teorisine iki yaklaşım: Hegel ve NurettinTopçu

Hayyam Celilzade

15-12-2017 10:29

Devlet teorisine iki yaklaşım: Hegel ve NurettinTopçu

Devlet teorisine iki yaklaşım: Hegel ve NurettinTopçu

Devlet, siyaset felsefesinin esas meselelerinden biri olmakla birlikte üzerinde sadece filozofların değil akıl sahibi her kesin düşünmeden edemediği mevzulardandır. Düşünce tarihine baktığımız zaman devlet nedir? sorusu filozoflar tarafından sorulmuş ve cevap aranmaya çalışılmış hayatî ehemmiyetli soru(n)lardan biridir.   

Modern dönemde devlet mevzusu hakkında nazariye geliştiren filozofları incelediğimiz zaman, akla gelen ilk isim, Alman filozofu Hegel’dir. Hegel’in düşünce sisteminde devlet, özellikle modern devlet, tayin edici bir konumdadır. Batı dillerinde Hegel’in düşünce sistemi hakkında çok sayıda çalışma yapılmış; bunların bir kısmı Türkçe’ye de tercüme edildiği gibi, bunun ötesinde Hegel’in devlet düşüncesi, müstakil araştırmalara ve makalelere mevzu teşkil etmiştir. 

Türk düşüncesinde de siyaset ile ilgili mevzular tartışılmış, siyasetin diğer alanlarla münasebetleri hakkında görüşler ileri sürülmüş olsa da modern dönemde siyasetle ilgili yapılan çalışmaların yeterli olduğunu söylemek zor gözükmektedir.

Modern dönem Türk düşüncesinin temsilcilerinden olan Nurettin Topçu’nun siyaset meseleleriyle özellikle devletle ilgili mevzularda kayda değer görüşler ileri sürdüğünü söyleyebiliriz. Nurettin Topçu çok çeşitli vesilelerle muhtelif yazılarda devlet sorununu kendisine mevzu edinmiş, bu alandaki boşluğu kapatmaya çalışmış ve devletle ilgili ileri sürdüğü görüşler kendisinden sonra birçok çalışmaya mevzu teşkil etmiştir.

Fransız Devrimini geleneksel devlet anlayışını yıktığı için eleştiren Hegel, farkında olmaksızın geleneksel olmayan devlet anlayışının gelişmesine önayak olmuştur. Devlet sayesinde semavî ve dünyevî âlem arasındaki zıtlıkların ortadan kalktığını savunan Hegel, devlete Tanrısal değer atfederek devletin Tanrı[1] yerine geçmesini sağlamıştır. Hegel’in kendi kendisini bilen ve bu sebeple her şeyin bilincinde olan devleti zamanla modern devletleri için numuneye dönüşmüştür. Vatandaşlarının hayatlarını ve hatta düşüncelerini bile nizamlamaya çalışan modern devlet, Hegel’in öngördüğünün aksine özgürleştirici olmaktan çıkarak insanın kendisini bile unutmasına ve giderek ruhsuzlaşmasına vesile olmuştur. Temelleri Batı’da atılan, gelişmesinde diğer filozoflara göre Hegel’in daha çok emeği olan modern devlet, Müslümanlar için -ilk karşılaştığı zamanda olduğu gibi günümüzde de- anlaşılmaz yapıya sahiptir. İslâm düşünürleri modern devletin “hikmetini” çözmeye cehdettikleri zaman diliminde bünyesine yabancı olan unsurları kabul etmeye zorlanan İslâm cemiyetleri gelenek adına ne varsa hepsine sıkıca sarılmaya çalışmışlardır.

Modernitenin sarhoş edici havasından etkilenen bir grup düşünürümüz modern devlet yapısının aslında kendi geleneğimizde mevcut olduğunu iddia ederken diğer grupsa mahiyetini bir türlü açıklayamadıkları Hz. Peygamber dönemine geri dönmenin ve Asr-ı Saadet devlet anlayışının ikame etmenin zarurî olduğunu savunmuşlardır. Her iki grubun gayretleri başarısızlıkla sonuçlanmış, başarısızlıklarının sebebiyse klasik İslâm düşüncesinden özellikle siyasetle ilgili mevzuların nasıl tartışıldığından habersiz olmalarıdır. Fakat bu iki grubun dışında kalmayı başaran ve meselenin varoluşla ilgili olduğunu savunan fikir adamları da olmuştur. Bu fikir adamlarından birisi çalışmamızda ele alacağımız Nurettin Topçu’dur. Nurettin Topçu, modern devletin geleneksel devlet anlayışımıza yabancı olduğunu ve kendi tabiatımıza uygun devlet kurmamız gerektiğini savunmuştur. Nurettin Topçu modern devletin sebep değil sonuç olduğunun bilincinde olduğu için meselenin temelinde duran ve kaygı verici olan var oluş sorununa dikkat çekmiştir. Mevzuya bu açıdan yaklaşan Nurettin Topçu, varoluşumuzla ilgili sorunlarımızın giderilmesi halinde modern devletle de ilgili sorunlarımızın da çözüleceğini savunmuştur. Hegel ve Nurettin Topçu’nun, devleti tanımlamak için kullandıkları bazı önermelerin bir birine yakın hatta bir birine benzer olmaları bile meselenin siyasî değil varoluşla ilgili olduğuna delalet etmektedir. Hatta bu gerçeği Nurettin Topçu’nun talebesi olan İsmail Kara’nın şu: “Hegel’in “Devlet, ilahî iradenin yeryüzünde gözükmesidir” cümlesini eserlerinde önem atfederek birkaç defa zikreden Nurettin Topçu”[2] tespiti de onaylamaktadır.

“Hiçbir rejim kendiliğinden, mutlak surette ne iyidir, ne de fenadır. Esas olan, onu kullanacak, insanın ruh ve ahlâk yapısıdır[3] tezini dile getiren Nurettin Topçu, “ekseriye aralarında insan yetiştirmeden devlet nizâmı kurmaya kalkanlar nasıl elleri boşlukta kaldılar[4] hükmüne varmaktadır. Dolayısıyla Nurettin Topçu için devlet mevzusunda temel olan insandır. Devlet yöneticilerinin, Allah’ın yeryüzündeki halifesinin insan olduğu gerçeğinin yeniden bilincine varmalarıyla devletle ilgili sorunlarımızın çözüleceğini belirten Nurettin Topçu irademizi Allah’la ittisal ettirmemiz gerektiğini, bunun içinse öncelikli olarak kendimizi bilmemiz gerektiğini savunuyor.

Modern devlet sorununun ortaya çıkmasında Hegel’in nasıl “emeği” olduğunu ve gerçek özgürlüğüne kavuşmak için rasyonel mahiyette olan devletinin içinde yok ettiği insan’a dayanarak Nurettin Topçu’nun düştüğümüz manevî buhranlardan nasıl kurtulacağımızı ve buna bağlı olarak da devletle ilgili sorunlarımızın nasıl aşılacağını göstermeye çalıştığını mevzu edinmeye karar verdik. Dolayısıyla yazımızda Hegel modern devletle ilgili sorunların ortaya çıkmasına önayak olan, Nurettin Topçu’ysa bu sorunlara çözüm yolu öneren filozof olarak sunulmaya çalışılacaktır.[5]

İsmail Kara’nın dile getirdiği tespit çalışmamızın doğru seçim olduğunu destekler mahiyettir. Zira İsmail Kara’nın Nurettin Topçu’nun Hegel’in devletle ilgili tanımını eserlerinde birkaç defa zikretmesine vurgu yapması aralarında irtibat kurmanın mümkünlüğüne işaret etmektedir. Hem Hegel hem de Nurettin Topçu açısından varlık meselesi temel olduğu için devletle ilgili mevzular merkezden kenarda kalmaktadır. Fakat Hegel’in felsefesinde bazen Varlığın yerini devletin alması keyfiyeti meselenin mahiyetini değiştiriyor. Devletin hiçbir şekilde Varlığın yerini alamayacağını düşünen Nurettin Topçu için Hegel’in devleti Tanrısallaştırılma girişimi de yanılgının sonucudur diye biliriz. Nurettin Topçu için devlet, Allah’ın iradesinin en çok hissedildiği mekândır. Dolayısıyla devlet eğer teslimiyetin Allah’a, hâkimiyetinse Allah’tan olduğu şuurunu terk ederse kendisini kolaylıkla ilahlaştırabilir. Devletin kendisini kolaylıkla ilahlaştırabilme keyfiyetini haiz olduğunun bilincinde olan Nurettin Topçu, Hegel’in aksine devletin varlık hiyerarşisindeki yerinin farkında olması ve gerçek hâkimiyetin Allah’a mahsus olduğunu fehmetmesi gerektiğini savunmaktadır. Her iki filozofun devletle ilgili mevzularda benzeri ve farklı düşünmelerinin sebebi varlık anlayışlarının bir birine çok yakın ama yakın olduğu kadar da uzak olması keyfiyetinden kaynaklanıyor. Hegel ve Nurettin Topçu’nun varlık anlayışlarını açıklamamız çalışmamızın sınırlarını aşmakla birlikte her iki filozofun mutasavvıfların ileri sürdüğü vahdet-i vücut nazariyesine benzer bir anlayışı savunduklarını ama Hegel’in vahdet-i vücut nazariyesini ters çevirdiğini, insanın değil ilahî olanın kendisini gerçekleştirmesi yani kâmilleşmesi gerektiğini savunduğunu ileri sürebiliriz. Buna bağlı olarak da Hegel’in devlet anlayışının -her ne kadar Nurettin Topçu’yla benzeri mefhumları kullanmış olsa da- tamamen farklı sonuçlara ulaştığını görmekteyizdir. Yazımız, iki filozofun devlet anlayışı arasında “yakınlık ölçüsünde uzaklığı” araştırmaya değer bulduğu için husule gelmiştir.

Sonuç

İbrahim Ethem bin Mesut, “Bir asırdaki vukûât tarihinin en derin esbâbı aransa o asrın efkârı, ahlâkiye, itikâdiye ve ilmîyesinde yani hikmetinde bulunur. Asırlar hukemâlarında teşehhus ve hukemâ asırlarına tekaddüm eder[6] diyordu. Hegel ve Nurettin Topçu, İbrahim Ethem bin Mesut’un dile getirdiği hakikate en güzel örneklerdendir. Çalışmamızda ele aldığımız filozofların devletle ilgili ileri sürdüğü görüşler, hayattan, hayatlarından bağımsız şeyler değildi. Her iki filozofu, devleti kendine mevzu etmeye yönlendiren kaygının -ki bu kaygı hayatlarıyla doğrudan irtibatlıdır- ortaya çıkartılması esastır. Kanaatimce sözünü ettiğimiz kaygı var oluşu ilgilendiren yok olma tehlikesiydi. Hegel ve Nurettin Topçu yok olma kaygısı sebebiyle var olma mücadelesi vermişlerdi. Prusya devleti tarafından himaye edilen Hegel, kayı verici bulduğu durumun ortadan kaldırılması için devletle birlikte faaliyet göstermişti. Hegel’in yok olma kaygısından doğan devlet nazariyesi Prusya devletinin de zaman içinde şekillenmesine ve meşruluk kazanmasına sebebiyet vermiştir. Dolayısıyla Hegel’in devlet nazariyesi ve Prusya devleti arasında nazariye-amel ilişkisi söz konusudur. Karl Popper’in ileri sürdüğü şekliyle, devlet nazariyesinin modern otoriter, totaliter devletleri besleyeceğini muhtemelen hayal bile etmeyen Hegel, devletin kendisini Tanrı gibi hissetmesine yol açmıştı. Zira Hegel’in devlet nazariyesi, devletin Tanrısal cevheri haiz olduğunu ileri sürmektedir.

Hegel’in devleti içinde ben’i yok ediyor. İçinde ben olmayan devlette Tanrı’nın tecessüm etmesi Hegel sistemi açısından tutarlıdır. Çünkü Hegel’e göre ferdiyet bilinci Ruh’un kendisini gerçekleştirme aşamalarında oluşur ve zamanla terk edilerek cemiyet bilincine geçiliyor.

Nurettin Topçu modern devletin ben’i yok etmesine karşıdır. Dolayısıyla Nurettin Topçu için tayin edici olan biz ortadan kaybolmadan ben’in varlığının muhafazadır. Ferdî ruhların cemiyet içinde mevcudiyetine önem veren Nurettin Topçu, ferdî ruhların, cemiyeti kurtuluşa götürdüğünü savunmuştur.

Meseleyi, Giriş bölümünde zikrettiğimiz: “Hegel ve Nurettin Topçu’nun, devleti tanımlamak için kullandıkları bazı önermelerin bir birine yakın hatta bir birine benzer olmaları bile meselenin siyasî değil varoluşla ilgili olduğuna delalet etmektedir” tezimizi ileri sürerek mevzu hakkında yeni ufukların olabileceğine telmihte bulunarak çalışmamızı yekûnlaştıralım.

 

Kaynakça

1.      Descartes, Usul Hakkında Nutuk, ter: İbrahim Ethem bin Mesut, Mahmud Bey Matbaası, İstanbul 1895.

2.      İsmail Kara, “Bir Siyasi İhya Teşebbüsü: Topçu’da Siyaset Ve Devlet Telakkisi”, Hece, sayı: 109, Ankara 2006.

3.      Nurettin Topçu, İradenin Davası-Devlet ve Demokrasi, haz. İsmail Kara ve Ezel Erverdi, Dergâh Yay., İstanbul 2012.

 

 

 

 


[1] Tanrı ismini Hegel’le ilgili yerlerde, Allah isminiyse Nurettin Topçu’yla ilgili yerlerde zikredeceğiz.

Hem bağlı oldukları inanç sistemlerinin hem de Mutlak Varlık düşüncelerinin farklı olmasından dolayı bu ayrıma gitmek durumunda kaldık.

 

[2] İsmail Kara, “Bir Siyasi İhya Teşebbüsü: Topçu’da Siyaset Ve Devlet Telakkisi”, Hece, sayı: 109, Ankara 2006, s. 245.

 

[3] Nurettin Topçu, İradenin Davası-Devlet ve Demokrasi, haz. İsmail Kara ve Ezel Erverdi, Dergâh Yay., İstanbul 2012, s. 124.

 

ANKET - ARAŞTIRMA